(634 S. K. m. 10) (4721 S. K. m. 699)
Dava: Dava dilekçesinde ortaklığın giderilmesine karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılardan Sare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dava, üzerinde yapı bulunan ve tarafların paydaş olduğu 2 parsel sayılı taşınmazın ortaklığının giderilmesi istemine ilişkindir.
Davacı paydaş dava dilekçesinde ve yargılama sırasında dava konusu taşınmazın aynen (kat mülkiyeti kurulması yoluyla), olmadığı takdirde satış suretiyle ortaklığının giderilmesi isteminde bulunmuş; davalı paydaşlar ise fiili taksim ve kullanım gözönünde tutulmak suretiyle paydaşlığın giderilmesini istemişlerdir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden ve özellikle yerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporu içeriğinden dava konusu taşınmazda davacı ve davalıların paydaş oldukları, bu taşınmazın üzerinde iki katlı karkas tarzında yapılmış bir yapı bulunduğu, raporda A ile gösterilen yapının zemin ve birinci katının tamamlanıp davacı tarafından, (B) ile gösterilen kısmın ise davalılardan Sare tarafından kullanıldığı buna göre paydaş sayısı, paydaşların tapudaki pay oranları ve taşınmaz üzerindeki yapıda bulunan bağımsız bölüm sayısı nedeniyle aynen paylaştırmanın ya da kat mülkiyeti kurulması yoluyla ortaklığının giderilmesinin mümkün bulunmadığı, taşınmazın satışı suretiyle paydaşlığın giderilmesinin gerektiği anlaşılmaktadır.
Kat Mülkiyeti Yasasının 10. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca ortak taşınmazda kat mülkiyeti kurulması yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verilebilmesi için bu taşınmazın kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bulunması gerekir. Somut olayda dava konusu taşınmaz üzerindeki yapıda 3 bağımsız bölüm bulunduğuna göre Türk Medeni Kanununun aynen taksim kurallarını düzenleyen hükümleri de dikkate alındığında taşınmazın paydaşlar arasında aynen bölüştürülmesinin de olanaklı bulunmadığı gözetildiğinde mahkemece taşınmazın satışı yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ancak;
Dava dilekçesi ve ekindeki 3.2.1983 günlü sözleşme içeriğinden, dava konusu taşınmaz üzerindeki anayapının ön cephe kısmının davacının murisine, arka cephe bölümünün davalıların murisine ait olmak üzere ikiye taksim edildiği; yerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporundan da -bu rızai taksim sözleşmesi uyarınca- anayapının (A) harfi ile gösterilen ön cephesinin davacı ve (B) harfi ile gösterilen arka cephe bölümünün de davalılardan Sare tarafından kullanıldığı belirlenmiş bulunmaktadır.
Saptanan bu olgu mahkemece gözönünde tutularak; dava konusu taşınmazın arzı (zemini) ile üzerindeki muhtesatın (anayapının) bilirkişi raporunda (A) ile gösterilen davacıya ait ve (B) harfi ile gösterilen davalılara ait bölümlerin dava tarihi itibariyle değerlerinin ayrı ayrı hesaplanması, bu değerlerin (zemin ve muhtesat bedellerinin) toplanması suretiyle taşınmazın tümünün değerinin bulunması, bu toplam değer ile arza ve muhtesata ilişkin değerler arasında oran kurulması ve satış parasının bu oranlar esas alınarak hak sahiplerine dağıtılması gerekir. Oran kurulurken, arzın (zeminin) ve muhtesatın (Yapının A ve B ile gösterilen ön ve arka cephe bölümlerinin) dava tarihi itibariyle ayrı ayrı değerleri tespit edilip, bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunmalı; toplam değer, arzın ve muhtesatın (A ve B ile gösterilen bölümlerine ilişkin) değerlerine ayrı ayrı oranlanarak yüzde itibariyle ne kadarının arza (zemine) ve ne kadarının yapının (A) ve (B) ile gösterilen bölümlerine isabet ettiği belirlenmeli; satış bedelinin dağıtımında da bulunan bu yüzde oranlar gözönünde tutularak muhtesatın (yapının) -bilirkişinin çizdiği krokide- A harfi ile gösterilen bölümüne isabet edenin davacıya, B harfi ile gösterilen bölüme isabet eden kısmın payları oranında davalılara ve zemine isabet eden kısmın ise payları oranında tüm paydaşlara ödenmesine hükmedilmelidir.
Mahkemece yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda hesaplama yapmak üzere bilirkişiden ek rapor alınması ve oluşacak sonuç doğrultusunda hüküm kurulması gerekirken, taşınmazın (zemini ve üzerindeki yapı ile birlikte) toplam satış bedelinin tüm paydaşlara payları oranında dağıtılmasına karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy