(2942 S. K. m. 11, 15)
Dava: Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması ise davalı vekili tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz edenlerden davacı Vek. Av. A. Aktay ile davalı Vek. Av. M. Üstün geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Karar: Mahkemece dava konusu taşınmazın yerinde dört kez bilirkişi incelemesi yaptırılmış, üçüncü bilirkişi kurulu raporu geçersiz sayılmış, bunun dışındaki raporlardan dördüncü bilirkişi kurulunun düzenlediği rapora göre hüküm kurulmuştur.
Dava konusu taşınmaz 2900 m2 yüzölçümlü arsa niteliğinde olup tapuda kagir ev ve bağ yeri olarak gösterilmiştir. Hükme dayanak yapılan dördüncü bilirkişi kurulu raporunda somut emsal alınan taşınmaz ise 39.74 m2 yüzölçümlü çarşı içinde bir arsadır. Oysa emsal gösterilen diğer taşınmazlardan 109 ada 4 parsel, 968 parsel, 5839 parsel, 4843 parsel gibi taşınmazlar dava konusu taşınmaza yüzölçümü ve niteliği açısından daha benzer özellikler taşımaktadır. Bilirkişi kurulu bu emsalleri değerlendirme dışı bırakırken gerçek arsa satışlarını yansıtmadığı gerekçesine dayandırmış, ancak neden gerçeği yansıtmadığı konusunda somut nedenler açıklamamıştır. Öte yandan bu bilirkişi kurulunun somut emsal aldığı taşınmaz ile dava konusu taşınmazın emlak vergisine esas m2 değerleri incelendiğinde, emsalin daha yüksek değerde olmasına karşın bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın daha değerli olduğu görüşüne yer verildiği görülmektedir. Bu çelişki karşısında Kamulaştırma Yasasının 11. maddesinin d bendi dikkate alındığında bilirkişi kurulunun belirlediği değer bu açıdan da isabetli değildir.
Yargıtay uygulamalarında davaya konu edilen taşınmazın bulunduğu yerde (ilçede) emsal olabilecek arsa satışlarının bulunmaması durumunda ancak komşu il ya da ilçelerdeki arsa satışları emsal alınabilir. Somut olayda dosyadaki bilgi ve belgeler göz önünde tutulduğunda dava konusu taşınmazın bulunduğu yer olan Çamlıyayla'da emsal arsa satışlarının varlığı saptandığına göre, birinci ve ikinci bilirkişi kurullarından da ilçedeki emsal arsa satışlarına göre değerlendirme yapan ek raporlar alınması gerekirken bu olgu gözetilmeden sözü edilen kurulların komşu ilçe olan Tarsus'taki arsa satışlarını emsal alan raporlarına itibar edilmesi de doğru değildir. Bir an için birinci ve ikinci bilirkişi kurulu raporlarının açıklanan nedenle geçersiz olduğu kabul edilse bile geçerli sayılan dördüncü bilirkişi kurulu raporunda tespit edilen bedelin kıymet takdir komisyonunca biçilen değerin bir mislini aşmış olması karşısında 2942 Sayılı Yasanın 15. maddesinin değişiklikten önceki 11. fıkrası hükmüne aykırı biçimde tek rapora dayanılarak hüküm kurulmuş olması da usul ve yasaya aykırı olacaktır.
Öte yandan davacı N. Güngör'ün yargılama sırasında öldüğünün anlaşılması üzerine mirasçıların davaya dahil edilmiş olmalarına karşın bunların gerekçeli kararın başlık kısmında gösterilip onlar yönünden hüküm kurulması gerekirken ölü kişi (murisin) hakkında karar verilmiş, ayrıca arttırılan bedele kamulaştırma işleminin idari yönden kesinleştiği 1.10.1999 ve 20.10.1999 tarihleri yerine kamulaştırma karar tarihinden itibaren faize hükmedilmiştir.
Sonuç olarak yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmadan yetersiz araştırma ve eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.
Mahkemece, dördüncü bilirkişi kurulundan yukarıda değinilen esasları göz önünde bulunduran ek rapor alınması, bu bağlamda birinci ve ikinci bilirkişi kurullarından da Çamlıyayla ilçesindeki arsa satışlarını emsal alan ve buna göre 2942 Sayılı Yasanın 11. maddesi hükümlerine uygun biçimde dava konusu taşınmaza değer belirleyen denetime elverişli ek raporlar alınması, raporların bozma gereklerine ve yasanın buyurucu hükümlerine uygunluğunun denetlenmesi ile oluşacak sonuç doğrultusunda hüküm kurulması gerekir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı yararına takdir edilen 400.000.000 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 05.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy