(2942 S. K. m. 11, 14) (1086 S. K. m. 86)
Dava: Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili 7.3.2000 günlü dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın davalı idarece kamulaştırıldığını, değerinin belirlenenden fazla olduğunu belirterek toplam 700.000.000.- TL daha artırıma karar verilmesini istemiş, yargılama aşamasında sunduğu 12.12.2000 tarihli dilekçesinde de dava değerini 3.000.000.000.- TL olarak ıslah ettiğini bildirmiştir. Mahkemece ıslah istemi uygun görülerek bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
1- Kamulaştırma Yasasının 14. maddesinde, kamulaştırmaya konu taşınmaz malın sahibinin yapılan tebligat gününden veya tebliğ yerine geçen ferağ tarihinden itibaren 30 gün içinde, takdir olunan bedel ile maddi hatalara karşı adli yargıda dava açılabileceği hükmüne yer verilmiş olup, bedele ilişkin olarak açılacak dava yönünden yasada öngörülen, hak düşürücü nitelikteki bu süre geçtikten sonra malikin artık bedel konusunda dava açma hakkı bulunmamaktadır. Malikin dava hakkının bulunduğu hak düşürücü süre içinde bedel artırım davası açıldıktan sonra HUMK'nun 86 ve takib eden maddelerine dayanılarak müddeabihin artırılmasına yönelik ıslah isteme hakkı mevcut ise de, bu süre geçtikten sonra bedelin daha da artırılması gerektiğinden bahisle ayrı bir davaya da konu edilemeyecek olan ilave bedel için ıslah talebinde bulunulmasına yasal olanak yoktur. Başka bir deyişle, ıslah istendiği tarihte dava hakkı düşmüş ise, bu husus ıslah istemine konu edilemez.
Mahkemece davacı vekilinin ıslah isteminin reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
Kabule göre de,
2- İrtifak hakkı tesis edilmek amacıyla yapılan kamulaştırma işleminde kamulaştırma bedeli, taşınmazın irtifak hakkı tesisinden önceki değeri ile irtifak hakkı tesis edildikten sonraki değeri arasındaki farktan ibarettir. Taşınmazın niteliğine göre Kamulaştırma Yasasının 11. maddesinin üçüncü fıkrası hükmü gereğince taşınmazın tamamının bir bütün olarak değeri tespit edildikten sonra aynı maddenin son fıkrası uyarınca irtifak kurulması nedeniyle taşınmazda meydana gelecek değer düşüklüğünün oran ve tutarının gerekçeleri ile belirtilmesi gerekir. İrtifak kurulması nedeniyle meydana gelecek değer düşüklüğünün oranı, taşınmazın cinsi, niteliği, kullanım şekli, irtifak hakkının niteliği (boru hattı, enerji nakil hattı vs.) taşınmazda kapladığı alan ve yeri, istikameti dikkate alınarak belirlenir. Yargıtay uygulamalarında, taşınmazın niteliğine uygun kullanımını önemli ölçüde etkileyen özel bir durum söz konusu olmaması halinde arazilerde irtifak nedeniyle olabilecek değer kaybının irtifaktan etkilenen alanın mülkiyet değerinin % 35'ini aşmaması gerektiği kabul edilmektedir.
Kamulaştırma krokisinin incelenmesinde enerji nakil hattının dava konusu taşınmazlardan geçtiği alanlar taşınmazın büyük bir bölümünde tarımsal faaliyeti etkilemesinin söz konusu edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu durum ve tarım arazisi olarak kullanılan taşınmazın yüzölçümü ve irtifakın izdüşümü ile konumu ve de yukarıda açıklanan yerleşmiş Yargıtay uygulamaları dikkate alınarak taşınmaz üzerinde oluşturacağı değer kayıp oranının en fazla % 3 olması gerekirken daha büyük oranda değer kaybı kabulü ile fazla artırıma hükmedilmesi,
Doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy