(1086 S. K. m. 388) (634 S. K. m. 4, 6, 35)
Dava: Dava dilekçesinde ortak yerlere müdahalenin önlenmesi ve eski hale getirme istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak;
Kat Mülkiyeti Yasasının 6. maddesine göre; bir bağımsız bölümün dışında yer alıp o bölüme özgülenmiş olan eklentiler, ait olduğu bağımsız bölümün bütünleyici parçası sayılır ve o bölümün maliki, eklentilerinde tek başına maliki olur. Eklentiler kat mülkiyeti kütüğünün beyanlar hanesine de kaydedilir. Eklentinin tapu kaydının dayanağını oluşturan onaylı proje veya vaziyet planında ve de yönetim planında gösterilmesi gerekir. Somut olayda tapuda, projede ve yönetim planında 11 ve 12 numaralı bağımsız bölümlerin ön ve yanlarındaki açık terasların bu bölümlerin eklentisi olduğuna dair bir husus yer almadığı gibi merdiven sahanlığından müstakil bağlantısı olan bu terasların konumları itibariyle davalılara ait söz konusu dairelerin münhasır kullanımına bırakıldığına dair de yönetim planında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu durumda, mahkemece; bilirkişinin tapu, proje ve yönetim planına uygun düşmeyen saptaması esas alınarak, ( Kat Mülkiyeti Yasasının 4 üncü maddesine göre ortak yer niteliğinde kabulü gereken ) söz konusu açık terasların 11 ve 12 numaralı bağımsız bölümlerin eklentisi olduğunun karar gerekçesinde açıklanmış olması doğru değildir.
Öte yandan, Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamalarında ortak yerlerde bütün kat maliklerinin rızası alınmadan yapıldığı saptanan tesis ve değişikliklerin davalı tarafından eski hale getirilmemesi durumunda, özellikle bağımsız bölümlerde ve bağlantılı kısımlarında işlem yapılması gerektiğinde, mülkiyet hakkının saygınlığı gözetilerek talep edilmiş olsa dahi davacıların bu yolda yetkilendirilmesi uygun görülmemekte olup infazda da güçlük yaratılmaması için Kat Mülkiyeti Kanununun 35. maddesi uyarınca ortak yerlerin bakım, onarım gibi genel yönetim işlerinin kat mülkiyeti sistemindeki esaslar çerçevesinde yönetici tarafından yerine getirilmesinin en uygun çözüm olduğu kabul edilmektedir.
Bu bakımdan, ( 12 ) nolu bağımsız bölümün ön ve yan tarafında kalan terasta yapılacak eski hale getirme işlerinin maliyeti bilirkişiye hesaplattırılıp verilen süre içinde projeye aykırılıklar davalı N. tarafından eski hale getirilmediği takdirde, raporda gösterilecek masrafın geçecek süre nedeniyle yetersiz kalmasının kaçınılmaz olması da dikkate alınarak hüküm fıkrasında, saptanan bu miktarın gerçekleşecek masraftan mahsup edilecek bir avans niteliğinde olduğu da açıklanmak suretiyle, eski hale getirme işleminin, davalıdan alınacak avansla yönetici tarafından yerine getirilmesine, yöneticinin bu görevi yerine getirememesi halinde, davacılar tarafından icra yoluyla yerine getirilmesine, eski hale getirme masraflarının daha fazla olması durumunda kalan kısmın da davalı N'den alınmasına karar verilmesi gerekir.
Ayrıca, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinin son hükmü uyarınca mahkeme kararının hüküm sonucu kısmında taraflara yüklenen borç ve hakların birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Bu hükümle kararların infazında duraksamaya meydan verilmemesi amaçlanmıştır. Oysa inceleme konusu kararda, ( 12 ) nolu bağımsız bölümün ön ve yan tarafına rastlayan açık teraslarda ve terasla bağlantılı olarak bu bağımsız bölümde onaylı mimari projeye aykırı şekilde yapıldığı tespit edilip eski hale getirilmeleri gereken değişikliklerin neler olduğu ve ne surette eski hale getirileceği, ölçekli krokiye de bağlanarak açıkça gösterilmemiş, genel bir ifadeyle yetinilmiştir. Mahkemece, bilirkişiye onaylı projedeki durumu ve buna aykırılıkları gösteren ölçekli kroki hazırlattırılarak yukarıda açıklanan tüm hususları kapsar şekilde hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 12.4.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy