(634 S. K. m. 19) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Dava dilekçesinde ortak yer olan çatı katına vaki elatmanın önlenmesi ve inşaatın kal'ine karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dava dilekçesinde, anayapının teras katında çekme kat maliki bulunan davalının açık teras olarak bulunması gereken ortak yerlerde onaylı projesine aykırı biçimde bir takım değişiklikler yaptığı ve dairesini genişletmek suretiyle ortak yerlere müdahale ettiği ileri sürülerek yapılan bu değişikliklerin eski hale getirilmesi ve müdahalenin önlenmesi istenilmiştir.
Bilirkişi raporunda, davalıya ait çekme kattaki bağımsız bölümün projesine göre doğu ve güneyden 4,50'şer metre, batıdan 4,00 metre çekilmek, kuzeyden ise bitişik nizamda olmak üzere inşasının gerektiği, bu sınırlar dışında kalan alanın teras olarak bırakıldığı ve davalıya ait çekme katın üzerinin çatı ile örtülü olarak gösterildiği, buna karşın fiili durumun ise terasın batı tarafında krokide A, B, C, D, E harfleri ile gösterilen 2.60 m x 13.30 m= 34.58 m2'lik PVC doğramalı camekanla çevrilip üzeri marsilya tipi kiremitle örtülerek daireye katıldığı gibi bu bölüm ile davalı dairesinde olması gereken batı duvarı arasındaki alanın da kargir duvarla çevrilip daireye katıldığı ve bu suretle ortak yere müdahalede bulunulduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, davalının, açık teras olması gereken ortak yerdeki 34.58 m2'lik bölüme haksız olarak tecavüzde bulunduğu sabit görüldüğü halde, hüküm fıkrasının 1 numaralı bendinde, bilirkişi raporunun aksine projesine göre çatı ile örtülü bulunan 34.58 m2'lik alanın davalı tarafından sökülüp kaldırıldığı kabul edilerek davalının bu suretle vaki müdahalesinin men'ine tasdikli projesinde olduğu gibi tecavüz edilen kısma çatı örtüsü örülerek projeye uygun eski hale getirilmesine karar verilerek adeta davalının müdahalesi meşru hale getirilmiştir. Mahkemenin kararı gerek davacının talebi, gerekse bilirkişi raporu ile bağdaşmadığı gibi kararın gerekçe bölümündeki açıklamalar ile de çelişmektedir.
HUMK. nun 388. ve 389.maddeleri hükümlerine göre mahkeme kararında davacının istek sonuçlarından her biri hakkında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yasanın bu hükmü ile infazda duraksamaya meydan verilmemesi amaçlanmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere karar davacının talebini karşılamadığı gibi infazda da tereddüt uyandıracak niteliktedir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, gerektiğinde bilirkişiden açıklamalı ek rapor da alınmak, tarafların iddia ve savunmaları da gözönünde bulundurularak davanın kabul ve reddedilen kısımları açıkça gösterilmek suretiyle şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde karar vermek olmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 31.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy