(2942 S. K. m. 14, 17) (743 S. K. m. 663)
Dava: Davacı Ş. Ç. ile davalı Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü aralarındaki kamulaştırma bedelinin artırılması davasına dair Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 25.11.1997 tarihli ve 1996/35-1997/212 sayılı hükmün bozulması hakkında Daire'ce verilen 12.3.1998 tarihli ve 1998/823-2471 sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra, dosyadaki bütün kâğıtlar okunup, gereği düşünüldü:
Karar: Kamulaştırma Kanunu'nun 17. maddesi, tebliğ edilen kamulaştırma işlemine karşı idari ve adli yargıya başvurulmadığı veya bu konuda açılan davaların kesin olarak sonuçlandığı hallerde, kamulaştırma taşınmazın kamulaştıran idare adına tescilini öngörmektedir. Kısacası, kamulaştırma ve bedel kesinleştiğinde, talep edildiği takdirde tescile karar verilir. O halde 17. maddeye göre tescile karar verilmeden önce re'sen varlığı tespit edilecek yasal koşullar bunlardan ibarettir.
Hakim, yapılan tebligatın usûlsüz olduğunu, bu sebeple kamulaştırmanın ve bedelinin kesinleşmediğini tespit ettiğinde, tescil isteminin reddine, aksi halde kabulüne karar verecektir.
Olayımızda dava konusu taşınmazın 17. maddeye göre tesciline karar verilmiş, bu karar kesinleşmiş ve tapuya işlenerek idare adına sicil oluşmuştur. Bu durum gerçekleştikten çok sonra davacı taşınmaz maliki sanki böyle bir tescil işlemi yokmuş gibi bedel artırım davasını açmış ve kendisine yapılan tebligatın geçersizliğini iddia etmiştir. Oysa bedel artırımı davası açmak Kamulaştırma Kanunu'nun 14. maddesine göre bir sükutu hak süresine bağlı olup, tescil kararı veren mahkeme bu hususu re'sen inceleyerek bu sürenin geçtiğini (tebligatı geçerli sayarak) belirledikten sonra, o kararı vermiştir.
Şimdi, açılan bu bedel artırım davasında davanın ön şartı olan tebligatın usûlüne uygun olmadığını, o nedenle kamulaştırmanın kesinleşmediğini, kesinleşmiş karara rağmen kabul edip, bedel artırımına hükmetmek, davalı idarenin kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı haklarını tanımazlık niteliğinde olduğu gibi, kesinleşmiş mahkeme kararının da ihlâlilidir.
Tescil kararı ve buna dayanılarak oluşan sicil geçerliliğini koruduğu sürece bedel artırım davası açılamaz. Bu husus, kamu düzenini yakından ilgilendiren kesinleşmiş mahkeme kararlarına mutlak uyma zorunluluğunu getiren anayasa hükmü gereğidir.
Davacı, 17. maddeye göre verilen tescil kararının temel öğelerinden biri olan kamulaştırma tebligatının geçersiz olduğu, o nedenle oluşan sicilin dayanaksız bulunduğu iddiasında ise, yargılamanın iadesini isteyebilir veya Medeni Kanun'un 932. maddesine dayanarak ilgililer hakkında tapu iptal veya tazminat davasını açabilir. Bu suretle Anayasa'nın teminatı altında bulunan kesinleşmiş mahkeme kararının ve sonuçlarının yok farz edilmesinden kaçınılmış ve aynı zamanda taşınmazın bedelini almış olur. Böyle bir davanın kimlere karşı açılacağı yasada öngörülmüş olup, gerek mahkeme kararından gerekse tapu sicilden tespitinde hiçbir zorluk yoktur.
Kamulaştırma Kanunu'nun 17. maddesinde taşınmaz malikini koruma amacı yoktur. Aksine 17. madde, Medeni Kanunun 633. maddesi uyarınca kesinleşmiş kamulaştırma işlemi ile mülkiyeti kamulaştıran idareye geçmiş bulunan, taşınmaz üzerinde idarenin mülkiyetten doğan bütün haklarını teminat altına almayı ve eksiksiz uygulanmasını sağlamayı amaçlar.
Ayrıca, geçerliliği kesinleşmiş mahkeme kararı ile belirlenmiş bir tebligatın, başka bir mahkemede geçersiz olduğunun kabul edilmesini öngören bir uygulamanın dava ekonomisi ile ilgisi yoktur. Örneğin davacı, kamulaştırmaya yeni muttali olduğunu belirterek bunun iptali için İdare Mahkemesi'ne açtığı dava, tebligat geçerli sayılarak süreden reddedilse idi, bedel artırım davasında bu karar göz ardı edilerek, bu davaya bakan hakim tebligatı geçersiz sayabilir miydi? Elbette geçerli sayamazdı. Aynı husus burada da geçerlidir.
Öteden beri yerleşmiş uygulama bu yönde olup, bunun değiştirilmesini gerektiren bir hukuki neden yoktur.
Bu itibarla ve düzeltilmesi istenilen Yargıtay ilamında açıklanan gerekçelere göre düzeltme dileğinde ileri sürülen sebepler HUMK'nin 440. maddesindeki yazılı hallerden hiçbirisine uymadığından vaki düzeltme isteğinin REDDİNE, 1.750.000 TL para cezasının düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydettirilmesine, 6.7.1998 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Kamulaştırma Yasası'nın 17. maddesi, tebliğ edilen kamulaştırma işlemine karşı idari ve adli yargıya başvurulmadığı ya da bu konuda açılan davaların kesin olarak sonuçlandığı, ancak, taşınmaz sahibinin ferağ vermediği hallerde, takdir edilen ve artırılan bedelin bankaya yatırılması koşuluyla taşınmazın kamulaştıran idare adına tescil edileceğini öngörmektedir.
Yöntemine uygun bir tebligat yapılmasını, adli ve idari yargıda açılan davaların kesin olarak sonuçlanmasını, takdir edilen ve artırılan bedelin bankaya yatırılmasını şart kılan 17. madde, taşınmaz mal sahibini korumak amacını gütmektedir. Usûle aykırı bir tebligata dayalı olarak, kamulaştırma işleminin kesinleştiğini ve bedelin alındığını varsaymak ve böylece açılan bedel artırım davasının reddedilmesi ya da tescilin iptali koşuluna bağlanması gerektiğini savunmak, maddenin belirtilen konuluş amacıyla çatışır.
Kamulaştırma Yasası'nın 7 ve 13. maddelerine göre kamulaştırılacak taşınmaz malın sahibinin gerçek adresini araştırıp tespit etmek ve bu adrese tebligat çıkarmak tamamen kamulaştıran idarenin görevidir. Bu görev, yapılan tebligat işleminin usûlüne uygunluğunu denetlenmeyi de içerir. İdarenin görevini yerine getirmekteki ihmal ve kusuru sonucu verilen yolsuz tescil kararının, açılan bedel artırım davasının reddine neden olması ya da bu davanın yolsuz tescilin iptali koşuluna bağlanması, idarenin kusurunun külfetinin taşınmaz sahibine yüklenmesi sonucunu doğurur.
Bedel artırım davasının sonuçlanması, 17. madde kapsamında açılacak tescil davalarının bir önkoşuludur. Buna karşılık, bedel artırım davası tescilden bağımsız bir kavramdır. Taşınmazın 16. madde uyarınca davalı idare adına tescilinin ya da ferağının bedel artırım davasını engellemediği gibi, 17. madde uyarınca yapılan yolsuz tescilin de bedel artırımı davasına engel olmaması gerekir.
Bedel artırım davası açılmasının yolsuz tescil işleminin iptaline bağlı kılınması, idare adına yapılan tescilin iptali ve taşınmaz sahibi adına tescili, bedel artırım davasının sonuçlanmasından sonra yeni bir tescil davasıyla taşınmaz sahibi adına tescilin iptaliyle idare adına tescili gibi dava ekonomisi kavramıyla bağdaşmayan bir seri işlemin yapılmasını gerektirecektir.
Bedel artırım davasının açılmasını 17. madde uyarınca yapılan yolsuz tescilin iptali önkoşuluna bağlamanın sakıncası somut olayda daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü'nce kamulaştırılan ve usûlsüz bir tebligata dayalı olarak idare adına tescil edilen taşınmaz, yıllar önce bir kooperatife satılmış, İmar Yasası gereği gerçekleştirilen bir dizi ifraz ve tevhitten sonra yapılar tamamlanıp iyi niyet sahibi üçüncü şahıslara satılmıştır. Yolsuz tescilin iptali davasının kime karşı açılacağı belli olmadığı gibi, açılacak tescilin iptali davasının Medeni Kanun'un 931. maddesi gereği kabulüne de olanak bulunmadığından, bedel artırım davasının da redle sonuçlanması kaçınılmaz olacaktır.
Belirtilen nedenlerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyor, karar düzeltme isteminin kabulü ile Daire'nin bozma kararının kaldırılması ve mahkeme kararının esastan da incelenerek onanması gerektiğini düşünüyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy