(4721 S. K. m. 112)
Dava: Dava dilekçesinde vakıf yöneticilerinin görevden alınmaları istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalı R. tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davalı adına gelen olmad1. Aleyhine temyiz olunan davacı vekili Av. N.A. geldi. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki eksiklikler tamamlandıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Karar: Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler kısmında düzenlenen 33. madde, "Demek kurma hürriyeti" kenar başlığını taşımakta ve bu maddenin son fıkrasında, bu madde hükümlerinin vakıflarla ilgili olarak da uygulanacağı belirtilmektedir. Vakıflara ilişkin kurallar yorumlanırken, vakıf kurumunun anayasal özelliğinin gözetilmesi, vakıf kurma ve yönetme işlemlerinin, bu özgürlüğün özünü zedeleyecek biçimde sınırlandırılmasına yol açılmaması gerekir.
Türk Medeni Kanunu'nun 112. maddesi hükmüne göre yetkili mahkemenin tüzükte gösterilen sebeplere dayanarak teftiş makamının yapacağı başvuru üzerine, duruşma yaparak idare edenleri görevden alabileceği öngörülmekte, tüzüğün 23. maddesinde de görevden almayı gerektirecek haller sayılmaktadır. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecek olan hakimlere, anılan maddenin hiçbir takdir hakkı tanımadığının kabulü doğru değildir. Aksine bir düşünce bu konularda yargıyı, teftiş makamının onay mercii haline getirir ki bu durumda yargılamanın konumu ile bağdaşmaz ve tüzüğe aykırı en küçük bir ayrıntının eksikliği idarecilerin görevlerinden alınmaları sonucunu doğurur.
Vakıf idarecilerinin görevlerinden alınmalarına ilişkin Türk Medeni Kanununun 112. ve Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 23. maddelerinde, mahkemelerce yöneticilerin işten "uzaklaştırılabileceği" ya da görevden "alınabileceği" belirtilmek suretiyle, bu konuda hakimlere takdir hakkı tanındığına işaret edilmiştir. Şu halde, hakimin her eylemi ayrı ayrı takdir etmesi, olayın oluş biçimi, aykırılığın niteliği, aykırılıkta ısrar, iyi niyet, ölçülülük, eylem-yaptının dengesi gibi unsurları dikkate alması gerekir.
Somut olayda; davalı vakıf idarecilerinin, tebligata rağmen vakıfla ilgili bilgi ve belgeleri Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne göndermedikleri ileri sürülerek görevden alınmaları istenmiş ise de; dosya kapsamından ve bilirkişi raporundan davaya konu edilen bilgi ve belgelerin geç de olsa düzenlenerek Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne verildiği buna ilişkin belge örneklerinin dosyaya konulduğu anlaşılmaktadır. İleri sürülen hususun mahiyeti itibariyle fazla önem arz etmeyen işlemlere ilişkin olması, hataların telafisi için çaba gösterilmiş bulunması, dava konusu eylemlerin kasta dayalı olmayıp mazur görülebilir ihmallerden kaynaklanması karşısında, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yerinde bulunmayan gerekçelerle kabulü doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı; görevden alınan vakıf idarecilerinin bir daha seçilemeyeceklerine ilişkin Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 24. maddesi ikinci fıkrasının, Danıştay 10. Dairesi'nin 02.10.2001 tarih 1999/755 2001/3329 sayılı kararı ile iptal edildiği, bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 14.06.2002 tarih ve 2002/122-577 sayılı kararı ile onanarak yürürlükten kalktığı anlaşıldığından, görevden alınmalarına karar verilen vakıf idarecilerinin "bir daha vakıf yöneticisi seçilmemelerine" de karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy