(2942 S. K. m. 11, 12)
Dava: Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Yasasının 4650 Sayılı Yasayla değişik hükümleri uyarınca, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekiliyle davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz istemlerinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak;
1) Kamulaştırma Yasasının 4650 Sayılı Yasayla değişik 11. maddesinin 1. fıkrasının arazilere dair (f) bendinde taşınmaz malın kamulaştırma (dava) tarihindeki mevkii ve şartlarına göre olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir üzerinden değerinin belirleneceği öngörülmektedir. Bu yöntemle taşınmazın değerinin saptanmasında münavebeye alınacak ürünler ve uygulanacak kapitalizasyon faizi yönünden sulu ya da kuru tarım arazisi niteliğinde olup olmaması önem taşır. Mahallinde yapılan keşif sırasında bu yönde herhangi bir tespit yapılmamış, sadece mahalli bilirkişilerce taşınmazın sulanabilir arazi olduğu beyan edilmiş olduğu halde, bilirkişi kurulu raporunda ve ek raporunda taban suyu seviyesinin yakın olduğu, 7-8 metreden su çıktığı, asfalt çalışması yapılmadan önce davalının kuyudan motopompla sulama yaptığının mahalli bilirkişi tarafından beyan edildiği, halen 100-150 metre uzaklıkta bulunan derede su ve ağaçların bulunduğu ve sulanabilir arazi olduğu gerekçesiyle sulu arazilerde uygulanan ürün münavebesi ve sulu tarım arazilerindeki kapitalizasyon faizi esas alınarak değer biçilmiştir. Bilirkişi raporunda belirtilen sulamanın taşınmazın tamamında ve her mevsim için fiilen yeterli olup olmadığı, dereden sulanıyorsa bu suyun kendi doğal akışı ile mi yoksa özel bir pompalama ya da başka bir sistemle mi taşınmaza ulaştığı, yapılan sulamanın başkasının taşınmazındaki bir kuyudan yapılıyor olması durumunda bu sulamanın daimi ve geçerli kabul edilebilmesi için kaynak üzerinde davaya konu taşınmaz lehine bir mükellefiyet kurulmuş olması gerektiğinden bu hususun varlığı ve suyun yeterliliği vb. gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde araştırma yapılarak belirlenmeden, pompajla sulama varsa bunun için yapılacak giderlerin de üretim masraflarına ilave edilmesi gerektiği düşünülmeden düzenlenen bilirkişi kurulu raporuna dayalı hüküm kurulması doğru değildir.
Mahkemece bozma nedeni doğrultusunda gerekirse yerinde yeniden keşif yapılıp hakimin gözlemi de tutanağa geçirilmek suretiyle taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi niteliği açıkça ve denetime olanak verecek biçimde araştırılıp saptanmalı, susuz olduğunun belirlenmesi halinde buna uygun ürün münavebesiyle kapitalizasyon faizini %6 oranında almak suretiyle değer belirleyen ek rapor alınması gerektiğinin gözetilmemiş olması,
2) Yargıtay uygulamalarına göre, dikkate alınması gereken özel bir neden veya yanlış bulunmadığı takdirde ciddi istatistiki bilgilere dayandığı bilinen gıda, tarım ve hayvancılık müdürlüğü ortalama verilerinin (dekar başına verim, üretim gideri ve toptan satış fiyatı) değerlendirmeye esas alınması gerekir. Şu kadar ki, üretim giderlerinin içerisine tarla kirası, masrafların faiz karşılığı, genel idari giderler ve beklenmeyen giderler dahil edilmemelidir.
Somut olayda ise, bilirkişi raporunda, resmi veri listesindeki üretim giderlerini oluşturan unsurlar arasında yer alan %3 oranındaki genel idare giderleri ve sabit masraflar toplamı düşülmeden hesaplama yapılmıştır. Böylece, üretim giderlerini yüksek almak suretiyle taşınmazın net gelirini düşük bulan bilirkişi kurulu raporunun hükme esas alınması,
3) Tapu kaydının iptaliyle idare adına tesciline karar verilen kamulaştırılan alanın yüzölçümünün kararda gösterilmeyerek infazda tereddüt yaratacak şekilde hüküm kurulması,
4) Taşınmazın tamamı 2160 m2 iken 1209,92 m2 si yol olarak kamulaştırılmış, geriye ise 950,08 m2 lik bir alan kalmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda kamulaştırmadan artan kesim için makineli tarıma elverişli olmadığı, araziye geçiş yolunun bulunmadığı, ekonomik olarak küçük olduğu, kod farkının oluştuğu ve tarıma elverişli olmadığı gerekçesiyle %100 değer azalışı oluştuğu belirtilmiştir.
Kamulaştırma Kanunu'nun 12. maddesinin 4. fıkrası gereğince bir kısmı kamulaştırılan taşınmaz malın artan kısmı yararlanmaya elverişli bir durumda değilse, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda dava açılmayan hallerde mal sahibinin en geç kamulaştırma kararının tebliğinden itibaren otuz gün içinde yazılı başvurusu üzerine bu kısmın da kamulaştırılması zorunludur. Bu sebeple mahkemece artan kesimin tamamının değerinin davacı idareden alınmasına hükmedildiği halde 950,08 m2 lik bu bölümün tapu kaydının iptaliyle davacı idare adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz edenlerden davalı tarafa iadesine, 25.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy