(2709 S. K. m. 3) (1587 S. K. m. 16) (743 S. K. m. 26)
Dava: Dava dilekçesinde S. olan isminin Hif-Ro olarak düzeltilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı Nüfus İdaresi Temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dosyadaki yazılara, krarın dayandığı deliller ile kanuni gerektirici sebeplere göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usule ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 6.6.1995 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY YAZISI
1- İsim, kişileri toplum içinde tanıtan ve diğer kişilerden ayıran toplumsal ilişkilerde onu belirleyip, bir varlık olarak belirten sözcük ve işarettir.
Kullanılması zorunlu olan isim, özad ve soyadı olup, özad aynı soyadını taşıyan kişileri birbirlerinden, soyadı ise aileyi diğer ailelerden ayırmaya yarar. Önceki asırlarda herkese, ismi üzerinde dilediği gibi tasarruf etme hakkı bahşedilmişiken, sonradan "ismin değişmezliği" prensibi getirilmiştir. Türk Medeni Kanunu'da bu sistemi kabul ile ancak mühim sebepler bulunduğu takdirde, hakimin müsaadesi ile ismin değişebileceğine cevaz vermiştir.
Bu mühim sebepler nelerdir?
Birincisi şahsi sebepler olup, isim elverişsiz, anlaşılmaz, telaffuzu zor veya gülünç, çirkin ve iğrenç olduğu gibi kişinin ilerlemesine imkan vermez veya bunu güçleştirir olmamalıdır.
İkincisi ailevi sebepler olup; evlat edinilen çocuğun durumu, mirasçı nasbı veya vasiyet yolu ile mal bırakılmasının, ismin alınmasına bağlı tutulması, aile isminin çok kötü veya çok karakteristik bulunması veya evlilik dışı doğmuş çocuğun anasının sonraki kocası tarafından kabulü gibi hallerdir.
Üçüncüsü ise ticari sebepler olup; medeni halin değişmesi sonucu ismin değişmesi gerekip zarar doğuracaksa (meşhur olma ve tanınma, uzun mazisi olma, ihracatta tanınma gibi) ismin değişmezliği ilkesi hakim kararıyla kaldırılabilir.
Ancak; ismin değişmesindeki amaç din, menşe ve tabiyeti gizlemeye, toplumu yanıltmaya matuf ise yine talep kabul olunamaz.
Davacı 22.3.1977 tarihinde Almanya'da doğmuş ve Alman Nüfus İdaresinin 23.3.1977 gün ve 757/1977 sayılı doğum belgesine istinaden 25.6.1977 tarihinde Konsoloslukça düzenlenen doğum tutanağına göre 11.7.1977 tarihinde Akçadağ Nüfus İdaresince tescili yapılmıştır.
Davacı "S." özadı ile 27.6.1988'de İlkokulu 16.6.1993'de ortaokulu Almanya'da bitirmiştir. Bu durumda çevresinin, arkadaş ve dostlarının kendisini nüfustaki ismi ile tanıdıkları sabittir. Bu sebeple Türkiye'de oturan tanıklarının, yaşadığı yer olan Almanya'daki durumunu bilmeleri mümkün değildir ve ifadeleride bu sebeple yetersiz ve kabule şayan değildir.
Baba S.'in beyanı üzerine 16.4.1994 tarihinde ve kendisi için tanzim edilen sigorta kaydının ise ismin değişmesine yeterli bir delil olmayıp, bu kaydın nüfus kaydına uygun tanzim edilmesi esas olup, hatalı kaydın delil vasfı yoktur. Ayrıca davacı evlenmekle bu kişinin velayetinden de çıkmış olup, davacı yönünden çocuk parası alınması da artık mümkün değildir. Bu sebeple ismin değiştirilmesini gerektirir muhik sebebin varlığını kabul eden mahkeme kararının bozulması gerekir.
2- Türkiye devletinin dili Türkçe'dir. (Anayasa 3. madde) Bu tabir resmi yerlerdeki konuşma dili ile, resmi belgelerdeki yazı dilinin Türkçe yapılacağını kapsar ve emreder. Davacı bu vatanın, eşit haklara sahip bir vatandaşı olduğuna, azınlık statüsünde bulunmadığına göre, yasal değişiklikler yapılmadan Türkçe okunmayan bir kelimeyi isim olarak alamaz ve taşıyamaz. "Hif-Ro" olarak deiştirilen kelimenin dilbilgisi kaidelerine uygunluğu ve yazım kolaylığı getireceğide düşülemeyeceğinden ve kaldıki, davacı Türkiye'ye dönüş yaptığında bu isimle Türk toplumunda kendini tanıttığında yadırganacağı ve yatsınacağı da açık olup bu dahi davacının kendisini yalnız hissetmesine neden olacağı cihetle talebin reddi gerekir.
Mahkemenin kabul kararı bu sebeplerle bozulması gerektiğinden hükmü onayan çoğunluk kararına katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy