(2942 S. K. m. 11, 29) (YİBK 1996/3E 1998/1K 17/04/1998)
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
1- Taşınmaz arsa niteliğinde kabul edilerek ona göre değerlendirme yapan bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulmuş ise de; bu konuda herhangi bir inceleme yapılmamış mücerret bilirkişilerin beyanına itibar edilmiştir.
Bakanlar Kurulunun Yargıtay'ca kısmen benimsenen 28.2.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanan ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.
Taşınmaz belediye nazım imar planı içinde ise, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.4.1998 gün ve 1996/3-1998/1 Sayılı Kararı uyarınca, bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilmek üzere araştırılmalıdır.
Taşınmazın arsa olarak sayılabilmesinin en önde gelen koşulları belediye veya mücavir alan sınırları içinde bulunması olup tapu kaydına göre köyde ve tarla olarak kayıtlı bulunan taşınmazın yukarıda sözü edilen niteliklerinin araştırılması gerekir.
2- Bilirkişi raporlarında davaya konu taşınmaz ile aynı köyde bulunan dava konusu taşınmaz gibi büyük yüzölçümüne sahip 2112 parsel numaralı emsalin satış değerinin düşük gösterildiğinden bahisle emsal olamayacağı bildirilmiş başka bir köyde bulunan dava konusu taşınmaza göre çok daha küçük yüzölçümde olan 441 parsel satışı emsal alınmıştır. 2112 nolu parselin alıcısının Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık AŞ. olmasına karşılık emsal olarak alınan 441 nolu
parselin alıcısı Sancak Havacılık Hizmetleri AŞ. dir. Her iki satışın alıcısı da Anonim Şirket olduğuna göre bunlardan birinin tapuda gerçek değerle satış yapmadığının kabulünün mümkün olmadığının düşünülmemesi,
Öte yandan dairece incelenen aynı kamulaştırma kapsamındaki diğer taşınmazlara 7, 5-8 milyon TL/m2 değer belirlendiği halde üstün özelliklerinin neler olduğu yeterince açıklanmadan ve inandırıcı olmayan gerekçelerle dava konusu taşınmazlara 42.776.776 TL/m2 değer belirlenmesi,
3- Taşınmazın üzerinde satış mağazası olarak nitelenen betonarme karkas bina bilirkişi raporlarında belirlendiği gibi organize sanayii bölgesinde yer almamakta münferiden kullanılan bir yapı niteliğinde olduğu halde ençok küçük sanayi siteleri ve betonarme karkas yapı türünden olan 3. sınıf B grubuna dahil olması gerekirken dördüncü sınıf B grubundan sayılması,
4- Taşınmaz üzerinde bulunan ağaçların kaim değerinin tespiti için Tarım İlçe Müdürlüğünden belge getirtilmeden ve denetimi yapılmadan Kıymet Takdir Komisyonu Raporunun çok üzerinde bir değer belirlenmesi,
5- Bilirkişi kurullarınca emsal olarak incelenen taşınmazların alıcı ve satıcısı, satış tarihi ile değerini gösterir biçimde tapu kayıtları getirtilip raporların denetlenmemesi,
6- Somut emsal kabul edilen taşınmazın imar düzenlemesi sonucu oluşan parsel olup olmadığının incelenmemesi,
7- Kamulaştırma Kanununun kıymet takdiri esaslarını belirleyen 11. maddesi hükmüne göre bedel arttırım davasına konu edilebilecek husus, taşınmazın emsale göre belirlenecek gerçek değeridir. Bu değerin içinde vergi veya başkaca herhangi bir unsurun talebe konu olması ve dikkate alınması söz konusu değildir. Bedel ile birlikte hükmedilen vergi niteliğindeki (KDV) Kamulaştırma Kanununun 29. maddesi kapsamında değildir. O halde Kamulaştırma Kanununun 11. maddesine göre belirlenen kamulaştırma bedeline KDV'ne tekabül eden miktarın ilave edilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı;
Yargıtay uygulamalarında Kamulaştırma Kanununun 14. maddesinin 1. fıkrasında sözü edilen "ilgililer" deyimi dikkate alınarak ipotek hakkı sahiplerinin dava açabilecekleri kabul edilmekte olduğuna göre ipotek alacaklısı bulunan Türk Ticaret Bankasının dava açabileceği tabiidir. Ancak; Böyle bir davada arttırılmasına karar verilen bedelin alacaklıya ödenmesine karar verilemez. İcra İflas Kanunu hükümleri uyarınca takibin şekli (iflas, haciz, ipoteğin paraya çevrilmesi gibi) dikkate alınarak bedelin kime ödeneceği haczin hukuki dayanağı araştırılarak belirlenir.
Mahkemece, davacı banka lehine tesis edilmiş bulunan ipoteğin arttırılan kamulaştırma bedeline yansıtılmasına karar verilmesi gerekirken yalnızca bedelin tahsiline dair hüküm kurulması da isabetli görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428 nci maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 4.6.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy