(1086 S. K. m. 533)
Dava: Davacı 3.5.2001 tarihli dilekçesinde; 17.5.1969 tarihinde Merkez Bankasında çalışmaya başladığını, Adana 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.6.1975 tarih ve 1975/252-202 sayılı kararı ile 1.2.1941 olan doğum tarihini 12.8.1944 olarak düzelttirdiğini, davalı vakfa kurulduğu 1.1.1988 tarihinde üye olduğunu, Vakıf Senedinin 40.maddesinin 1.fıkrası "Bu vakıf senedinin yaş ile ilgili hükümlerinin uygulanmasında üyenin ve hak sahibi çocuklarının yaşı, vakfa üye oldukları tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihleri esas tutulur." şeklinde iken 1995 yılında "Bu vakıf senedinin yaş ile ilgili hükümlerinin uygulanmasında T.C. Emekli Sandığı Kanununun ilgili hükümleri dikkate alınır" biçiminde değiştirildiğini, durumunu öğrenmek için yazılı olarak vakfa başvurduğunu, verilen cevapta vakıfça yapılacak işlemlerde düzeltilmiş olan 12.8.1944 doğum tarihinin uygulanmasına karar verildiği bildirildiği halde ikinci bir yazılı başvurusuna ise 1988 öncesi hizmetler bakımından kayıt düzeltmelerinin dikkate alınmamasına, 1988 sonrası banka katılma payları bakımından da düzeltilen yaşın dikkate alınacağı cevabının verildiğini bu şekildeki ikili uygulamanın ileride telafisi imkansız kayıplara neden olacağını ileri sürerek bu konudaki yanlış uygulamanın önlenmesini ve mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının vakfa üye olurken düzenlediği üyelik giriş formunda doğum tarihini 1.2.1941 olarak gösterdiğini, davacının 1988 öncesi hizmetleri için katkı payının hesaplanmasında bankanın uyguladığı kurallar çerçevesinde düzeltilmemiş kaydın esas alındığını, buna göre işlem yapıldığını, bu uygulamanın kanunlara ve vakıf senedi ile yönetmeliğine uygun bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Hakem Heyetince, dava kabul edilerek Vakıf tarafından davacı ile ilgili tesis edilecek bütün işlemlerde düzeltilmiş yaşının uygulanmasına karar verilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davalının temyizi, gerek H.M.U. Yasasının 533.maddesi ve gerek Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 28.1.1994 gün ve 1993/4-1994/1 sayılı kararı karşısında yerinde görülmemiştir.
Şöyle ki;
Gerek H.M.U.Yasasının 533. maddesinin ve gerek Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun anılan kararının irdelenmesi ve yorumlanması için öncelikle tahkim sözleşmesinin tanım ve mahiyetinin bilinmesinde yarar bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, gerçek veya tüzel kişilerin, kamu düzenine ilişkin olmayan fakat doğmuş veya doğacak hukuki uyuşmazlıkların çözümünü hakem veya hakemlere bıraktıkları sözleşmeye, tahkim sözleşmesi adı verilir. Hakem sözleşmesi, sözleşme serbestisi ilkesinin bir sonucu olarak ancak özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü hakkında yapılabilir. Bağımsız bir sözleşme olarak yapılabileceği gibi, bir sözleşmenin koşulu olarak da düzenlenebilir.
H.M.U.Yasasında ve diğer yasalarda, hakemlerin hangi kurallar çerçevesinde karar verecekleri hakkında bir hüküm bulunmamaktadır. Kararlılık kazanan Yüksek Yargıtay İçtihatları ile, hakemlerin hak ve nesafet kurallarına göre karar vermeleri gerektiği kabul edilmektedir. Ancak; taraflar, hakem veya hakemlerin, uyuşmazlıkta uygulamalarını istedikleri usul ve esasa ilişkin kurallara da yer verebilmektedirler. Bu cümleden olarak, taraflar, hakem sözleşmesi veya şartında, uyuşmazlığın maddi hukuk kurallarına göre çözümlenmesi gereğini öngörebilirler. Böyle bir durumda, hakemlerin, hak ve nesafet kurallarına göre değil, öngörülen maddi hukuk kurallarına göre karar vermeleri gerekmektedir.
Somut olayda, davalının da uymayı taahhüt ettiği vakıf senedi uygulama yönetmeliğine göre vakıf ile üyeler arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların, Merkez Bankası Başkanının seçeceği üç kişilik hakem heyeti tarafından çözümlenmesi gerekmekte olup tahkim şartında, taraflarca belirlenen ve uygulanması öngörülen herhangi bir maddi hukuk kuralı bulunmamaktadır.
HMUY'nın 533. maddesinde, hakem kararlarının hangi nedenlerle temyiz edilebileceği sınırlı bir biçimde gösterilmiştir.
Buna göre; hakem kararları ancak;
a) Tahkim süresinin bitiminden sonra karar verilmiş olması,
b) Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmesi,
c) Yetkileri içinde olmayan mesele hakkında karar vermeleri ve
d) İki tarafın iddialarından herbiri hakkında karar vermemeleri,
hallerinde incelenerek bozulabilmektedir. Bu sebeplerin dışında bir sebeple temyiz edilebilme olanağı yoktur. Diğer bir anlatımla,H.M.U.Y. da maddi hukuka aykırılık, ayrı bir temyiz nedeni olarak sayılmamıştır.
Sonuç: Dosya münderecatına göre, yasada temyiz nedeni olarak gösterilen hususlardan hiçbirisi olayımızda gerçekleşmiş değildir. Bu itibarla ve yukarıda açıklanan nedenlerle temyizi mümkün bulunmayan Hakem kararına karşı davalının temyiz isteminin REDDİNE, 16.9.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy