(743 S. K. m. 74, 76, 77)
Dava: Dava dilekçesinde vakıf senedinin iptaliyle vakfın ortadan kaldırılması istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalılar vekilleri tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle, taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz edenlerden davalılar vekilleri Av. M.P. ve Y.Ö. ile aleyhine temyiz olunan davacı vekili Av. Z.E. geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip gereği düşünüldü:
Karar: Vakfedenin mirasçıları tarafından, Türk Medeni Kanununun 76 ıncı maddesine dayanılarak açılan davada, vakıf senedinin iptali ve buna bağlı olara vakfın da ortadan kaldırılmasına karar verilmesi istenilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğünün yanı sıra davaya konu edilen D.B. H.T. Vakfı Yönetim Kuruluna da davalı sıfatıyla husumet yönetilmiş, ancak İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Vakfın adresi gibi gösterilerek adeta vakfın temsilcisi konumuna getirilmiştir.
İzmir 4. Noterliğinin 30.3.1993 tarih ve 10800 numaralı işlemiyle düzenlenen vakıf senedine göre kurulan davalı vakıf, İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11. 05.1993 tarih ve 1993/65-324 sayılı kararı gereği temsil edilerek, Türk Medeni Kanununun 74 üncü ve Tüzüğün 8 inci maddeleri hükümleri uyarınca tüzel kişilik kazanmıştır. O halde, vakıf tüzel kişiliğine, kuruluşunu sağlayan vakıf senedinin iptaline ve kendisinin ortadan kaldırılmasına yönelik bu davada temsil edilip savunma hakkını kullanmasının sağlanması kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Davaya konu vakıf senedinin 4/b maddesinde, vakfı temsil yetkisi Yönetim Kurulu Başkanına verilmiş ise de, senedin aynı maddesine göre kendi arasından başkanını seçecek olan yönetim kurulu ve yönetim kurulunu belirleyecek olan kurucu kurul oluşamadığından, vakıf tüzel kişilğinin Türk Medeni Kanununun 47 nci maddesi uyarınca medeni haklarını kulanma yetkisi henüz başlamamıştır.
Dava dilekçesinde davalı vakfa adres olarak gösterilen İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünün, adı geçen vakfı, kanuna veya akde dayalı bir temsil yetkisi bulunmadığı gibi, vakıf senedine göre vakfın adresi de değildir. Nitekim, dosyadaki belgelerden, bu dava sonunda verilen inceleme konusu karar ile bu kararla ilgili temyiz dilekçesinin davalı vakıf adına tebliğ edildiği Vakıflar Bölge Müdürlüğünce, tebliğ evrakı açılmadan, aynı gerekçe ile mahkemesine (açılan davanın henüz sonuçlanmadığı da hatırlatılarak) geri gönderildiği anlaşılmaktadır. Esasen bu davaya, diğer davalı Vakıflar Genel Müdürlüğüne izafeten katılan İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünün ayrıca davalı vakıf adına da davayı takip etmesi olanaksızdır.
Davalı Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili tarafından, dava aşamasında 25.3.2000 ve 6.11.2000 tarihli oturumlarda, davalı D.B. H.T. Vakfı'nın yöneticisi ve temsilcisi bulunmadığından anılan vakfa yönetici atanması için İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan 2000/792 esas sayılı davanın sonucunun beklenilmesi istenilmiş; müdahil Türk Eğitim Vakfı vekili de, davalı vakfın davada temsil edilmesi gerektiği yolundaki itirazını ısrarla ileri sürmüş olmasına rağmen mahkemece bu itirazlar dikkate alınmamıştır.
Türk Medeni Kanununun 77 nci maddesi ile Tüzüğün 17 nci maddesinde, vakıf senedinde vakfın organları, yönetim şekli ve temsil tarzı yeterli derecede gösterilmemiş olur veya sonradan bir imkansızlık doğarsa teftiş makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) bunları vakfedene tamamlattıracağı; vakfedenin ölümü veya bu tamamlamayı yapamayacak bir durumda bulunması halinde teftiş makamının bu konuda düşüncesiyle birlikte mahkemeye başvuracağı, bu noksanların vakfın hükümsüzlüğünü gerektirmeyeceği öngörülmüştür.
Somut olayda da, açıklanan bu hükümler çerçevesinde, davalı vakfın yönetim organının oluşumunda ve temsil tarzında karşılaşılan olanaksızlık nedeniyle teftiş makamınca, vakfa yönetici atanması istemiyle mahkemeye başvurulduğuna ve dava derdest bulunduğuna göre, mahkemece, davalı vakfın aleyhine açılan bu davada savunma hakkını kullanabilmesi için, o davanın sonucunda atanacak yöneticiye dava dilekçesinin tebliği ile vakfı temsilen davaya iştiraki sağlandıktan sonra, tarafların iddia ve savunmalarında ortaya konulan deliller etraflı şekilde toplanıp değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davalı vakfın davada temsil olanağı sağlanmadan yokluğunda yargılama yapılıp davanın kabulüne karar verilmiş bulunması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönler incelenmeksizin hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULLMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalılar yararına takdir edilen 97.500.000'ar TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı taraflara verilmesine, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 8.5.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy