(634 S. K. m. 10, 12, 50)
Dava: Dava dilekçesinde ortaklığın giderilmesi istenilmiştir. Mahkemece ortaklığın satış suretiyle giderilmesi cihetine gidilmiş, hüküm davalı Mehmet tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dava dilekçesinde, bir kısım davalıların miras bırakanının da paydaş olduğu 182 ve 2285 parsel sayılı taşınmazlardaki ortaklığın taksim veya satış yoluyla giderilmesi, söz konusu pay üzerine alacağından dolayı haciz koyduran alacaklı tarafından talep edilmiş, yargılama sırasında 182 parsel nolu taşınmazla ilgili davadan vazgeçilmiş, davaya üzerinde yapı bulunan 2285 parsel sayılı taşınmaz için devam edilmiş, mahkemece konunun uzmanı olmayan bilirkişi marifetiyle yaptırılan inceleme sonucunda alınan yetersiz rapora dayanılarak ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiş, hüküm, taşınmazda kat mülkiyeti kurulabileceği ve ortaklığın bu suretle giderilmesi gerektiğinden bahisle temyiz edilmiştir.
Dosyaya getirtilen tapu kaydına göre 2285 parsel nolu taşınmazda 19 paydaş bulunup, bunlardan biri borçlu davalının miras bırakanına ait olup aynı soyadı taşıyan iki paydaş (Kasım ve Recep Bülbül) da paydaşlar arasındadır. Bir kısım paydaşlar taşınmazda kat maliki olduklarını savunmuşlar, temyiz dilekçesinde de 6 katlı olan taşınmazda 18 bağımsız bölüm bulunduğu, fiilen taksim edilmiş olduğu ve her bir bağımsız bölümün paydaşların ayrı ayrı tasarrufunda bulunduğu öne sürülmüştür.
Alınan bilirkişi raporunda ise 5 katlı taşınmazda 14 bağımsız bölüm olduğu belirtilerek ve kat mülkiyeti bulunmadığından bahisle aynen taksimin mümkün olmadığı açıklanmıştır.
Görüldüğü üzere bilirkişi raporundaki tespitler ile davalıların savunmaları arasında esaslı çelişkiler mevcut olup, taşınmazda kat mülkiyeti kurulu olmadığına dair olan bilirkişi gerekçesinin, ortaklığın kat mülkiyeti kurularak giderilmesi talebini içeren bir davada yerinde ve yasal olmadığı da açıktır.
Mahkemece, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 10. maddesinin son fıkrası ve yollama yaptığı 12. maddesinin uygulanacağı bu davada öncelikle konunun uzmanı olan mimar-mühendis bilirkişi marifetiyle (gerektiğinde aralarında hukukçu de olan bilirkişi kurulu ile) yeniden keşif yapılıp, davaya konu taşınmazın Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 50/2 maddesinde yazılı nitelikleri taşıyıp taşımadığı (tamamının kargir olup olmadığı) ve aynı Kanunun 1. maddesinde belirtildiği şekilde anayapıda yer alan ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olan bölümlerin kaç adet olduğu, bunların fiilen kimlerin kullanımında bulunduğu, her bir paydaşa ayrı bir bağımsız bölüm düşüp düşmediği tespit edilmelidir. Ayrı ayrı pay satın almış olsalar dahi kendi rızaları ile aynı bölümü kullanmakta olan paydaşlar var ise bunlara istekleri halinde tek bağımsız bölüm tahsis edilebileceği, aynı biçimde mirasçı sıfatıyla iştirak halinde malikler Alaattin ve şeriklerine de bir bütün olarak nazara alınıp hisseli şekilde bağımsız bölüm tahsis edilebileceği, fiili taksimin mevcudiyeti halinde ayrıca bir taksime veya kuraya veya ivaz ilavesine gerek olmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Bu şartlar olumlu olarak gerçekleştiğinde mahkemece Yasanın 12. maddesinde yazılı olan kat mülkiyetinin kurulabilmesi için gerekli belgeler (mimari proje ve vaziyet planı, fotoğraflar, bağımsız bölüm listesi, yönetim planı ve iskan izni) tamamlanmalı, bunlardan tarafların rızalarını ihtiva etmesi gerekenlerden taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı takdirde 12. maddede yazılı tüm belgelerin hükümden önce tamamlanmış olması gerektiği dikkate alınarak imzadan kaçınan paydaşa uygun süre verilmeli, bu süre sonunda imzalamadığı takdirde hükümle birlikte imzalamış sayılmasına ve bilirkişinin belirleyeceği arsa payları esas alınarak her bir bağımsız bölümün ayrı ayrı paydaşlara tahsisi suretiyle kat mülkiyeti kurularak ortaklığın giderilmesine karar verilmelidir.
Açıklanan bu yönler gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı olduğu biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.02.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy