(2942 S. K. m. 11, 15)
Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalı hazine vekili tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davalı hazine vekili Av. Armağan Örücü ile aleyhine temyiz olunan davacı adına gelen olmadı. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.
YARGITAY KARARI
Dosya içeriğine göre dava konusu taşınmazların da içinde yeraldığı İskenderun Körfezi'nde Sarımazı ve diğer köy sınırları içerisindeki 4.3.1985 tarih ve 85/9100 sayılı kararname ekindeki krokide belirtilen arazi, Bakanlar Kurulu'nun 18.12.1986 gün, 86/11316 sayılı kararı ile Serbest Bölge olarak kamulaştırılmıştır.
Sözü edilen kararname kapsamındaki arazi içinde yer alan dava konusu taşınmazların 2.5.1996 tarihinde takdiri yapılmış, Takdir Komisyonu raporunda bu taşınmazlar tapu kayıtlarına ve kullanma biçimlerine uygun, tarla olarak değerlendirilmişlerdir. Sarımazı Belediye Başkanlığının 18.11.1997 tarihli yazısında, dava konusu taşınmazların "belediye hudutları içinde, belediye mücavir alan içerisinde, imar sahasında" oldukları belirtildikten sonra 15.12.1991 tarihinde imar paftalarının ve haritalarının onaylandığı bildirilmiş, yine belediyeye ait plaj yerine işaret edilerek plaj mevsiminde periyodik taşıma hizmetinin götürüldüğü, plajın çöpünün toplandığı, kanalizasyonun bulunmadığı, aydınlatmasının mevcut olmadığı, su potansiyelinin zengin olup, istendiğinde çıkarılabileceği belirtilmiş, diğer belediye hizmetlerinin varlığından sözedilmemiştir. Dava konusu taşınmazların içinde yeraldığı alanın Bakanlar Kurulu kararıyla Serbest Bölge kapsamına alınmış olduğu dikkate alınarak yazıda sözü edilen 50-0-3a numaralarıyla belirli paftaların İmar Kanununun öngördüğü imar planları niteliğinde olmayıp, esasen bu yerlerde planlama ve parselasyon hizmetlerinin de yapılmadığı ve harita ötesinde herhangi bir işlemin de sözkonusu olmadığı yazı içeriğinden anlaşılmaktadır.
Sarımazı Köyü sınırları içinde bulunan dava konusu taşınmazların içinde yer aldığı kırsal alanın, bazı bölümlerinin haritası hazırlanmış ise de, bunların İmar Kanununun 5. maddesinde tanımlanan plan anlamında olamayacağı açıktır. Sarımazı Belediye Başkanlığının 18.11.1997 tarihli yazısında dava konusu taşınmazların "belediye mücavir alanı içinde, planlı saha içinde, ayrıca belediye imar alanı içerisinde" yer aldığı bildirilmekte ise de, bu yerlerin ancak bir bölümünün o da, sadece haritada yer aldığı, nazım veya imar planlarının yapılmadığı anlaşılmakta; arsa sayıldığı bildirilmekte olmasına rağmen bu niteliğin unsurundan söz edilmemektedir. Nazım imar veya uygulama imar planı içinde yer almayan, belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan taşınmazların (ki böyle bir planın olmadığı da anlaşılmaktadır) arsa sayılabilmesi için, Yargıtay'ca da kısmen benimsenen Bakanlar Kurulunun 28.2.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca belediye ve altyapı hizmetlerinden yararlanan ve meskun olan yerler arasında bulunmaları gerekir. H.G.K.nun 23.10.1994 gün ve 1994/18-441- 1994/766 sayılı kararı da bu yöndedir. Dava konusu taşınmazların haritalarının yapılmış olması İmar Kanununun 5. maddesinde hükme bağlandığı üzere bu haritalar; üzerinde çizilen arazinin genel kullanış biçimlerini başlıca bölge tiplerini bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, yapı yoğunluklarını, çeşitli yerleşim alanlarının gelişme yön büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini bu problemlerinin çözümünü ve benzer hususları düzenleyen raporlara dayalı onanmış bir nazım imar planının varlığı anlamında olamaz. Kaldı ki, böyle bir plan yapılmış olsa bile köy yerleşim merkezinden kilometrelerce uzakta, hiçbir alt yapısı olmayan, köyün nüfus ve yapılaşma yoğunluğu itibariyle uzak bir gelecekte dahi uygulama planı kapsamına alınması, köy yerleşim alanıyla birleştirilmesi mümkün görülmeyen bu taşınmazların, son çıkarılan 17.4.1998 gün ve 1996/3- 1998/1 Sayılı Tevhidi İçtihat Kararı uyarınca da arsa sayılmasına olanak yoktur.
Davalı hazinenin savunmasında da yer aldığı üzere aynı kamulaştırma kapsamındaki taşınmazların tamamı, daha önce açılmış bedel artırım davalarında arazi olarak değerlendirilmiş ve buna ilişkin kararlar kesinleşmiştir. İmar Kanununun belirtilen hükmüne ve bu maddi olgulara rağmen, bilirkişilerin beyanlarına dayanılarak taşınmazların arsa niteliğinde kabulleri ile bu suretle değerlendirme yapan raporlarına göre hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Bu hususlar ile taşınmazların diğer paydaşlarının açtığı mahkemenin 1997/308 esas, 1997/401 (Dairenin 1997/12640 esas, 1998/694 karar) sayılı kararına ilişkin bozma ilamı da nazara alınarak, hiçbir ölçüye göre arsa olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan dava konusu taşınmazların arazi olarak kabulü ile çevrede ekilmesi mutad olan ürünler münavebeye alınmak (bu ürünlere ilişkin dekar başına verim, üretim gideri ve kg toptan satış fiyatları İlçe Tarım Müdürlüğünden getirtilerek) ve uygun kapitalizasyon faizi uygulanmak suretiyle değerlendirme yapılmak üzere Kamulaştırma Kanununun 15. maddesinin 4. ve 5. fıkraları uyarınca yeniden bilirkişi kurulları oluşturulmalı ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı yararına takdir edilen 6.000.000 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine, 30.4.1998 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy