(4721 S. K. m. 2) (634 S. K. m. 3)
Dava: Dava, kat mülkiyeti kuruluşu sırasında bağımsız bölümlere tahsis edilen arsa paylarının o tarihteki değerleri ile oranlı olmadığı ileri sürülerek değerlerinin tespiti ile buna göre arsa paylarının yeniden düzenlenmesi istemine ilişkindir.Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Mahkemece, davacılardan F. ve M.'in binayı yaptıran kişiler olması, diğer davacı N.K.in de kat maliki bulunması nedeniyle arsa paylarını belirleyen bu kişilerin bu hususu dava konusu etmesinin Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan bir hakkın kötüye kullanılması olduğundan bahisle iyiniyet kuralı ile bağdaşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Kat Mülkiyeti Kanununun 3. maddesinin 2184 sayılı yasa ile değişik 1. fıkrasında, kat mülkiyetinin, bu mülkiyete konu olan anayapının bağımsız bölümlerinden her birine kat irtifakının kurulduğu tarihteki, doğrudan doğruya kat mülkiyetine geçilmesi halinde ise bu tarihteki değeriyle orantılı olarak tahsis edilen arsa payının açıkça gösterilmesi suretiyle kurulacağı belirtildikten sonra arsa paylarının bağımsız bölümlerin değerleri ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde her kat malikinin arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabileceği öngörülmüştür.
Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarında arsa paylarını bizzat hazırlayıp bilerek bunun tapuya tescilini sağlayan malik veya paydaşların sonradan arsa paylarının yanlışlığına dayanarak dava açmalarının iyiniyet kuralları ile bağdaşmadığı kabul edilmekte ise de kat mülkiyeti kurulduktan sonra malik olanlar ile kuruluşunda bizzat hazır bulunup tapuda imzası olmayan kat maliklerinin yasanın yukarda açıklanan hükmüne dayalı olarak arsa paylarındaki yanlışlığın düzeltilmesini mahkemeden isteyebilecekleri kabul edilmektedir.
Somut olayda, dosya içinde mevcut tapu kaydından ve dosya kapsamından dava konusu anagayrımenkul üzerinde 12.4.1967 tarihinde kat mülkiyeti kurulduğu ve o tarihte anagayrımenkulün maliklerinin N.D. ve M.Ş. oldukları, davacılar M.S., F., S. ve N.K.e bağımsız bölümlerinin mülkiyetinin sonradan intikal ettiği anlaşılmış olup bu durumda arsa payının ilk belirlenmesinde hiçbir surette katılımı ve etkisi söz konusu olmayan davacıların kötü niyetli olduklarından bahisle davanın reddi yukarda açıklanan gerekçelerle doğru değildir.
Mahkemece, davacıların dava açmalarının mümkün olduğunun kabulü ile talep konusunda toplanan delilerin değerlendirilip varılacak sonuca göre işin esası hakkında bir karar verilmelidir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428 nci maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı yararına takdir edilen 250.000.000 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 19.9.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy