(1136 S. K. m. 164) (2942 S. K. m. 11)
Dava: Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Bozma ilamında; ikinci bilirkişi kurulu ek raporunda olduğu gibi birinci bilirkişi kurulu ek raporunda da emsalin (2 parsel sayılı taşınmazın) zemini üzerindeki yapının değerinin hesaplanıp satış bedelinden düşülmesi suretiyle zemine isabet eden satış bedelinin bulunması ve bu bedele göre karşılaştırma bedelinin hesaplanması, kamulaştırmadan arta kalan kısımda meydana gelen değer artışının kamulaştırma bedeline eklenmeyip indirilmesi gerektiği açıklanmış, aynı emsali inceleyen bilirkişi kurullarının değerlendirmelerinde birbirinden çok farklı sonuçlara ulaşmış olmaları suretiyle ortaya çıkan çelişkinin giderilmesi, komşu parsellerle ilgili davalarda ulaşılan bedellerin de dikkate alınması ve bilirkişi raporlarındaki değerlendirmelerin emsal taşınmaz ile davaya konu taşınmazın ilgili belediyelerden getirtilecek emlak vergisine esas arsa m2 değerleriyle denetlenmesi gerektiği belirtilmiş, ilk bozma ilamı gereğince bilirkişiler hakkında yapılmış olması gereken işlemlere ilişkin belge ve bilgilerin de dosyaya konulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ise de, bozma ilamı gereklerinin yerine getirilmesi yönünde hiçbir işlem yapılmadan dosyanın bilirkişi kurullarına verilmiş olması ile bilirkişilerin kendilerinden istenilmediği ve gerekmediği halde emsali değiştirmek suretiyle değerlendirme yaptıkları ek raporlara dayanılarak ve bu ek raporların denetimi de yapılmadan hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Bundan ayrı, bilirkişi kurullarının ek raporlarının hükme dayanak olma nitelikleri de yoktur.
Şöyle ki;
1- Komşu taşınmazlarla ilgili davalarda ulaşılan sonuçlardan bazıları bilirkişi kurullarının ek raporlarında incelenmiş ve 16.000.000 TL./m2 değer üzerinden kesinleştiğinden bahisle Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/787-2000/560 sayılı dosyasında ulaşılan değerin güçlü delil niteliğinde olduğu kabul edilmek suretiyle değerlendirme yapılmış ise de, anılan dava dosyası bu dosya içerisine getirtilmemiştir. Dairemiz kayıtlarında yapılan incelemede ise sözü edilen davada verilen ilk kararın 2000/9485-10672 sayılı ilam ile bozulduğu, bozmaya uyularak daha sonra verilen hükmün 2002/3566-4235 sayılı ilam ile onandığı, bu onama kararının düzeltilmesinin istenilmesi üzerine de o dosyada kamulaştırılan taşınmaz için 16.000.000 TL/m2 ve 16.800.000 TL/m2 değer belirlenmiş olmasının yanlışlığına işaret edilmekle birlikte paydaş davasında ulaşılmış olan miktar ve taleple bağlı kalınarak 8.000.000 TL/m2 üzerinden hüküm kurulmuş olması nedeniyle karar düzeltme isteminin 2002/7403-7958 sayılı ilam ile reddedilmiş olduğu belirlenmiştir.
Açıklanan bu duruma göre, dava konusu taşınmaza komşu taşınmazlarla ilgili bedel artırımı davalarında (özellikle bu dosya içerisinde incelenmiş olanlarda) kamulaştırma bedelinin 16.000.000 TL/m2 olarak belirlendiği ve mahkemece de bu değer üzerinden hüküm kurulup, kararların kesinleştiği yolundaki bilirkişi raporları gerçeği yansıtmamaktadır.
2- Davalı idare vekili, bilirkişi ek raporlarında somut emsal alınan 6 parsel sayılı taşınmazın zemini üzerinde bir yapının bulunduğunu ve satışın yapıyı da kapsar biçimde yapıldığını öne sürerek ek raporlara itiraz etmiş ve dayanağı belgeleri de dosyaya sunmuş olduğu halde, bu itirazın karşılanması yönünde herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.
3- Dairece aynı gün incelenen mahkemenin 2002/646-1065 sayılı dava dosyasında (Dairenin 2003/2616 E.) her iki bilirkişi kurulu, aynı emsal ile (6 parsel sayılı taşınmaz) yaptıkları karşılaştırma sonucunda, 379 parsel sayılı taşınmazın emsalin % 95'i değerinde olacağı saptamasında bulunmuş ve böylece buldukları değerden %35 oranında düzenleme ortaklık payı indirimi de yapmak suretiyle değerlendirme yapmış oldukları halde, bu kez sözü edilen davaya konu taşınmaz ile aynı yerde bulunan ve aynı özelliklere sahip olan 2554 parsel sayılı taşınmazın aynı emsalin % 45'i değerinde olduğu ve düzenleme ortaklık payı indirimi yapılması gerekmediği saptamalarıyla sonuçta sözü edilen dava dosyasındaki değerle aynı değere ulaşmışlardır.
Bu durum, bilirkişi kurullarının mahkemece hükmüne uyulmuş olan bozma ilamı gereklerini yerine getirmekten ziyade, önceden belirledikleri değerleri benimsetmek çabası içerisinde oldukları kanısını yaratmaktadır.
4- Eski tarihte tesis edilmiş olup tapu kaydında mevcut olan irtifak hakkından dolayı taşınmazın değerinde azalma olacağı ve bu azalmanın oranının belirlenmesi ile değerlendirmenin buna göre yapılması gerektiğine ilişkin bozma hükmü çerçevesinde bilirkişi kurullarının ek raporlarında bazı değerlendirmeler yapılmış ise de, bu değerlendirmelerin de kabul edilebilirliği bulunmamaktadır.
Gerçekten, bilirkişi kurullarının ek raporlarında kamulaştırmadan arta kalan bir kısım bulunduğu ve bu kısımda değer artışı olacağı, eski tarihte tesis edilmiş olan irtifak hakkının yaratacağı değer düşüklüğü ile bu değer artışının birbirini dengeleyeceği ileri sürülmekte ise de, dosyada bulunan tapu kayıt örneğine göre 2554 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümü 620 m2 olup kamulaştırma işlemi bu miktarın tamamı hakkında yapılmış ve kamulaştırmadan artan bir kesim kalmamıştır. Nitekim bozma ilamında da böyle bir artan kısmın varlığından ve bu kısımdaki değer artışından söz edilmemiştir. Bu yönler dikkate alınmadan, taşınmazda kamulaştırmadan artan bir kesimin varlığının ileri sürülmesi doğru olmadığı gibi, eski irtifak hakkının taşınmazın tamamının değerinde bir eksilme meydana getireceği buna karşın kamulaştırma işleminden dolayı meydana gelen değer artışının taşınmazın kamulaştırmadan arta kalan kısmında söz konusu olacağı, nitelikleri farklı olan bu değer değişikliği unsurlarının birbirleri ile toplanıp çıkartılamayacağının düşünülmemiş olması da doğru değildir. Öte yandan dosyaya ibraz edilen fen bilirkişisi krokisinde belirlenen enerji nakil hattının kurulduğu yer, kapladığı alan ve istikameti dikkate alındığında arsa niteliğinde olan taşınmazın değerinde oluşturacağı düşüklüğün bilirkişi raporlarında ileri sürülen %3 oranından çok daha yüksek olması gerektiği de açıktır.
Açıklanan bu hususlar, bilirkişi kurullarının bozma ilamına uyma veya direnme hak ve yetkisinin salt mahkemeye ait bir hak ve yetki olduğu kuralını ihlal ettiklerini ve mahkemenin de bilirkişileri bu hususta uyarmadığı gibi raporları da yeterince denetlemediğini göstermektedir.
Mahkemece, bilirkişi kurullarından, önceki bozma ilamında belirtilen ve ayrıca yukarıda açıklanan hususları göz önünde bulunduran ek raporlar alınması, raporların bozma gereklerine uygunluğunun denetlenmesi ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken yetersiz araştırma ve eksik inceleme ile bilirkişi kurullarınca düzenlenen ek raporlara dayanılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de;
5- Avukatlık Yasasının (değişik) 164/son maddesi hükmünün yorumlanmasında hataya düşülerek, davacı taraf yararına hükmedilmesi gereken avukatlık ücretinin doğrudan avukata ödenmesine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.04.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy