(2942 S. K. m. 10, 11) (818 S. K. m. 103, 105) (3095 S. K. m. 1, 2)
(YİBBGK. E : 1998/4, K : 1998/3, 20.10.1998) (YHGK. E : 2000/18-1186, K : 2000/1300, 18.10.2000)
Dava dilekçesinde 1.600.000.000 TL. munzam zararın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı, mahkemece artırılan ve 2.1.1998 gününden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilen 1.497.436.800 TL. kamulaştırma bedelini 2.1.2000 tarihinde %50 oranında yasal faiz yürütülerek tahsil ettiğini, bu para vadeli mevduat hesabına veya dövize yatırılmış olsaydı %50 yasal faizin üzerinde en az %80 gelir sağlayacağını, bununun ülkedeki yüksek enflasyon nedeniyle gerçek olup, ayrıca kanıtlanmasına bile gerek olmadığını ileri sürerek, Borçlar Yasasının 105. maddesi gereğince oluşan 1.600.000.000 TL. munzam zarar alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, dava kısmen kabul edilerek -bilirkişi raporunda üçer aylık vadeli mevduat hesabına göre saptanan- 779.937.406 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kamulaştırma bedelinin arttırılmasına ilişkin davalarda, arttırılan bedel üzerinden temerrüt faizi ödeneceği, İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 20.10.1989 gün ve 4/3 sayılı kararı gereğidir. Bu faiz başlangıcının da, kamulaştırmanın idari yönden kesinleştiği tarihden başlayacağı kabul edilmiştir.
Davacı, bedel arttırım davası sonunda hükmolunan bu faizi, arttırılan bedelin ödendiği tarihe kadar geçen süre için tahakkuk ettirip tahsil ettirmiştir.
Borçlar Yasası'nın 105.maddesi, borcun geç ödenmesinden dolayı alacaklının uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde bu zararı borçludan isteyebileceğini öngörmüştür. Ancak, 103.maddeye göre gecikme faizi ödenmesi için borçlunun kusurlu olmasına gerek bulunmamasına karşın, 105. maddeye göre munzam zarar sözkonusu olduğunda borçlu, temerrüde düşmede, diğer bir deyişle istenen alacağı hemen ödememesinde bir kusuru bulunmadığını kanıtladığı takdirde zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. O halde munzam zararın ödenmesi sözkonusu olduğunda kusur, bir unsur olarak yer almaktadır.
Ayrıca, alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu kanıtlamak zorundadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca da kabul gören (18.10.2000 gün ve 2000/18-1186 E -2000/1300 K. sayılı karar) İlkeye göre; Soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin, temerrüt faizinden yüksek oranda olması munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü, başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını; alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark sebebiyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır. Dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi yüksek enflasyondan kaynaklanan gelirden mahrum kaldığına dair genel, afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik konjonktürel olgular Borçlar Yasasının 105.maddesinde sözü edilen "munzam zarar" tazminatını gerektirmez.
Yukarıda da açıklandığı üzere davalı idarenin, davacının ekonomik konjonktür nedeniyle ya da temerrüt faizinin yasayla belirlenmiş oranından fazla bir zarara uğramış olmasında bir kusuru da bulunmamaktadır. Gerçekten Anayasa ve yasaların verdiği yetkiye dayanarak kamulaştırma kararı veren idare, kamulaştırdığı taşınmazın değerini, diğer bir deyimle taşınmaz malikine ödenecek bedelini kendisi takdir etmediği için, daha sonra açılan bedel arttırım davası sonunda mahkemece tespit edilen artan bedelin dava sonuçlanıncaya kadar geçen süre içerisinde mahrum kalınan banka faizi ya da başka bir biçimde elde edilebilecek gelirinden sorumlu tutulamaz. Bilindiği gibi Kamulaştırma Yasasının 10.maddesi uyarınca kıymet takdiri yapacak bilirkişi kurulları, yasada nitelikleri öngörülen uzman kişiler arasından, kamulaştıran idarenin dışında seçilmekte ve hakim önünde yemin ettirildikten sonra göreve başlamakta olup, bu bilirkişilerin kıymet takdirini nasıl yapacakları da 11.maddede ayrıntılı biçimde yer alan hükümlere tabidir. Bu tarafsız komisyonun belirlediği değere taşınmaz maliki kadar kamulaştıran idare dahi itiraz edebilir ve taşınmaz malikinin bedel arttırım davası açma hakkına karşılık bedel indirim davası açma hakkına sahip bulunmaktadır. Bu yasal durum karşısında idare, daha sonra açılan bedel arttırım davasında, takdir edilen bedelden fazla bir bedel belirlenmesi nedeniyle arada oluşan farkın, kamulaştırma tarihi yerine bedel arttırım davasının sonuçlanmasından sonra ödenmesinden doğan munzam zarardan sorumlu tutulamaz. Arttırılan bedele kamulaştırma işleminin kesinleşmesinden başlayarak temerrüt faizinin ödenmesine, alacaklının zararı ya da borçlunun kusuru olup olmadığı etkili olmamasına karşın, munzam zarar istenmesi sözkonusu olduğunda hem alacaklının zararı hem de borçlunun kusurunun kanıtlanması gerekir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere davada her iki yasal koşul gerçekleşmemiştir.
Davalı idarenin, yasa hükümlerine uygun olarak kendi dışında yeminli bilirkişi kurulunun (takdir komisyonu) belirlediği kamulaştırma bedelini az bulup bedel arttırım davası açan davacı alacaklının bu davasına karşı çıkması yasal hakkı olduğu ve takdir komisyonunca belirlenen bedelin yargılama sonunda mahkemece saptanan bedelin altında olmasında herhangi bir rolü ve etkisi bulunmadığı cihetle, aradaki farkın da davadan öncesinde ödemesi gerektiği varsayımına dayanılarak davacı alacaklının bu farkın işletilmesinden ve enflasyon farkından doğacak kazanç mahrumiyetinden sorumlu tutulamayacağından, davanın reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan bozma nedenlerine göre munzam zarar hesaplanmasındaki yöntem ve zararın oluşmasında esas alınan geç ödeme süresinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.4.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy