(4721 S. K. m. 79)
Dava: Davacı Vakıflar Genel Müdürlüğüne izafeten İ Bölge Müdürlüğü ile davalı Ziya aralarındaki vakıf davasına dair İ 11. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 25.1.2002 günlü ve 2000/792-2001/472 sayılı hükmün onanması hakkında Dairece verilen 6.5.2002 günlü ve 2002/2029-5199 sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Taraflar arasındaki Halis vakfına atanan yöneticinin azli davasında, yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı kararın, Dairemizin 6.5.2002 gün ve 2002/2029-5199 sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davacı vekili ile müdahil Türk Eğitim Vakfı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar ve hazırlanan raporlar okundu:
Karar: Davacı vekili; Halis vakfına yönetici tayin edilen Ziya vakfı temsil etme görevi ile bağdaşmayacak ve savunma olarak nitelenmeyecek tarz ve üslupla beyanlarda bulunduğunu, Vakfın taraf olduğu davada onun varlığını sorgular bir tavırla savunma yaptığını, bu durumun yöneticilik görevi ile bağdaşmadığını açıklayarak davalının bu görevden azlini istemiş, müdahil Türk Eğitim Vakfı vekili de aynı istekleri tekrarlamış; davalı ise yersiz ve onur kırıcı talebin reddini savunmuş, Halis mirasçıları vekili de bu savunmaya katılmıştır. Mahkeme; davalının raporunda hukuki görüşlerini yansıttığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
Davalı; Halis Vakfına yönetici olarak atanmıştır. Daha öncede Halis mirasçılarının vakıf senedinin düzenlendiği tarihte vakfedenin 84 yaşında olduğu akli melekelerinin yerinde bulunmadığı iddiaları ile vakıf senedinin iptali ve bu vakfın ortadan kaldırılması için İ 3.Asliye Hukuk Mahkemesinde halen de derdest olan davayı açtıkları, yönetici olan davalının bu davaya da sonradan vakıf temsilcisi olarak katıldığı dosya kapsamı ile sabittir. Esasen yönetici tayinine ilişkin davanın dayanağının bu dava olduğu gene tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalının temsilci olarak hazırladığı 16.10.2001 tarihli raporu, delillerini ve savunmasını isteyen bu mahkemeye de 21.11.2001 tarihli dilekçesi ile savunma yerine geçeceğini bildirerek ibraz etmiş bulunmaktadır.
Davalının hazırladığı bu raporda özetle; "delil bildirme olanağı bulunmadığı, doktor raporu ve şahit beyanları karşısında Halis'in şuurunun yerinde olmadığı, vakıf senedinin içeriğine göre vakfın gelirinin dağıtılması hükümlerinin işlemesi ve işletilmesinin gerçekleşemeyeceği, vakıf senedinin 5. maddesinin vakfın doğuşunu imkansız hale soktuğu, vakfedenin, vakıf senedinin hazırlanması sırasında şuurunun, vakfın amacı ve kapsamını hesaplamakta yeterli olduğu hususunda kuşku duyulacak ölçülerde bulunduğu" ifadeleri yer almaktadır.
Olay tarihinde yürürlükte olan Medeni Kanunun 79. maddesi, vakıf yöneticilerinin değiştirilmesi ile ilgili hükme yer vermiş, Medeni Kanun Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında tüzüğün 23 maddesi de bu yasa hükümlerine göre düzenlenmiş, bu maddede, vakıf senedindeki şartlarla Kanun ve nizamlara uymak, genel olarak basiretli bir idareci gibi hareket etmek zorunda oldukları anlatılmış, işten uzaklaştırılması nedenleri sayılmış, bunlar arasında vakfa yönelik kusurlu davranışlar ve bu davranışlar sonucu vakfa zarar verenlerin de Vakıflar Genel Müdürlüğünün başvurusu ile görevden alınacağı hükmüne yer verilmiştir. Bu bağlamda vakıf yöneticisi olan davalının, vakfı gerektiği gibi temsil etmek, çıkarlarını özenle korumak, aleyhine açılan davalarda temsil ettiği vakfı gereği gibi savunmak, vakfın amacına ve yararına aykırı olacak davranışlardan kaçınmak gibi yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülükler aynı zamanda ifa ettiği görevinde bir gereğidir. Aksine davranışlar anılan tüzüğün 23. maddesinin azil ile hükümlerinin uygulanmasını gerektirecektir.
Somut olayda, yukarıda açıklandığı gibi Davalı Vakıf temsilcisi Ziya Erdal Güç, kendisini atayan mahkemeye görevi icabı verdiği 16.10.2001 tarihli raporun bir örneğini de vakıf aleyhine açılan bu dava dosyasına savunma olarak sunmuştur. Oysa bu rapor, açılan dava ile ilgisi olmayan ve sonuç olarak vakfın kapatılması gerektiği izlenimini veren ifadeler içermektedir. Bu davranış savunmanın amacı ve temel ilkeleri ile bağdaşmamakta bu ilkelere aykırılık oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu davranışın az önce açıklanan yöneticilik görevi ve ilkeleri ile de bağdaşmadığı ve vakfa zarar verecek nitelik taşıdığı da açıktır.
Davalı, vakıf temsilcisinin savunma olarak mahkemeye sunduğu 16.0.2001 günlü raporunda yer verdiği açıklamaların, Tüzüğün 23 maddesi ve tüm dosya kapsamı ışığında değerlendirilmesi sonucunda, davacıların iddialarında haklı bulundukları sabit olmakla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeler ile reddi doğru görülmemiştir.
Ne var ki, karar daha önce onanmış olduğundan, davacı ile Türk Eğitim vakfının karar düzeltme istemleri kabul edilmeli, onama kararı kaldırılmalı ve karar gösterilen nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı ile Türk Eğitim Vakfının karar düzeltme isteklerinin HMUK'nun 440-442 maddeleri gereğince kabulüne, Dairenin 6.5.2002 gün ve 2002/2029-5199 sayılı onama kararının kaldırılmasına mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA,temyiz onama harçları ile karar düzeltme harcının istek halinde düzeltme isteyene iadesine, 14.10.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy