Bakaya kalmak suçundan sanık ...'ün 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 63/1-b-son-1.cümle ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1. maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının aynı Kanun'un 58. maddesine göre mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair Serik 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 08/12/2015 tarihli ve 2015/60 esas, 2015/618 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığı'nın 14/11/2016 gün ve 94660652-105-07-10452-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 25/11/2016 gün ve KYB.2016-391209 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının kanuni sonucu olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin (b) bendinin uygulanmasına karar verilmiş ise de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilebileceği değerlendirilerek yapılan incelemede;
5237 sayılı Kanun’un 58/4. maddesinde yer alan, "Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz." şeklindeki düzenleme ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/03/2012 tarih 2011/7-309 Esas 2012/94 sayılı kararı nazara alındığında, Mahkemesince tekerrüre esas alınan ilama konu suçların nitelikli hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal etme olması karşısında, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
1111 sayılı Askerlik Kanunu'nun 45/2. maddesinde "Celp ile ilgili hususlar Milli Savunma Bakanlığı tarafından Türkiye Radyo Televizyon Kurumu aracılığıyla duyurulur ve yurtdışı temsilciliklerine bildirilir. Bu ilan ve duyurular yükümlülere tebliğ mahiyetindedir." şeklindeki düzenleme nazara alındığında kabahatli ...'e celp ile ilgili duyuru yapıldığına dair ilan ve duyuru belgelerinin bulunmadığı gözetilerek, kabahatli ...'e celp ile ilgili duyuru yapılıp yapılmadığının araştırılmayarak eksik inceleme ile hüküm kurulduğu,
1632 Kanun'un 63/1. maddesi gereğince sanığa atılı suçun oluşabilmesi için daha evvelden 1111 sayılı Kanun'un 89. maddesi uyarınca hakkında verilen idari para cezasının kesinleşmesi gerektiği cihetle, Serik İlçe İdare Kurulu'nun 7824 Esas sayılı 30/05/2013 tarihli idari yaptırım kararının 25/10/2013 tarihinde sanığa tebliğ edildiğine ilişkin evrakın onaylı suretinin dosyaya celbedildiği, ancak sanığın birliğine 14/04/2013 tarihinde katıldığı, dolayısıyla sanık hakkında idari para cezası kesinleştikten sonra geç iltihak söz konusu olmadığı, sanığın üzerine atılı 1632 sayılı Kanun'un 63/1-d maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından, belirtilen konularda kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği hususunda gereğinin takdir ve ifası için dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.