(1086 S. K. m. 163) (2004 S. K. m. 67)
Dava dilekçesinde itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Dava, ortak gider payının tahsili için yapılan İcra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, dilekçede genel kurul kararları, yönetim kayıtlan ve sunulabilecek her tür delile dayanılmıştır.
Mahkemece 10.11.2003 tarihli oturumda verilen ara kararında "davacı vekiline delillerini bildirmesi için 10 gün kesin mehil verilmesine, kesin sürenin sonuçlar hatırlatıldı" denilmek suretiyle davacı tarafa kesin önel verilmiştir.
Tanınan 10 günlük süre içinde genel kurula çağrı yazısı, faaliyet raporu, tahmini bütçe teklifi, denetçi raporu ve karar defteri fotokopisi ibraz edilmiş ve dosya incelenmek üzere bilirkişiye verilmiştir.
Bilirkişi mevcut delillerin yeterli olmadığını karar defteri, işletme defteri ve tapu kaydı ile yönetim planının dosyaya sunulması gerektiği yolunda rapor düzenlemiştir.
Mahkemece 25.12.2003 günlü oturumda davacı vekilinin 20.11.2003 tarihinde verilen kesin süre gereklerini yerine getirdiğinden söz edilerek sunulan belgeler ile birlikte belge asıllarının yöneticinin bürosunda incelenerek yeniden rapor düzenlenmesi kararlaştırılmış, 11.3.2004 günlü oturumda ise tanınan kesin sürenin davalı yararına kazanılmış hak oluşturduğu belirtilerek 25.12.2003 günlü ara kararında vazgeçilmiş ve kesin süre gereklerinin yerine getirilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kesin süre; davayı uzatmak ve sonucunu geciktirmek amacında olan tarafın bu davranışını önlemek amacıyla getirilmiş olan bir tedbirdir. Hakimin ilk defa tayin ettiği süreler kural olarak kesin değildir, ancak hakim kendisinin tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir (HUMK. md.163). Eğer hakim sürenin kesin olduğuna karar vermiş ise tanıdığı süre içinde yapılması istenen işlerin ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklaması ve kesin süreye uymamanın doğuracağı sonucu açık olarak anlatması ve bu anlatılanları tutanağa geçmesi, uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedilebileceğini yine açıkça bildirilmek suretiyle ilgili tarafı uyarması gerekir.
Somut olayda, Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamalarında da yerini alan bu esaslara uyulmayıp kararda belirlenen sürede işlemlerin yapılmaması halinde doğacak hukuki netice gösterilmemiş, davanın bu nedenle reddedilebileceği hususunda davacı uyarılmamış, sadece "sonuçları hatırlatıldı" denilmekle yetinilmiştir.
Mahkemenin bu nitelikteki ara kararının, HUMK' nun daki yukarıda açıklanan özellikleri taşımadığı ve maddede öngörülen sonuçları doğurmayacağı ortadadır.
Öte yandan mahkemece kesin mehil kararından sonra getirilen kanıtların kabul edilip üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, ara kararından zımnen rücu edildiği anlamını da içermektedir.
Açıklanan nedenlerle mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda toplanan tüm kanıtlar değerlendirilip gerektiğinde yeni deliller de toplanmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmek gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması, doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 23.9.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy