(5237 S. K. m. 146) (4721 S. K. m. 50, 101, 116) (743 S. K. m. 48, 74, 81) (3713 S. K. m. 7) (4616 S. K. m. 1)
Dava: Dava dilekçesinde davalı vakfın dağıtılması istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davacı vekili Av. C.Ş. ile aleyhine temyiz olunan davalı vekili Av. İ.A. geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekillerince, gerek asıl ve gerekse birleştirilen dava dilekçelerinde özetle; davalı Milli Gençlik Vakfı'nın, kuruluş senedinde yazılı olan amacı ve örgütlenme kapsamı dışına çıkararak eylemli bir biçimde illegal (yasadışı) yapılanma yoluna gittiği ve yasadışı amaçlara yöneldiği, bu cümleden olarak; adı geçen vakfın, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden izin almadan ve bu kurumu bilgilendirme gereği bile duymadan ülke çapında şube, temsilcilik, irtibat bürosu, ek hizmet yerleri (yurt, pansiyon, lokal vb.) adı altında yüzlerce birim oluşturarak illegal bir biçimde yapılanıp örgütlendiği; bu vakfın gerek merkezinde gerekse bir çok şube ve temsilciliklerinde kuruluş senedinde yazılı amacıyla ilgisi olmayan yasak faaliyetlerde bulunulduğu, Devletin Anayasal düzenine ve özellikle laiklik ilkesine aykırı eylem ve propagandalar yapıldığı, Vakfın birçok birimlerinde ele geçirilen kaset, broşür, kitapçık ve diğer dokümanlar ile Valiliklerden gelen yazılar ve teftiş raporları içeriğinden asıl amacını gerçekleştirmekten öteye Milli Görüş adı altında, kapatılan Refah Partisi ve devamı sayılan siyasi partiyi açıkça destekler nitelikte faaliyetler sergilediği ve adeta Refah Partisi'nin gençlik kolları gibi çalıştığı; ayrıca bir kısım vakıf yönetim kurulu üyeleri ile diğer sanıklar hakkında Devletin siyasi, hukuki, iktisadi temel nizamlarını dini esaslara göre değiştirmek amacıyla Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs ettikleri savıyla TCY.'nın 146. maddesi uyarınca cezalandırılmaları için Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne 1999/37 esas sayılı davanın açıldığı; yukarıda değinilen ve dava dilekçelerinde belirtilen diğer nedenlerle vakfın amacının Türk Medeni Kanunu'nun 74.maddesinin ikinci fıkrası hükmüne aykırı hale geldiği ileri sürülerek, anılan Yasanın 81/3. ve Tüzüğün 33.maddeleri hükmü gereğince davalı Milli Gençlik Vakfının dağıtılmasına ve malvarlığının tespiti ile mazbut vakıflar tüzel kişiliğine devrine karar verilmesi istenilmiştir.
Davalı Vakıf vekilleri, davalara yanıt dilekçelerinde özetle; Vakfın hiçbir siyasi parti ile organik bağının ve bağlantısının bulunmadığını, bu konudaki savın kanıta dayanmadığını, kaldı ki Anayasada yapılan değişiklikle vakıfların siyasetle uğraşmalarını yasaklayan hükmün yürürlükten kaldırıldığını, bu bağlamda TMK.'nun 74/2.maddesinde öngörülen Vakfın bir siyasi düşünceyi destekleme yasağının yeni TMK.'nda yer almadığını, genel merkez ve diğer birimlerin yasa, tüzük ve vakıf senedi hükümlerine uygun olarak yapılandırıldığını, teftiş raporlarında belirtilen eksikliklerin tamamlanmasında savsama ve gecikme olmadığını, şubelerin genel merkezin denetimi altında olduğunu, yöneticilerin azlini gerektirebilecek bazı hususların ise dağıtılma davasına esas alınamayacağını, bir Halk Düşmanı adlı oyunun sergilenmesinden dolayı MGV yöneticilerinin beraat ettiklerini, ele geçirilen kanıtların vakfa ait olmadığı gibi, bunların kanıt olarak da kullanılamayacağını, Şube yöneticilerinin bir suç işlemesi söz konusu olsa bile - suçların şahsiliği prensibi gereği - o kişilerin şahsen sorumlu tutulmaları gerektiğini, izinsiz şube ve temsilcilik açılmaması için vakfın kararlarının bulunduğunu, davacı yanın öne sürdüğü tüm hususların asılsız ve mesnetsiz olduğunu belirterek, açılan ve birleştirilen davaların reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, yargılama sırasında kanıt olarak toplanan tüm bilgi ve belgeleri içeren dava dosyaları üzerinde re'sen yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi kurulu raporunda, davanın çözümüne yardımcı olmaktan öte, objektiflikten uzak görüşlere yer verildiği, uyuşmazlığın hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün konulardan olduğu görüşü ile bu rapora itibar edilmediği belirtildikten sonra; davalı vakfın illegal bir şekilde örgütlendiği ve kanun dışı gayesini gerçekleştirmeye yönelik faaliyetlerde bulunduğu yolunda kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği gibi, Vakfın bazı taşra birimlerinde zabıtaca yapılan aramalarda elde edilen kitap, broşür, dergi, kaset ve benzeri dokümanların kanunun açıkça yasakladığı ve suç saydığı belgeler kapsamında olmadığı; Vakfın birimlerince düzenlenen panel, seminer ve anma gecelerinde kapatılan siyasi partileri ve bunların mensuplarını destekleyici faaliyetlerde bulunulduğu, böylece bir siyasi partinin organı şeklinde çalıştığı yolundaki iddiaları ispatlayıcı dosyada açık ve kesin delil ve emare elde edilemediği; vakfı idare ve temsil ile görevli asıl organ durumunda olan mütevelli heyetinin toplu halde veya üyelerinin ferdi olarak bu şekilde vakfı bağlayıcı nitelikte açıklama ve beyanları olmamakla birlikte, gerek 4721 sayılı MK.'nun 101/4. ve 116/2.maddelerinde, gerekse Anayasada yapılan son değişikliklerle de bir vakfın siyasetle uğraşmasını yasaklayıcı hükümlerin bulunmadığı, vakfın bazı taşra mensuplarının yaptığı ileri sürülen ve suç olduğu iddia edilen ancak bir mahkeme kararı ile ispatlanamayan fiillerin doğruluğu bir an için kabul edilse dahi, bunların suçların şahsiliği ilkesi nazara alınarak sadece o kişileri bağlayacağı, vakıfla irtibatlandırmanın söz konusu olamayacağı, Ankara 2 No.lu DGM.'nde aralarında bir kısım vakıf idarecileri de bulunan sanıklar hakkında açılan kamu davasının ise kesin bir sonuca bağlanmadan ertelendiği, böylece o dosyada ileri sürülen hususların bu davada kesin olarak ele alınmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleştirilen Ankara Asliye 12. Hukuk Mahkemesi'nin 1999/205 esas sayılı dava dosyasının tefrikine ayrı bir esasa kaydı ile kaldığı yerden devamına, birleştirilen diğer iki dava dosyasında verilen her türlü ihtiyati tedbirlerin ve takyitlerinin karar kesinleştiğinde kaldırılmasına hükmedilmiştir.
Dava, Milli Gençlik Vakfı'nın kapatılması ve malvarlığının tespiti ile mazbut vakıflar tüzel kişiliğine devri istemine ilişkindir.
Davanın yasal dayanağını, 743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 81/A maddesinin üçüncü fıkrası ile onun yollama yaptığı aynı yasanın 74.maddesinin ikinci fıkrası oluşturmaktadır. Anılan Yasanın 74. maddesinin ikinci fıkrası Kanuna, ahlaka ve adaba veya milli menfaatlere aykırı olan veya siyasi düşünce veya belli bir ırk veya cemaat mensuplarını desteklemek gayesi ile kurulmuş olan vakıfların tesciline karar verilemez hükmünü içermektedir. 81/A maddesinin üçüncü fıkrası ise, gayesi 74. maddenin ikinci fıkrası hükmüne aykırı hale gelen vakfın, ilgilisinin başvurusu üzerine yetkili asliye mahkemesince, tarafların çağırılıp duruşma yapılarak kararla dağıtılacağını ve sicile bildirileceğini öngörmektedir.
Davanın açıldığı tarih itibariyle yasal düzenleme böyle iken, yargılama aşamasında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle 743 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmış olup, yukarıda değinilen maddelerin yerini yeni Türk Medeni Kanunu'nun 101. ve 116. maddeleri almıştır. 4721 sayılı TMK.'nun 101.maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre; Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasa'nın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, milli birliğe ve milli menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz. Bu yasanın 116.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca da yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır. Bu duruma göre, davalı vakfın dava konusu edilen eylem ve işlemlerinin dağıtılmayı gerektirir nitelikte olup olmadığı 4721 sayılı Yasanın 101/4. ve 116/2. maddeleri hükmü çerçevesinde değerlendirilmeli ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Bu bağlamda 4721 sayılı TMK.'nun 116/2. maddesinde sözü edilen yasak amaç ve yasak faaliyetlerin öncelikle 101/4. maddede sayılan hususların olduğu göz ardı edilmemeli, özellikle Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen nitelikleri ve Anayasanın temel ilkeleri ile milli birlik ve milli menfaat olgusu dikkate alınmalıdır.
Kurulmuş olan bir vakfın dağıtılması esaslarını düzenleyen yasa maddelerini böylece belirledikten sonra, somut olaya gelince:
Davalı Milli Gençlik Vakfı'nın amacı kuruluş senedinin 4. maddesinde İnsanların ve toplumların ilmi, içtimai, kültürel, sağlık ve bedensel yönden gelişmelerine katkıda bulunmak amacıyla nev'i itibariyle genel, katma ve özel bütçeli idarelerin hizmet sahaları içerisinde yer alan eğitim, kültür ve sağlık hizmetleri yükünü paylaşarak Devletin kamu görevi yükünü azaltıcı çalışmalar yapmaktır olarak belirlenmiş; bu amacını gerçekleştirmek için yapacağı çalışmalar ise senedin 5. maddesinde kapsamlı bir biçimde sıralanmıştır.
Vakfın amacının ve bu amacı gerçekleştirmek için yapacağı tüm çalışma ve faaliyetlerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, milli birliğe ve milli menfaatlere aykırı olmaması veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacını taşımaması gerekir(TMK. m.101/4). Kısacası vakfın, yasak amaç gütmemesi ve yasak faaliyetlerde bulunmaması zorunludur. (TMK. m. 116/2) Bu yasal kurallara uymayan (yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan) vakfın, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 116/3. (önceki TMK.'nun 81/A-3.) maddesi uyarınca kapatılmasına karar verilmesi gerekir.
Davalı Vakfın, kuruluş senedinde yazılı olan amacı ve örgütlenme kapsamı dışına çıkarak eylemli bir biçimde illegal (yasadışı) örgütlendiği, yasak amaç güttüğü ve yasadışı faaliyetlerde bulunduğu savı ile ilgili olarak (asıl ve birleştirilen) dava dosyalarında toplanan tüm bilgi ve belgeler, özellikle sözü edilen dava dosyaları üzerinde inceleme yapan bilirkişi kurulunun düzenlediği rapor incelenip irdelendiğinde;
Milli Gençlik Vakfı'nın genel merkezinde ve yurt çapında tüm şubelerinde yapılan aramalarda ele geçirilen çok sayıda videokaseti, kitap, dergi, broşür ve diğer dokümanlardan; adı geçen vakfın, illegal faaliyetler yürüttüğü ve bununla güdülen amacın Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, milli birlik ve milli menfaatlere aykırı olarak, dini esaslara dayalı devlet kurmak için zemin oluşturmak düşüncesiyle Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk ilkelerine, laik ve demokratik dünya görüşüne karşı çıkan, milli bayramları yeren, Arap milliyetçisi bir gençlik yetiştirme çabası ve çalışması içinde bulunduğu, bu cümleden olarak; İstanbul ve Amasya Şubelerinin denetimi sırasında ele geçirilen ve üzerinde Milli Gençlik Vakfı... Ortaöğretim Birimi yazılı 63 sayfalık kitabın, vakfın Ülke genelinde illegal örgütlenme modelini ortaya koyduğu, buna göre; her ilde bir ortaöğretim komisyonu kurulduğu, öğrencilerin asıl ve sempatizan olarak gruplandırıldığı, böyle bir örgütlenmeye gitmekteki amacın Milli Eğitimin yetersiz ve yanlış politikalarıyla öğrencilere okul hayatları boyunca zehir verildiği, inançlarından ve benliklerinden kopartıldığı, yarının gençlerine sahip çıkılarak Kur'an kültürüyle yetişmelerinin sağlanması olarak belirlendiği, 18 yaşından küçük olan ve bu nedenle vakfa üye kaydedilmeleri mümkün bulunmayan öğrencilerin de tanıtma kartı sahibi adı altında vakıfla bağlantılarının kurulduğu, böylece Ülke düzeyinde illegal örgütlenme olgusunun gerçekleştirildiği,
Üniversiteye giriş sınavlarında başarılı olamayan imam hatip lisesi mezunlarının davalı Vakıf tarafından yapılan illegal sınavlarla Mısır El Ezher Üniversitesi başta olmak üzere diğer İslam ülkelerindeki üniversitelere gönderildikleri, Vakfın bu faaliyetini 1996 yılına kadar doğrudan sürdürmekte iken, belirtilen yıldan sonra kısa adı YUVA olan Yüksek Öğrenim Yurtdışı Gençlik ve Dayanışma Vakfı ile birlikte sürdürdüğü; bu bağlamda Kapatılan Refah Partisi, MGV ve YUVA vakıfları aracılığıyla illegal sınavlar tertiplenerek İslam ülkelerine - buralardaki cemaat okullarına - Türkiye'den öğrenciler gönderildiği, Öğrenci gönderme faaliyetinde illegal sınavların yapıldığı Balgat Kültür Merkezi'nin - YUVA hakkında soruşturma açıldıktan sonra - davalı MGV.'na bağlı öğrenci yurdu görünümü altında pansiyona dönüştürüldüğü,
Vakıflar Genel Müdürlüğünün tespitlerine göre 1988 yılından itibaren resmi izinle açılan birimlerin yanı sıra illegal yolla ek hizmet binası, irtibat bürosu, temsilcilik ve benzeri adlar altında Vakfın birim sayısının 1800'e ve üye sayısının da 350.000'e ulaştığı, bunun gibi ilgili mevzuata uyulmadan (Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden izin alınmadan ve bu kurumu bilgilendirmeye bile gerek duyulmadan) yurt, pansiyon, lokal vb. yerlerin açılması suretiyle illegal örgütlenme çabasının - vakıf tüzel kişiliğinin hukuksal görünümü altında - ısrarlı bir biçimde sürdürüldüğü,
Vakfın şubelerinde veya temsilciliklerinde düzenlenen toplantılarda Kapatılan Refah Partisinin faaliyetlerinin övüldüğü, (Solhan, Hizan ve Bayat'ta olduğu gibi) bu partinin önde gelenlerinin Cumhuriyetin Anayasal düzenine ve Anayasanın temel ilkelerine aykırı nitelik taşıyan konuşmalarına ilişkin kasetlerin yapılan aramalarda ele geçirildiği, Özellikle Afyon, Amasya, Ankara, Antalya, Aydın, Erzurum, İstanbul, Kayseri, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Mardin, Muş, Nevşehir, Niğde, Sakarya, Samsun, Sinop, Tokat, Trabzon, Şanlıurfa, Bayburt, Karaman ve Batman şubeleri başta olmak üzere, faaliyetlerin Refah Partisi ile iç-içe yürütüldüğü, çoğu zaman bu iki kuruluşun aynı kişiler eliyle yönetildiği, hukuksal bir bağı olmamasına karşın - eylemlerine bakıldığında - Milli Gençlik Vakfı'nın geçmişte adeta Refah Partisi'nin gençlik kolları gibi çalıştığı,
Davalı Vakfın merkezinde veya şubelerinde ya da temsilciliklerinde düzenlenen özel anma günlerinde ve benzeri toplantılarda Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine, Anayasanın temel ilkelerine (özellikle laikliğe), milli birlik ve menfaatlere aykırı konuşmalar yapıldığı, Şöyle ki;
Anayasa Mahkemesince laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle kapatılan Refah Partisi'nin Genel Başkanı'nın, Milli Gençlik Vakfı için bir genç, ben MGV üyesiyim diyorsa, dört fakülte bitirmekten daha fazla feyiz almış demektir sözlerini sarf ettiği, yine aynı kişinin, İstanbul'un fethinin 543. yıldönümü nedeniyle Eskişehir'de 13.06.1993 günü yaptığı konuşmada cihat terk edilir ise zillet gelir.Bu gün yaşadığımız zorlukların temelinde bu yatıyor. Cihat, ancak cihat varsa zilletten kurtulup izzete ulaşmak mümkündür. İşte Sultan Fatih'in ordusu Refah Partili iki milyon kayıtlı üye oluyor... Bu sene sonu MGV.'nın iki yüz bin kayıtlı üyesi oluyor. Yeniden İstanbul'un fethine yürümek için kılıçlarımızı bir kere daha biliyoruz. Hep beraber Milletimizin saadet ve selameti için bu günkü köle düzenini bir an evvel yıkmak için, İslam birliği için bütün gücümüzle çalışacağıma söz veriyorum dediği,
Milli Gençlik Vakfı tarafından değişik zamanlarda düzenlenen toplantılardaki konuşmacılardan birisinin, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim gibi milli bayramların Müslümanlar için birer zulüm günü olduğu vurgulandıktan sonra ya İran Müslümanları gibi ayağa kalkacağız, bu rejim ayaklarımızın altında kalacak ya da bir Müslüman partiyi destekleyeceğiz, onu iktidara getireceksiniz işi yumuşağından halledeceğiz dediği, bu kişinin başka konuşmalarında da laik demokrat haysiyetsiz şerefsizler, bunu böyle neden diyorum, çünkü Türkiye'de bu rejimi savunanlar ermeni fahişe Manukyan'a anamızı avradımızı kaptırıyorlar... Aslında şu Anayasada mevcut olan bu kitapsız rejimin, kafir Anayasasında mevcut olan laiklik denen kafirliğin ciddi bir tarifi yoktur... Biz Müslümanlar, bu laik demokrat kafalı putperestleri yener malup eder, bu kitapsız rejimi yıkar, yerine Allah'ın istediği rejimi getirirsek halka ne vaat edeceğiz? M. K.'in bir kellesi 50 milyon lira, bir put 500 milyon lira, bu ülke kalkınır mı? Eğer M. K.'in ve ekibinin cinayetleri ortaya konulursa mesele belli olacak, demokrat laik rejimin yaptığı pislikler ortaya konulursa bütün foyaları ortaya çıkacak... Demokrasi nerede oturuyor Çankaya'da, laik nerede oturuyor Çankaya'da... Neden Çankaya da Ezankaya değil? Çankaya demokrasi, laiklik; o manada dini olmayan sistem nerede temsil ediliyor, burada. Ezankaya değil, çünkü demokrasi Batıdan geldi, Batıda çan var, laiklik Batıdan geldi, Hıristiyan kültürünün ürünü olarak orada çan var, elbette Çankaya olur, Ezankaya olur mu! İşte bu Çankaya Ezankaya olana kadar bu mücadele devam edecek. tarzında sözler sarf ettiği,
Başka bir konuşmacının, MGV Saray Temsilciliğinde yaptığı konuşmada biz hakikat nizamının kurulacağı günleri belki göremeyeceğiz ama şu gayretlerimizle öyle bir zemin hazırlayacağız, öyle bir köprü kuracağız ki, arkamızdan gelen iman ordusu üzerinden geçecek ve tevhit bayrağını burca dikecek. Belki üstat Bediüzzaman Hazretlerinin buyurduğu gibi, belki biz o gün mahşerde olacağız, spikerliğini cennet meleklerinin yaptığı Ahret televizyonundan müjdeyi alacağız. Ülkemizde, yeryüzünde Kur'an nizamının kurulduğu, şeytan saltanatının yıkıldığı haberini duyup zafer bayramını cennette kutlayacağız dediği,
Refah Partili bir sözcünün, MGV.'ında yaptığı konuşmada bizim düzenimiz demokrasiden de üstün, laiklikten de üstün. Bizim düzenimizin insan haklarına getireceği teminatı laiklik getiremez, getirememiştir de. Gerçi Türkiye'de tatbik edilen laiklik değildir; din düşmanlığıdır... Cihat sadece erkeklerin değildir. Cihat, erkekler ne kadar yapması gerekiyorsa kadınlar için de o kadar mecburiyettir biçiminde sözler söylediği,
MGV.'nın düzenlediği Zulme Karşı El Ele gecesinde konuşmacılardan birinin ...Türkiye'deki Müslümanlar meclisten yıkılmıştır; ama hangi meclisten? Ulus'taki meclisten yıkılmıştır. Çok açık ve net iddiamdır, buna bütün gönlümle inanıyorum; bizim dirilişimiz yine meclisten olacaktır, Kızılay'daki Meclisten olacaktır.. tarzında bir konuşma yaptığı,
MGV.'nın İzmit 42 Evler Şubesi'nin açılışında bir başka konuşmacının, ...Suçlu aramıyoruz, düzeni toptan yıkacak Allah askerleri arıyoruz.. Hakimiyet bu Ülkede kayıtsız şartsız milletin olsaydı, Ordumuz bugün NATO'nun emrinde olur muydu? Hakimiyet milletin olsaydı Cuma, cumartesi ve pazara getirilir miydi; bin yılık harflerimiz rafa kaldırılır mıydı; Roma açılıp Kabe yolları kapatılır mıydı?... gibi sözler sarf ettiği,
Refah Partili bir Milletvekilinin, MGV Akşehir Temsilciliğinde yaptığı konuşmada ...M. K.'in adına mevlit okunduğu zaman suç olmuyor da, canım feda olsun Bediüzzaman Said-i Nursi Haazretleri için okunduğu zaman mı suç oluyor; bu ne biçim adalet.. Bütün ümmete İslam asrı mübarek olsun. Çünkü İslam, putları yıka yıka geliyor. Dün Stalin, bir başka gün Çavuşesku, bir başka gün Mao putu yıkıldı. Putların birer birer devrildiği bir asrı yaşıyoruz. Allah bizim putların devrildiği günü de göstermeyi nasip etsin.. dediği,
Milli Gençlik Vakfı merkezinde ya da şube ve temsilciliklerinde düzenlenen toplantılarda konuşan diğer kişilerin de yukarıda zikredilenlere benzer nitelikte konuşmalar yaptıkları,
Hemen belirtmek gerekir ki; sözü edilen toplantılarda sarf edilen sözler, öncelikle konuşmacıyı bağlar; içeriği itibariyle suç oluşturuyorsa o kimse kişisel olarak sorumlu tutulur. Ancak bunu söylerken, toplantıları düzenleyen ve bu konuşmacılara Cumhuriyetin
Anayasayla belirlenen niteliklerine ve Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı düşen konuşmalar yapmaları için zemin ve ortam sağlayan vakıf tüzel kişiliğinin de bir hukuki sorumluluğunun olduğu göz ardı edilmemelidir. Söylemlerinden yukarıda alıntı yapılan kişilerin hemen hepsinin davalı Milli Gençlik vakfı merkezi ya da şubesi veya temsilciliklerinin tertiplediği toplantılarda konuştukları (vakfın bazı yöneticilerinin de yer aldığı ve Anayasal düzeni yıkarak yerine din devleti kurmak amacıyla militan yetiştirmek savıyla) Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne açılan 1999/37 Esas sayılı kamu davası dosyası içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 50. (önceki TMK.'nun 48.) maddesi hükmü uyarınca tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır; organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç (sorumluluk) altına sokarlar; organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar. Bu hükme göre, bazı kişilerin Anayasanın temel ilkelerine, özellikle laikliğe ve Atatürk Devrimlerine karşı olan, -yukarıda değinilen- konuşmalarına zemin hazırlayan vakıf yöneticilerinin bu eylemlerinin vakıf tüzel kişiliğini bağlamayacağını söylemek doğru olamaz. Öte yandan, Anayasal düzeni yıkarak yerine Din Devleti kurmak amacıyla militan yetiştirdiği savıyla Milli Gençlik Vakfı'nın 3713 sayılı Yasanın 7/4.maddesi gereğince kapatılması için Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne açılan 1999/37 esas sayılı kamu davasının - kanıtlar toplanıp son aşamaya gelmişken - 4616 sayılı Yasanın 1/4. maddesi uyarınca (beş yıl süre ile) kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmiş olması da Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre açılan bu özel hukuk davalarının görülmesini etkilemeyeceği gibi, sözü edilen kamu davası dosyasında toplanan belge ve bilgilerin bu davalar için kanıt olma niteliklerini de ortadan kaldırmaz.
Diğer yandan, Anayasa'da 23.7.1995 günlü ve 4121 sayılı Yasayla yapılan değişiklikle vakıfların siyasi amaç gütmelerini, siyasi faaliyette bulunmalarını, siyasi partilerden destek görmelerini ve onlara destek olmalarını yasaklayan hükmün kaldırılmış olduğu ve buna koşut olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 101/4.maddesinde (önceki TMK.nun 74/2. maddesinde öngörülen) siyasi düşünceyi destekleme yasağına yer verilmediği bilinen bir olgudur. Buna göre; bir vakıf, yasal zeminde ve senedinde öngörülen amacı doğrultusunda bir siyasi düşünceyi destekleyebilecek, siyasi partilerden destek alabilecek ve ona destek verebilecektir. Ancak desteklenen siyasi düşüncenin ya da siyasi partinin eylem ve işlemlerinin de Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine, Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, milli birliğe ve milli menfaatlere aykırı olmaması gerekir. Somut olayda toplanan tüm kanıtlarla davalı Milli Gençlik Vakfı'nın eylemli bir biçimde destek alıp destek verdiği ve siyasi düşüncelerini benimsediği anlaşılan Refah Partisi'nin Anayasa Mahkemesi'nce laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle kapatılmış olması karşısında, bu vakfın yukarıda sözü edilen faaliyetlerinin de Türk Medeni Kanunu'nun 101/4. ve 116/2.maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşünülmelidir.
Yukarıda açıklanan hususlar göz önünde bulundurulduğunda ve ayrıntılı incelemeyi içeren bilirkişi kurulu raporu ile dava dosyalarında toplanan tüm kanıtlar (bilgi ve belgeler) ele alınıp birlikte değerlendirildiğinde; davalı Milli Gençlik Vakfı'nın, kuruluş senedinde yazılı olan amacı ve örgütlenme kapsamı dışına çıkarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasa ile belirlenen niteliklerine, Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı düşen faaliyetlerde bulunduğu ve böylelikle Türk Medeni Kanunu'nun 101/4. ve 116/2. madde hükümlerine aykırı davrandığı, kısacası yasak amaç güttüğü ve yasak faaliyetlerde bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Dava dosyalarında toplanan yeterli ve inandırıcı kanıtlar karşısında, Yerel mahkemece yerinde görülmeyen yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı yararına takdir edilen 375.000.000 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.2.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy