(7201 s. Tebligat K. m. 32) (2942 S. K. m. 11)
Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Dava konusu taşınmazın kamulaştırması 24.10.1986 tarihinde yapılmış olup, tebliğe çıkarılan kamulaştırma evrakı, köy bekçisine tevdi edilmek suretiyle 5.5.1987 tarihinde Tebligat Kanununun 21. maddesi hükmüne göre tebliğ edilmiştir. Davacı Vekili Av. Mustafa Güleç 20.2.1992 tarihinde açtığı bu dava ile müvekkili davacıya yapılan tebligatın geçersiz olduğunu ileri sürmüş ve bedel arttırımı isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, dava süresinde kabul edilerek yapılan yargılama sonunda dava kısmen kabul edilerek artırım yapılmış ise de buna ilişkin karar, tebligatın geçerli olmasına rağmen geçersiz sayılmasının yasaya uygun olmadığı gerekçesi ile, diğer hususlar incelenmeksizin dairece bozulmuştur.
Dairenin bozma kararı üzerine mahkemece eski kararda direnilmiş, Hukuk Genel Kurulunca, yapılan tebligat, şekil noksanlığı sebebi ile usulsüz olduğundan direnme kararı bu yönden yerinde görülmüş, ancak diğer hususların incelenmesi için dosya daireye gönderilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında, yapılan tebligatın şekil noksanlığı sebebi ile usule aykırı olduğunun kabulü zorunludur. Ancak, Dairenin geri çevirme kararı üzerine dosyaya getirtilen Botaş Genel Müdürlüğünün 27.2.1995 gün ve 1995/100 sayılı yazısında, yapılan araştırma sonunda, ihtilafsız bedelin davacı tarafından bankadan çekilmediğinin anlaşıldığının bildirilmesine karşılık bedelin yatırıldığı T.C. Ziraat Bankası Bursa Şubesi Müdürlüğünün 28.12.1994 gün ve 11868-809 sayılı yazısında, sözkonusu bedelin bizzat davacı İbrahim Öner tarafından 7.5.1987 tarihinde çekildiği bildirilmiş ve buna ilişkin imzalı belge fotokopileri yazıya eklenmiştir. Mahkemece yazılar arasındaki bu çelişki giderildikten sonra davacının ihtilafsız bedeli belirtilen tarihte bankadan çektiğinin anlaşılması halinde, Tebligat Kanununun 32. maddesinin 1. fıkrasının, "tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise, muteber sayılır" hükmünü getirmiş olduğunun, davacının muttali olduğu anlaşılan 5.5.1987 tarihinde yapılan tebligat üzerine bankaya giderek adına yatırılmış bulunan kamulaştırma parasını 7.5.1987 tarihinde çekmiş, bu suretle tebligata konu hususu bu resmi işlemle yerine getirmiş ve ıttıla durumunu bu resmi işlemle belgelendirmiş olduğunun, bu yerine getirmenin, tebligatın konusu tüm hususlara ıttıladan öte bir durum olup, bundan sonra davacının yukarda sözü edilen Tebligat Kanununun 32. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi olduğuna dair hükmüne dayanarak 5 yıl geçtikten sonra kamulaştırmaya yeni ıttılada bulunduğu gerekçesiyle dava açamayacağı, aksinin kabulünün iyi niyetli olmayan davacılara müstehak olmadıkları ikinci bir dava açma hakkının verilmesini içerip, böyle bir uygulamanın objektif iyiniyet kurallarına, hakkaniyete ve yasaya aykırı bulunduğunu; kamulaştırma parasını 7.5.1987 tarihinde bankadan çeken davacının beş yıl sonra, yapılan tebligata yeni muttali olduğunu iddia edip dava açamayacağı, bu nedenle mahkemece usulsüz tebligata ıttıla koşulu, paranın bankadan çekildiği 7.5.1987 tarihinde gerçekleştiğine göre, davacının davasının, Kamulaştırma Kanununun 14. maddesinin 1. fıkrasında yazılı hak düşürücü sürede açılmadığından davanın süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği dikkate alınarak hüküm tesisi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi uygun görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6.4.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy