(2942 S. K. m. 7, 14/6, 38) (1086 S. K. m. 38, 388, 389)
Dava: Dava dilekçesinde taşınmazların Kamulaştırma Yasasının 38.maddesi gereğince tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı idare dilekçesinde; dava konusu taşınmazların 1956-1957 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı tarafından petrol boru hattı geçirilmek amacıyla kamulaştırıldığını, mülk sahiplerine kamulaştırma bedelleri ödendiği halde aradan geçen zaman içerisinde taşınmazların Hazine adına tescillerinin sağlanamadığını, bu nedenle davalılar adına kayıtlı bulunan tapunun iptaline ve Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, 226 Ada 38, 70 parsel, 292 Ada 16 parsel, 230 Ada 131 parsel numaralı taşınmazların kamulaştırılan kısımlarının tapularının iptaline ve hazine adına tescillerine, 226 Ada 32 parsel, 227 Ada 7 parsel ve 230 Ada 196 numaralı taşınmazların malikleri öldüğünden ve ölü adına dava açıldığından bahisle taşınmaza ilişkin davaların husumet yönünden reddine karar verilmiştir.
Dosya içindekilerin incelenmesinde:
1-230 Ada 196 parsel numaralı taşınmaz ile ilgili olarak açılan dava sırasında; bu parsel malikinin ölümü üzerine soyundan gelen mirasçısı bulunmadığından taşınmazın Hazine'ye devrinin sağlandığı Keçiborlu Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.9.2000 gün ve 1998/24 esas, 2000/135 karar sayılı ilamından anlaşılmaktadır. Buna göre davadan beklenen sonuç sağlanmış ve davacı taraf yönünden hukuki yarar bulunmadığından konusuz kalan davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, bu parselle ilgili davanın ölüye karşı açıldığından bahisle husumete dayalı olarak reddine karar verilmesi,
2-Kamulaştırma Yasasının 14.maddesinin altıncı fıkrasında, idarenin açtığı kamulaştırma davalarında aleyhine dava açılan malikin başka bir kişi olduğunun anlaşılması veya tapu malikinin davadan önce ölmüş olması halinde dava reddedilmeyerek gerçek malik veya ölünün mirasçıları davaya dahil edilmek suretiyle davaya devam olunması ilkesi kabul edilmiştir. Yasadaki bu özel düzenleme karşısında 4.5.1978 gün ve 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanma olanağı yoktur.
Bu durum karşısında 226 Ada 32, 227 Ada 7 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili olarak tapu maliklerinin mirasçılarına husumet yöneltmek üzere davacı idare vekiline süre verilmesi, bu şekilde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra davanın esasına girilerek hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
3-Dava konusu taşınmazlardan 131 sayılı parselin maliki Süleyman E. daha önce ölmüş olduğu halde dava dilekçesi, Süleyman E. adlı dava dışı üçüncü bir kişiye tebliğ edilmiştir. Malik ile aynı ad ve soyadı taşıyan bu kişi mahkemeye verdiği dilekçede, taşınmazın kendisine ait olmadığını ve tapu kayıt maliki Süleyman E. ile bir ilgisinin bulunmadığını bildirmiştir. Bu durumda mahkemece, gerçek malikin öldüğünün anlaşılması halinde bu kişinin mirasçılarının davaya dahil edilmesi için davacı vekiline önel verilip, dahili davalılara dava dilekçesi tebliğ edilip taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, dava ile ilgisi olmayan üçüncü şahıs hakkında hüküm kurulması,
4-HUMK'nun 388/son ve 389.maddelerinde öngörüldüğü üzere kararın hüküm sonucu kısmında istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde gösterilmesi gereklidir. Mahkemenin gerekçeli kararında 70, 38 ve 16 sayılı parsellerle ilgili hüküm fıkrasında davacı adına tesciline karar verilen kısmın dışında kalan ( B ve C harfleri ile gösterilen ) yerlerin ayrı ayrı maliklerinin belirtilerek onların adına tesciline karar verilmesi gerekirken, infazda duraksamaya yer verecek ve karışıklık yaratacak biçimde "davalılar adına tapuya tesciline" biçiminde hüküm kurulması,
Doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 8.5.2002 gününde 2 numaralı bentteki bozma oyçokluğuyla 1, 3 ve 4 numaralı benttekiler için ise oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Dava, kamulaştırılan taşınmaz, malların 2942 sayılı Yasanın 38.maddesi uyarınca tapularının iptali ile idare ( Maliye Hazinesi ) adına tescili istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde, 7, 16, 32, 38, 70, 131 ve 196 parsel sayılı taşınmazların Milli Savunma Bakanlığınca 1956-1957 yıllarında kamulaştırılmış olmasına karşın, 1980 yılında yapılan kadastro işlemleri sonunda davalılar adına tescil edildiklerini, Kamulaştırma Yasasının 38.maddesinde öngörülen koşulların davacı idare lehine gerçekleştiğini ileri sürerek, bu parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile kamulaştırılan kısımların Maliye Hazinesi adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazlardan 7, 32 ve 196 sayılı parsellerin tapu maliklerinin dava tarihinden önce öldükleri ve ölmüş kişiler hakkında dava açılamayacağı gerekçesiyle husumet yönünden reddine, diğer parseller açısından davanın kabulüne karar verilmiştir.
Türk Medeni Yasası hükümleri gereği, ölümle kişiliği son bulan bir kimsenin medeni hakları kullanmasından ve taraf ehliyetinden söz edilemez. Bu konuya ilişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 4.5.1978 gün ve 1978/4-5 sayılı kararında; davalı, dava açılmadan önce ölmüşse, davanın husumet yönünden reddi gerekeceği mirasçılarının katılımıyla davanın yürütülemeyeceği öngörülmüştür. Hal böyle olmakla birlikte, Kamulaştırma Yasası ile bu temel ilkeye bir ayrıcalık ( istisna ) getirilmiş olduğunda da kuşku yoktur.
Kamulaştırma Yasasının 14.maddesinin son fıkrasında "idare tarafından, bu yasa hükümlerine göre tespit olunan malike karşı açılan davanın görülmesi sırasında taşınmaz malın tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları davaya dahil edilmek suretiyle devam olunur" hükmüne yer verilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için, öncelikle davacı idare tarafından bu yasa hükümlerine göre taşınmaz malın malikinin tespit edilmesi ve davanın bu malike karşı açılmış olması gerekir. Anılan Yasanın 7.maddesinde bu tespitin nasıl yapılacağı açıkça gösterilmiştir. Buna göre idare, taşınmaz malın sahiplerini tapu, vergi ve nüfus kayıtları üzerinden veya ayrıca haricen yaptıracağı araştırma ile belgelere bağlamak suretiyle tespit edecektir. Demek ki idare, davadan önce davaya konu edeceği taşınmaz malın malikini ( ya da maliklerini ) yasada belirtilen biçimde tespit etmek zorundadır. İdare tarafından, bu yolla tespit edilen malike karşı dava açılmış iken, bu malikin daha önce öldüğü -davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa- ancak o takdirde mirasçılarının davaya katılmaları sağlanmak suretiyle davaya devam olunacaktır. Kamulaştırma Yasasının 14.maddesinin altıncı fıkrası hükmünden anlaşılması gereken budur.
Somut olayda, dava konusu edilen 7, 32, 131 ve 196 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarında maliklerinin dava açılmadan çok önce ölmüş oldukları, bu hususun 1980 yılında yapılan tapulama işlemi nedeniyle her bir taşınmazın tapu kaydının "beyanlar" hanesine işlenmiş bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı idare iptalini ve adına tescilini istediği söz konusu taşınmaz malların tapu sicillerini -davayı açmadan önce- yukarıda değinildiği gibi incelendiğinde tapu maliklerinin davadan çok önce ( 9.4.1980 tarihi itibariyle ) ölmüş olduklarını görecek ve buna göre tespit edeceği malikler ( ölenin mirasçıları ) hakkında dava açmış olacaktı. Davanın açıldığı tarihteki Türk Medeni Yasasının 928.maddesi uyarınca tapu sicili herkese açıktır ve kimse tapu sicilinde yazılı olan bir keyfiyetin bu bağlamda tapudaki bir şerhin kendince bilinmediğini ileri süremez. Tapu sicilinin ( ilgisi olan ) herkese açıklığı dolayısıyla taşınmazda hak ileri süren bir kimsenin sicil kayıtlarını bilerek hareket ettiği kabul edilir. Diğer bir anlatımla, tapu sicilindeki bir kaydın varlığını bilmemezlik bir özür ( mazeret ) sayılamaz. Bu açıklamalar çerçevesinde durum değerlendirildiğinde; davacı idarenin bilerek ölmüş kişiler hakkında dava açtığı sonucuna varılır ki, böyle bir davranış sergileyen kimsenin Kamulaştırma Yasasının 14.maddesinin altıncı fıkrası hükmünden yararlanması kabul edilemez.
Dava, tapu kayıtlarında malik gösterilen kişiler hakkında açılmış ve bu kayıtlarda o kişilerin ölmüş olduklarına ilişkin herhangi bir şerh ( açıklama ) da yoksa, davanın görülmesi sırasında daha önce öldükleri sabit olursa, işte bu takdirde Yasanın 14.maddesinin altıncı fıkrası hükmünce mirasçılarının davaya katılmaları suretiyle davaya devam edilecektir. Oysa davacı idare yukarıda açıklandığı üzere, dava tarihinden önce ölmüş kişiler hakkında bilerek dava açmıştır. Bu itibarla mahkemece 7, 32 ve 196 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık yoktur.
Aynı şekilde 131 parsel sayılı taşınmazın tapu malikinin davadan önce ölmüş olduğu tapu kaydına konulan ( 9.4.1980 günlü ) şerhten açıkça anlaşıldığı gözetilerek, bu parselle ilgili davanın da husumet yönünden reddi gerekir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle bozma kararının ( 1 ) No.lu bendindeki çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy