(2942 S. K. m. 11) (818 S. K. m. 103, 105)
Davacı, kamulaştırılan taşınmaza, Kamulaştırma Kanununun 11. maddesi uyarınca oluşturulan takdir komisyonunun takdir ettiği 205.791.000 TL'nın 3.11.1995 tarihinde açtığı bedel arttırımı davası sonunda 1.705.791.000 TL'ye çıkarıldığını, 18.2.1998 tarihinde bu bedeli %30 temerrüt faizi ile birlikte tahsil ettiğini, bu faizin üzerinde zararı bulunduğunu, çünkü hükmen tahsiline karar verilen ilave 1.500.000.000 TL'yi en yüksek faiz veren banka mevduat hesaplarına yatırmış olsa idi, bedel arttırımı davasının açıldığı 3.11.1995 tarihi ile ödemenin yapıldığı 18.2.1998 tarihi arasında elde edilmiş olabilecek faizin, 3.080.000.000 TL. olacağını, ödenen %30 faiz çıkarıldığında munzam zararının 1.600.000.000 TL. olacağını ileri sürerek BK. nun 105. maddesine göre bu zararın tahsilini istemiştir.
Mahkemece, dava kısmen kabul edilerek istenen meblağın 487.479.452 TL'sının tahsiline karar verilmiştir.
Kamulaştırma bedelinin arttırılmasına ilişkin davalarda, arttırılan bedel üzerinden %30 temerrüt faizi ödeneceği, içtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 20.10.1989 gün ve 4/3 sayılı kararı gereğidir. Bu faiz başlangıcının da, kamulaştırmanın idari yönden kesinleştiği, ya da kamulaştırma tarihinden geriye gitmemek üzere, fiili el koyma veya tapuda yazılı ferağ tarihinden başlayacağı kabul edilmiştir.
Davacı, bedel arttırım davası sonunda hükmolunan bu faizi, arttırılan bedelin ödendiği tarihe kadar geçen süre için tahakkuk ettirip tahsil ettirmiştir.
Borçlar Kanunu'nun 105. maddesi, alacaklının düçar olduğu zararın 103. maddede öngörülen geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde bu zararı borçludan isteyebileceğini öngörmüştür. Ancak, 103. maddeye göre gecikme faizi ödenmesi için borçlunun kusurlu olmasına gerek olmamasına karşın, 105. maddeye göre munzam zarar söz konusu olduğunda borçlu, temerrüde düşmeden, diğer bir deyimle istenen alacağı hemen ödememesinde bir kusuru bulunmadığını kanıtladığı takdirde zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. O halde munzam zararın ödenmesi söz konusu olduğunda kusur, bir unsur olarak yer almaktadır.
Ayrıca, alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır. Mücerret, enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin, temerrüt faizinden yüksek oranda olması munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü, başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını; alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark sebebiyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır. Dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi alacağı parayı bankaya koyup daha yüksek faiz alabileceğine dair genel, afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik konjonktürel olgular BK. nun 105. maddesinde sözü edilen "munzam zarar" tazminatını gerektirmez.
Yukarıda da açıklandığı üzere davalı idarenin, davacının ekonomik konjonktür sebebiyle ya da temerrüt faizinin yasayla belirlenmiş oranından fazla bir zarara uğramış olmasında bir kusuru da bulunmamaktadır. Gerçekten Anayasa ve yasaların verdiği yetkiye dayanarak kamulaştırma kararı veren idare, kamulaştırılmasına karar verdiği taşınmazın değerini, diğer bir deyimle taşınmaz malikine ödenecek bedelini kendisi takdir etmediği için, daha sonra açılan bedel arttırım davası sonunda mahkemece tespit edilen artan bedelin dava sonuçlanıncaya kadar geçen süre içerisinde mahrum kalınan banka faizi ya da başka bir biçimde elde edilebilecek gelirinden sorumlu tutulamaz. Bilindiği gibi Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca kıymet takdiri yapacak bilirkişi kurulları, yasada nitelikleri öngörülen uzman kişiler arasından, kamulaştıran idarenin dışında seçilmekte ve hakim önünde yemin ettirildikten sonra göreve başlamakta olup, bu bilirkişilerin kıymet takdirini nasıl yapacakları da 11. maddede ayrıntılı biçimde yer alan hükümlere tabidir. Bu tarafsız komisyonun belirlediği değere taşınmaz maliki kadar kamulaştıran idare dahi itiraz edebilir ve taşınmaz malikinin bedel arttırım davası açma hakkına karşılık bedel indirim davası açma hakkına sahip bulunmaktadır. Bu yasal durum karşısında idare, daha sonra açılan bedel arttırım davasında, takdir edilen bedelden fazla bir bedel belirlenmesi sebebiyle arada oluşan farkın, kamulaştırma tarihi yerine bedel arttırım davasının sonuçlanmasından sonra ödenmesinden doğan munzam zarardan sorumlu tutulamaz. Arttırılan bedele kamulaştırma işleminin kesinleşmesinden başlayarak temerrüt faizinin ödenmesine, alacaklının zararı ya da borçlunun kusuru olup olmadığı etkili olmamasına karşın munzam zarar istenmesi sözkonusu olduğunda hem alacaklının zararı hem de borçlunun kusurunun kanıtlanması gerekir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere davada her iki yasal koşul gerçekleşmemiştir. Davalı idarenin, yasa hükümlerine uygun olarak kendi dışında yeminli bilirkişi kurulunun (takdir komisyonu) belirlediği kamulaştırma bedelini az bulup bedel arttırım davası açan davacı alacaklının bu davasına karşı çıkması yasal hakkı olduğu ve takdir komisyonunca belirlenen bedelin yargılama sonunda mahkemece saptanan bedelin altında olmasında herhangi bir rolü ve etkisi bulunmadığı cihetle,
aradaki farkın da davadan öncesinde ödemesi gerektiği varsayımına dayanılarak davacı alacaklının bu farkın işletilmesinden doğacak kazanç mahrumiyetinden sorumlu tutulamayacağından, davanın reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan bozma nedenlerine göre munzam zarar hesaplanmasındaki yönteme ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.5.1999 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Mahkeme kararının hakkaniyete uygun olduğu ve onanması gerektiği görüşündeyim.
Bu nedenle kararın bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy