(743 S. K. m. 26) (1587 S. K. m. 46)
Dava dilekçesinde isim ve soyadının düzeltilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı, dava açtığı 1.10.1999 tarihli dilekçesinde; anne ve babasının 1992 yılında boşandığını, velayetinin annesine verildiğini, devamlı olarak onun yanında kaldığını, babasının kendisi ile hiç ilgilenmediğini, çevrede iyi tanınmayıp kötü bir hayat sürdüğünü, bu sebepten daha önce annesinin Özge ismine kendi kızlık soyadı olan Durmuş'u ilave ettirdiğini, kardeşi Murat'ın da soyadını Durmuş olarak düzelttirdiğini, bu farklılığın kendisini mağdur ettiğini çevrede de böyle tanınıp bilindiğini ileri sürerek Özge Durmuş olan isminin eskisi gibi Özge, Hergül olan soyadının ise Durmuş olarak düzeltilmesini talep ve dava etmiş, dinlenen tanıklar dahi davacının iddiasını doğrulamışlardır.
Medeni Kanunun 26. maddesine göre, haklı sebebin varlığı halinde, ismin ve soyadın değiştirilmesi mümkün olup, Yargıtay uygulamalarında, kişinin toplum içinde bilinip tanındığı ismi ile anılmayı istemesinin ve bunu kayden de taşımasının haklı sebep teşkil edeceği kabul edilmiştir.
Bu durumda, kanuni bir sakınca da bulunmadığı halde mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken; öz isimden soy ismi yapılmasının ve 1587 Sayılı Kanunun 46/3. maddesinin yanlış yorumlanarak (bu madde sadece yaş tashihi davaları ile ilgili olup isim veya soyadı düzeltme davalarına uygulanamaz) isim değişikliği için ikinci dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçeleri ile reddi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.09.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy