(2942 S. K. m. 11, 12, 15) (28.02.1983 T. 6122 S. BKK m. 2) (1086 S. K. m. 275, 278)
Dava: Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: 1- Bilirkişi kurulları raporlarında nitelikleri, konumu ve çevre özellikleri belirtilerek taşınmaz arsa olarak değerlendirilmişse de, keşifte dava konusu yeri inceleyip, hakkında bilgi edinen hakimin, tutanağa geçecek genel nitelikteki objektif gözlemleri ile ve yargı denetimine olanak sağlamak amacıyla, dosyaya konulacak planlar, fotoğraflar, ilgili belediyeler, imar müdürlükleri, kadastro müdürlükleri gibi merciilerden alınacak belgelerle desteklenmedikçe, mücerret belediye yazısı ve bilirkişi raporlarındaki belirlemeler, imar planı dışında yada henüz imar planı yapılmamış yörelerdeki taşınmazların arsa sayılabilmesi için her zaman yeterli olmazlar.
Bakanlar Kurulunun Yargıtayca da kısmen benimsenen 28.2.1983 günlü, 1983/6122 Sayılı Karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın arsa sayılabilmesi için, belediye yada mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (belediyece, meskun olduğu için yada meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanan meskun yerler arasında yer alması gerekir.
2- Taşınmazın arsa olarak nitelendirilmesi durumunda dahi mevcut bilirkişi kurulları raporları hüküm kurmaya elverişli değildir.
Şöyle ki;
Bilirkişi kurulları Antakya Kavaslı Mıntıkasında 2633 parseli emsal alarak düzenledikleri raporlara göre, emsal taşınmaz 5 kata müsaadeli 631.90 m2 alanında bir imar parselidir. Dava konusu taşınmaz ise, yeni belde olmuş bir köyde, beldenin henüz imar planı yapılmadığı için akıbeti belli olmayan bir arazi parçasıdır. Bu belirlemelere rağmen, dava konusu taşınmazın ikinci bilirkişi kurulu tarafından emsal ile aynı değerde olduğu, birinci raporda ise emsalden sadece %45 daha az değerde olduğunun öne sürülmesi, köy sınırları içerisinde bulunan, kamulaştırma uygulaması açısından arsa sayılsa bile fiilen tarım arazisi vasfı ağır basan, belde belediyesinin sınırlı hizmetlerinden kısmen yararlanabilecek durumda olan dava konusu taşınmaza, fahiş değer takdir edildiği izlenimi doğmaktadır.
Bundan ayrı, kamulaştırılan taşınmaz bedeli olarak 1.bilirkişi kurulu m2ye 5.500.000 TL., 2.bilirkişi kurulu 9.750.000 TL. değer belirlemişlerdir. HUMK. nun 275. maddesine göre, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir. Aynı Kanunun 278.maddesine göre, malumatına müracaat edilecek hususu bilmeksizin sanatını icra etmesi kabil olmayanların bilirkişiliği kabulü zorunludur. Kamulaştırma Yasasının 15.maddesinde, kamulaştırılan taşınmaz malın kıymetini 11 ve 12. maddeler hükümlerine göre bilirkişi kurullarının tayin edeceği belirtilmiş olup, aynı maddenin ilk fıkrası bilirkişilerin niteliklerine ilişkin hükümler içermektedir. Tüm bu kurallar, özel ve teknik bilgiye gerektirmesi nedeniyle hakimin bilgi ve takdir alanını aşan konularda, nihai aşamada yine Anayasaya, kanuna, hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecek olan hakimlerin doğruya erişmesine yardımcı olmak amacı ile konulmuştur.
Uzman olmaları nedeniyle görevlendirilen bilirkişi kurullarının, vardıkları sonuçlarda belli oranlarda sapmalar olması doğalsa da, somut olayda olduğu gibi, aynı emsali somut emsal alarak 1.bilirkişi kurulunun 5.500.000 TL/m2 değer biçtiği bir taşınmaza 2.bilirkişi kurulunun 9.750.000 TL/m2 (düzenleme ortaklık payına tekabül kısmı düşüldükten sonra) gibi fahiş oranda farklı değerler belirlemeleri durumunda, bilirkişi kurullarının vardıkları sonuçların gerçekle bağdaşmadığı, güvenilir olmadığı ve bilirkişilerin görevlerini işin önemi ile orantılı özen göstermeden yerine getirdikleri sonucuna varılır. Uzman oldukları varsayılarak görev tevdi edilen bilirkişilerin vardıkları bu ölçüde farklı sonuçlar hakimde hüküm vermek için, Anayasanın 138.maddesi uyarınca, gerekli vicdani kanaati oluşturamayacağı kuşkusuzdur.
Kamulaştırma Yasasının 15.maddesi taşınmaz malın kıymetinin bilirkişi marifetiyle tesbit edileceğini öngörmekle birlikte, bilirkişilerin denetimi ve yapılan değerlendirmelerin çevre gerçeklerine uygunluğunu sağlamak görevi ilk planda ve öncelikle çevreyi ve kamulaştırma konusu taşınmaz malı tanıyan ve bu konuda nihai hüküm verecek olan hakime aittir. Nitekim 2942 sayılı Yasanın 15. maddesi bilirkişi kurulu tarafından belirlenen bedelin isabetli olup olmadığının takdir yetkisini hakime vermiştir.
Ayrıca taşınmazın kamulaştırmadan artan bölümünün çevre yoluna cephe kazanmasının kalan kısımda değer artışı yaratacağı bir gerçekken, raporlarda bu konu tartışılmamıştır.
Bu durumda, henüz imar planında bulunmayan taşınmazın arsa sayılabilmesi için yukarıda sayılan unsurları taşıyıp taşımadığını saptanması amacıyla, yeniden keşif yapılması, keşif tutanağına hakimin genel ve objektif gözlemlerinin yazılması, Yargıtay denetimine olanak sağlamak açısından taşınmazın çevresi ile birlikte arsa sayılması için gerekli unsurları haiz olup olmadığını gösterecek nitelikte fotoğraflarının ve çevredeki yapılaşma ve tesisleri de, mümkün olduğu kadar mesafe de belirterek, gösteren ayrıntılı plan yada krokisinin ve bağlı olduğu yerleşim merkezi yada il, ilçe merkezine uzaklığının belirlenmesi ve tüm bu araştırmalar sonucuna göre arsa yada arazi olarak değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç olarak, yapılacak keşif ve araştırmalar neticesinde dava konusu taşınmaz arsa olarak nitelendirilirse her iki bilirkişi kurulundan taşınmazın gerçek değeri konusunda bozma esaslarını gözetecek şekilde ek raporlar alınmalı, taşınmazın tarım arazisi olarak nitelendirilmesi durumunda ise olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir esas alınarak değer belirlenmeli ve hasıl olacak duruma göre karar verilmelidir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.04.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy