(2942 S. K. m. 11, 15)
Dava: Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme ile alınan raporlar hüküm kurmaya yeterli değildir.
Şöyle ki;
1- Kamulaştırma Kanununun 11.maddesine göre bedel artırımı davalarında kamulaştırma bedeli taşınmazın kamulaştırma tarihindeki değerine göre hesaplanır. Aynı kanunun 15.maddesinin 13.fıkrası hükmüne göre ise kamulaştırma tebligatı kamulaştırma tarihinden itibaren bir yıl içinde yapılmadığı takdirde ancak tebliğ tarihine göre değerlendirme yapılır. Bu istisnanın dışında değerlendirmenin kamulaştırma tarihindeki niteliklerine göre yapılması gerekir.
Kamulaştırma 10.11.1998 tarihinde yapılmış, tebligat ise 1.7.1999 tarihinde yapılmıştır. O halde değerlendirmenin kamulaştırma tarihine göre yapılması gerekirken, kamulaştırmanın iptali davasının reddine ilişkin idare mahkemesi kararının verildiği 30.12.1999 tarihini değerlendirmeye esas alan bilirkişi raporlarına göre artırım yapılmış olması yasaya aykırıdır.
Kanun koyucu açık bir şekilde, genel kuralın değerlendirme tarihi ile ilgili istisnasını vaz etmiştir. Bu genel kurala (değerlendirmenin kamulaştırma tarihi itibariyle yapılması) getirilen yasal istisnanın genişletilmesi, kıyasen başka durumlara da uygulanması düşünülemez. O nedenle, kamulaştırmanın iptaline dair idare mahkemesinde süresinde açılan davanın reddine dair kararların kesinleşmesi ve temyiz halinde tebliğ tarihine göre başlayacak sukutu hak süresinde açılan bedel artırımı davalarında da (yasanın 14.maddesinin 3.fıkrası ) bu 13. fıkranın uygulanması, yani, değerlendirmenin, idari dava sonunda verilen kararın tarihine veya idari dava ile bağlantı kurularak başka bir tarihe göre yapılmasına yasal olanak yoktur. Kanun koyucunun gecikmiş tebligatlarda, tebliğ tarihini ve hiç tebligat yapılamaması halinde de dava tarihini esas alarak değerlendirme yapılmasını öngörmesi hakkaniyete uygundur. Çünkü idare, kamulaştırma tamamlandığı halde mal sahibine tebligat yapmamakta, kamulaştırma tarihine yakın tarihlerde takdir edilen bedeli mal sahibine ödemediği gibi aradan geçen uzun süre içinde taşınmazın değerinde meydana gelebilecek artışlarında açılacak bedel artırımı davasında dikkate alınmamasına sebebiyet vermektedir.
Bunun gibi, kamulaştırmanın iptali için dava açılması halinde, değerlendirme tarihinin, davanın sonucunda verilecek redde ilişkin idare mahkemesi kararının verildiği veya tebliğ edildiği ya da kesinleştiği tarihi olarak kabul edilmemesi, başka bir deyişle bu durumun istisna kapsamına alınmaması da hak ve adalete uygundur.
Şöyle ki, usulüne göre yapılmış bir tebligat üzerine kamulaştırmanın iptali için dava açıldığında verilecek karar, kamulaştırmanın iptaline veya davanın reddine dair olabilir. Kamulaştırmanın iptali halinde, bedel artırım davası esasen söz konusu olmaz. Davanın reddi halinde ise, davacı taşınmaz malikinin, iptal davası açmakta haksız olduğu hükme bağlanmıştır. Bu halde davacı, açacağı bedel artırım davasında bilirkişi kurullarınca yapılacak değerlendirmenin, kamulaştırma tarihi yerine, davanın reddine dair kararın tarihine göre yapılmasını istemesinin bir dayanağı yoktur. Davacı, kendi eylemi ile (dava açmak) bedel artırımı davasını ve değerlendirme tarihini geciktirmiş, bu eyleminin (dava açmak) haklı olmadığı tespit edilmiş iken bunun sonuçlarına katlanması (değerlendirmenin kamulaştırma tarihine göre yapılması) gerekirken, iptal davası açması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen farkı kamu idaresine yüklemesinin haklı bir nedeni yoktur. Kamulaştırma tarihine göre takdir edilen bedelin taşınmazın gerçek değerini yansıtmamasına kendisi sebep olmuştur. Kimse kendi hatasından ve hükmen haksızlığı tesbit edilen eyleminden avantaj sağlamak hakkına sahip değildir.
Bu konuda, idarenin de takdir komisyonunca belirlenen bedele itiraz edip bedel indirim davası açtığı düşünülebilir. Böyle bir dava, Kamulaştırma Kanununun 14.maddesinin 5.fıkrası uyarınca kamulaştırma evrakının notere tebliğ için verildiği tarihten itibaren altmış gün içinde açılabileceğinden değerlendirme o tarihe göre yapılacaktır. İdarenin açtığı bedel indirimi davası bu tarihe göre değerlendirilirken taşınmaz malikinin iptal davası açması nedeniyle değerlendirmenin daha sonraki bir tarihe göre yapılmasının yasal gerekçesi yoktur. İdare, Temmuz 1999 yılına göre takdir komisyonunun belirlediği değerin fahiş olduğunu iddia ederken, taşınmaz maliki, aksine, bu değerin Aralık 1999 yılına göre az olduğunu iddia ederek bedel artırımı davası açmasının haklı bir gerekçesi olamaz.
Açıklanan nedenlerle, kamulaştırma tebligatı bir yıl içinde yapılmış ise, değerlendirme, kamulaştırma tarihine göre yapılır. Bir yıl geçtikten sonra tebligat yapılırsa tebligat tarihine göre değerlendirme yapılır. Yasada iptal davası açılması hali istisna edilmiş değildir.
Buna göre, davada kamulaştırma tarihi olan 10.11.1998 tarihine göre değerlendirme yapılması gerekirken, değerlendirmede Aralık 1999 tarihinin esas alınmış olması doğru görülmemiştir.
Mahkemece, bilirkişi kurullarından ek raporlar alınmalı ve hasıl olacak sonuç doğrultusunda karar verilmelidir.
Bundan ayrı;
2- Kamulaştırılan taşınmazın tapu kaydında mevcut olan şerhlerin (ipotek, haciz, iflas vb.) halen geçerli olup olmadıkları ve davacının payı ile ilgisinin bulunup bulunmadığı araştırılıp, geçerli ve davacı payı ile ilgili şerhlerin artırılan bedele yansıtılması gerektiğinin düşünülmemiş olması da usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.04.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy