(2942 S. K. m. 11, 15) (3194 S. K. m. 18)
Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
1-Taşınmaz arsa niteliğinde kabul edilerek ona göre değerlendirme yapan bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulmuş ise de; bu konuda herhangi bir inceleme yapılmamış mücerret bilirkişilerin beyanına itibar edilmiştir.
Yargıtay'ca da benimsenen Bakanlar Kurulunun 28.2.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, uygulama imar planı içinde yer almayan taşınmazın, arsa sayılabilmesi için belediye yada mücavir alan sınırları içinde kalıp, iskana ayrılmış, belediye hizmetlerinden (belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanması ve meskun yerler arasında yer almış olması gerekir.
Bu hususlar varsa, Belediye Başkanlığından sorulup alınacak cevap yazısına göre taşınmazın arsa niteliğinde olup olmadığının belgelendirilmemesi doğru değildir.
2-Karar dayanağı bilirkişi raporlarında somut emsal alınıp dava konusu taşınmazla karşılaştırılan taşınmazlar tapu kayıtlarına göre arsadır. Tapuda tarla niteliğinde olup kadastro parseli olan dava konusu taşınmazın karşılaştırma sonucu bulunan değerinden veya yüzölçümünden İmar Kanununun 18. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereği düzenleme ortaklık payına tekabül edecek oranda indirim yapılması gerekip gerekmediğinin belirlenmesi bakımından emsal taşınmazların imar uygulaması sonucu meydana gelen parseller olup olmadığının Belediye İmar Müdürlüğü ile Tapu Müdürlüğünden sorulmaması ve bu suretle eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
3-Kamulaştırma Kanununun 15. maddesinin 13. fıkrası hükmüne göre kamulaştırma kararının tamamlanmasından itibaren bir yıl geçtikten sonra tebligat yapılmış ise değerlendirme bu tebliğ tarihine, tebligat yapılmadan dava açılmış ise dava tarihine göre yapılır ise de, davacıya tebligat, kamulaştırma tarihi olan 24.11.1992 tarihine göre bir yıl içerisinde (19.3.1993 ve 9.3.1993) yapılmış olduğundan bu yasa hükmü uygulanmaz. Kanunun 11. maddesinin (f) ve (g) bentlerine göre değerlendirme tarihi, kamulaştırma tarihidir. O nedenle, bir yıl içinde geçerli tebligat yapılmış olmasına rağmen davanın geç açılmış olması nedeniyle dava tarihine göre değerlendirme yapılmış olması usul ve yasaya aykırıdır.
Sözü edilen 15. maddenin 13. fıkrası yukarıda açıklandığı gibi olup, tebliğden sonra idare mahkemesine dava açılması sebebiyle 14. maddeye göre bedel arttırımı davasının da geç açılmış olması keyfiyeti bu yasa hükmünde dikkate alınmamıştır.
Kamulaştırma tebligatı üzerine idari dava açılması nedeniyle artırım davasındaki gecikmenin, zorunlu olarak tebligat yapılamayan hali öngören son fıkra kapsamına alınması da söz konusu değildir. 13. fıkradaki koşullar, bir yıl içinde tebligat yapılmaması ve tebligat yapılmadan dava açılmasıdır. O nedenle, idari dava açılması sebebi ile kamulaştırmanın yapılmasından itibaren bir yıl geçtikten sonra dava açılmasından son fıkrada söz edilmemesi, bu halde 13. fıkranın uygulanmasını gerektirmez.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6.10.1997 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Mahkeme kararında ve bilirkişi raporlarında değerlendirmenin kamulaştırma tarihi olan 1.8.1995 günü esas alınarak yapıldığı belirtilmekte ise de bu tarih kamulaştırma tarihi olmayıp, idari yargıda açılan davanın reddi üzerine açılan bedel artırımı davası tarihidir. Böylece eylemli olarak dava tarihi esas alınmıştır.
Dairenin arsa araştırması yapılması ve gerekiyorsa düzenleme ortaklık payı düşülmesi konusundaki kararlarına katılıyorum. Buna karşılık, idari yargıya dava açılması durumunda, aşağıda belirtilen nedenlerle, değerlendirmenin bedel artırım davası daha önce açılmışsa bu tarihin, aksi halde idari yargı kararının kesinleştiği tarihin esas alınarak yapılması gerektiği görüşündeyim.
Kamulaştırma Yasasında, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda dava açılması durumunda, bedel artırımı için adli yargıya başvuru süresinin idari yargı kararının kesinleştiği tarihten başlayacağı belirtilmekte ancak, kamulaştırılan taşınmazın kıymetinin hangi tarih esas alınarak belirleneceği konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Yasal boşluğun mevcut kurallarının yorumu yoluyla giderilmesi ve yorum yapılırken hukukun genel ilkelerinin ve Anayasa kurallarının gözönünde tutulması, yapılan yorumun bu kurallara uygun olmasına özen gösterilmesi gerekir.
Kamulaştırma Yasasının 14. maddesinin ilk fıkrası, adli yargıda dava açma süresinin kamulaştırma belgelerinin ilgiliye tebliğinden, aynı maddenin üçüncü fıkrası idari yargıya dava açılması durumunda bu sürenin idari yargı kararının kesinleştiği günden başlayacağını kurala bağlamış, dava açma süresinin başlangıcı açısından kararın kesinleşmesini tebligatla eşdeğerde saymıştır. Aynı varsayımın 15. maddesinin 13. fıkrası açısından da geçerli olması, idari yargı kararının kamulaştırma işleminin tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde kesinleşmemesi durumunda, kıymet takdirinde idari yargı kararının kesinleştiği günün esas tutulması gerekir. Böylece, yasanın kamulaştırma kararından itibaren bir yıldan fazla süre geçmesi durumunda, değerlendirmede kamulaştırma işlemlerinin tamamlanma tarihine dönülmesine cevaz vermeme yolundaki amacına uygun bir uygulama içine girilecektir. Gerek Anayasada, gerek Kamulaştırma Yasasında "kamulaştırma bedeli" kavramıyla amaçlanan kuşkusuz kamulaştırılan taşınmazın, dava tarihine olabildiğince yakın bir tarihteki gerçek karşılığıdır.
Yasanın 15. maddesinin sonuncu fıkrasında, mutlak olarak kamulaştırma tarihindeki değerin esas tutulacağı haller sayılmıştır. Bu istisna hükmünü genişleterek, idari yargıda dava açılması halinde de uygulamak, kamulaştırma kavramıyla bağdaşmaz, Yasanın belirtilen amacına ters düşer, mülkiyet hakkını hakkaniyete aykırı biçimde özünden zedeler. Yasa koyucunun amacı, idari yargıya dava açılması halinde de bu istisna hükmünün uygulanması olsaydı, bunu sonuncu fıkraya ekler, böyle önemli bir konuyu yoruma bırakmazdı. Bir yıl içinde tebligat yapılmaması konusunu düzenleyen 13. fıkraya idari yargıya dava açılmaması halinin eklenmemesinin ise, idari yargı kararının kesinleşmesinin, 14. maddenin üçüncü fıkrası gereği tebligatla eş değerde tutulmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Somut olay esas alınırsa, kamulaştırılan arsaya kamulaştırma günü olan 24.11.1992 tarihi için de gerçekçi olmayan 300.000 TL./m2 değer biçilmiştir. Kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılan davanın reddine ilişkin karar, Danıştay 6. Dairesince 12.6.1995 gününde onanmış ve 1.8.1995'te bedel artırım davası açılmıştır. Kamulaştırma tarihi ile dava tarihi arasında, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre toptan eşya fiyat endeksi altı katın üstünde bir artış göstermiştir.
Takdirin gerçekçi olmaması, idari yargıda açılan davanın makul sürede sonuçlanmaması, enflasyonun ölçüsüz oranda yükselmesi olguları tamamen devletin işlevlerini gereği gibi yerine getirememesinden kaynaklanmaktadır. Buna karşılık, bundan, bu olgulara herhangi bir katkısı söz konusu olmayan davacı zarar görürken, bir devlet kurumu olan davalı yararlanmaktadır.
İdari yargıda dava açanların cezalandırılması sonucunu doğuran böyle bir uygulama, haksız kamulaştırma işlemlerine karşı bile idari yargı yoluna başvurulmasını eylemli olarak engelleyecek, böylece hem hak arama özgürlüğü, hem mülkiyet hakkı zedelenmiş olacaktır.
Ödenecek miktar taşınmazın bedelinden ibaret olacağına göre, kıymetin belirlenmesinde idari yargı kararının kesinleşme tarihinin esas alınmasının idari yargı davası açanları avantajlı konuma getireceği de ileri sürülemez.
Sonuç olarak, idari yargı kararının kesinleştiği tarihin, olayda bedel artırım davası, kesinleşmeden önce açıldığına göre dava tarihinin değer tespitinde esas alınmasının, hakkaniyet kurallarına uygun düşeceği, adil sonuçlar vereceği, yasanın amacıyla uyum içinde olacağı, Anayasayla bağdaşacağı kanısındayım.
Belirtilen nedenlerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy