(634 S. K. m. 3, 44)
Dava: Dava dilekçesinde arsa paylarının tashih tanzim ve tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davalı Mehmet Ali murisleri Mehmet Karagöz ile Remziye ve dava dışı Salih arasında 22.03.1977 tarihinde Satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanmıştır.
Bu sözleşmeye göre; arsaya beş katlı bir inşaat yapılacak ve arsa sahiplerine birinci kattan toplam 60/350 paylı iki daire verilecektir. Kalan 290 pay ve bağımsız bölümler müteahhide ait olacaktır. Bilahare 6.7.1978 günlü devir senedi ile sözleşmeden doğan tüm haklar ve vecibeler davacı İsmail ya devredilmiş, bu senedi arsa sahipleri Mehmet Karagöz ile Remziye de imzalamışlardır.
18.10.1978 tarihinde de Remziye ve Mehmet; tapuda kendi adlarına kayıtlı 3197 parsel numaralı arsaya inşa edilen apartmanın üzerine kat çıkma müsaadesi verildiği taktirde üzerine kat ilave etmesine, ilave edilecek katları tapuda kendi adına kayıt ettirmesine, tadilat projesi ve ruhsatını almasına İsmail'e rıza ve muvafakatlarının bulunduğunu, hiçbir şekilde ve surette hak talebinde bulunmayacaklarını belirten muvafakatnameyi birlikte imzalamışlardır.
Bu sözleşmeler uyarınca arsa üzerinde davacı tarafından inşaata başlanmış ve bir bodrum, bir zemin ve iki normal kat olarak inşaat ikmal edilmiştir. Kararlaştırıldığı gibi 1.normal kattaki 4 ve 5 numaralı daireler arsa sahipleri Mehmet Karagöz ile Remziye adlarına 12.10.1979 tarihinde kat irtifakı kurulmak suretiyle verilmiş ve 290/350 pay ile diğer bağımsız bölümler ise davacıya kalmıştır.
Binanın beş katlı olacağına dair taraflar arasında hiçbir anlaşmazlık yoktur. Diğer bir anlatımla taraflar, inşaatın beş kat olarak yapılmasını kabullenmişlerdir. Böylece de müteahhit davacı, sözleşmeye uygun olarak 4 ve 5 numaralı daireleri tamamlayarak teslim etmiş, kendi edimini yerine getirmiştir. Davalının murisi Mehmet, 30.09.1980 tarihinde ölünceye kadar bakma vaadi ve hakkı karşılığında 30/350 paya sahip olduğu hissesini torunu olan davalıya devretmiş ve 31.08.1981 tarihinde de vefat etmiştir. Daha sonraki yıllarda da Mehmet Karagöz'ün eşi Remziye ile oğlu Ali İhsan da vefat etmişlerdir. Böylece karı-koca olan Remziye ile Mehmet Karagözün tek varisleri olarak davalı Mehmet Ali hayatta kalmıştır.
Davacı, 1984 yılında inşaatın son katını tamamlamak üzere çizdirip onaylattırdığı projeye istinaden çalışmaya başlamış, inşaat belirli bir aşamaya geldikten sonra davalı Mehmet Ali Karagöz ile Remziye, kat ilavesine muvafakatları olmadığı ileri sürerek inşaatın belediyece durdurulmasını sağlamışlardır.
Davacının başlattığı inşaatın davalılardan Mehmet Ali ve Remziye tarafından durdurulması üzerine Davacı İsmail tarafından Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan dava neticeten kabul edilmiş, Davalının, inşaatın yapılmasına muvafakat etmiş olduğunun kabulü gerektiğine karar verilmiş, söz konusu karar Yargıtay'dan da geçerek 08.10.1992 tarihinde kesinleşmiştir.
Davalılardan Mehmet Ali Karagöz, Daha önce ölünceye kadar bakma vaadi ile kendisine dedesi Mehmet tarafından devredilen 4 numaralı bağımsız bölümü söz konusu kararın kesinleşmesinden kısa bir müddet sonra 1993 yılında diğer davalı Gülşen devretmiştir.
Bu arada Davacı, söz konusu karar üzerine davacı yarım kalan inşaatı tamamlamış ve 8 ile 9. daireleri inşa etmiştir. Daha önce tamamladığı ve sözleşmeye göre kendisine ait olan ikinci kattaki her biri 60/350 arsa paylı 6 ve 7 numaralı bağımsız bölümlerdeki rezerv arsa paylarından 30/350şer iki adet arsa payının 8. ve 9. dairelere tahsis edilmesi talebiyle arsa paylarının tahsis ve tanzimi davası olan bu davayı açmıştır.
Yapılan yargılama neticesinde bilirkişi raporunda açıklanan düşünceler doğrultusunda mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Yukarıda etraflıca değinilen sözleşmelerin geçersizliği konusunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Davacı, sözleşmelerin kendisine yüklediği yükümlülükleri eksiksiz olarak yerine getirmiştir. Davalı Mehmet Ali Karagöz'ün çıkardığı muaraza sebebiyle iyi niyetli olmadığı mahkemenin ve Yargıtay'ın kararıyla sübut bulmuştur.
İnşaatın beş katlı olacağı davalı murisleri tarafından kabul edilmiş, gerek davacı ve gerekse davalının arsa payları belirlenmiş, kat irtifakında da gösterilen bu paylar tapuya da intikal etmiştir.
Davalının murislerinin 18.10.1978 günlü muvafakatları her ne kadar tapuya işlenmemiş olsa bile davalıyı bağlayacağı gibi muvafakatın verilmiş sayılmasını öngören mahkeme kararının kesinleştiği 8.10.1992 tarihinden sonra söz konusu taşınmaza hissedar olarak giren yeni malikleri de ve bu arada 1993 yılında 30/350 arsa paylı 4 numaralı bağımsız bölümü satın alan Gülşen de bağlar.
Davalılardan Mehmet Ali'nin kötü niyetli olarak dedesi Mehmet Karagöz'den 4 numaralı bağımsız bölümü ölünceye kadar bakma vaadi karşılığı olarak devralması, aslında davacının anlaşmaya uygun şekilde 8 ve 9 numaralı daireleri yapıp tamamlamasını engellemeye yöneliktir. Davalının bu girişimi mahkeme kararı ile engellenince 4 numaralı bağımsız bölümü bu defa aynı soyadı taşıyan diğer davalı Gülsen Karagöz'e satıp devretmiştir.
Davacı, 09.05.1994 günlü projeye dayalı olarak başladığı inşaatın merdivenlerini döşemiş, kolonlarını atmış, betonunu dökmüş bir vaziyette iken davalının ölen murisi Remziye ile birlikte Belediyeye başvurmaları sonucu bu inşaat, 05.06.1984 tarihinde mühürlenerek durdurulmuştur. Diğer davalı Gülşen ise bu binanın 4 numaralı bağımsız bölümünü satın alırken, kendi binasının üzerinde yarım kalmış inşaatı görmemesi ve bu durumdan haberdar olmaması mümkün değildir. Dolayısıyla 4 numaralı taşınmazı satın almakla mahkeme kararının davacıya tanıdığı hakları kabul etmiş ve diğer davalı ile birlikte yargı kararı ile oluşan yeni duruma rıza göstermiştir.
Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 3. ve 44. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde kesinleşen mahkeme hükmü uyarınca verildiği kabul edilen muvafakatın aynı zamanda ilave kat yapımını içermesi yanında binanın üzerinde yeni inşa edilen bölümlerde de irtifak hakkının kurulmasını, payların tashihini ve ayrıca gerek görüldüğü taktirde yeniden tanzimini de da kapsayacağı kuşkusuzdur. Sonuç olarak davacı; sözleşmelerle ve yargı kararlarıyla elde ettiği mülkiyet hakkının kendisine bahşettiği tüm olanaklardan yararlandırılmalıdır.
Bu durum karşısında:
Davacının istemi doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz ve kabulü mümkün olmayan bilirkişi görüşüne itibar edilerek davanın reddine karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.06.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy