556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye muhalefet suçundan şüpheliler ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 06/05/2015 tarihli ve 2015/47963 soruşturma, 2015/44148 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulü kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 30/03/2016 gün ve 2743 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19/04/2016 gün ve KYB. 2016/ 138076 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede,
Dosya kapsamına göre,şüpheliler tarafından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gönderilmek üzere yurtdışından ithal edilerek Esenboğa gümrük bölgesine getirilen 550 adet elektronik eşyanın, müşteki şirkete ait tescilli markanın taklit edilerek üretildiğinin tespitinden ibaret soruşturma konusu olayda, şüphelilere atılı eylemin suç olarak öngörülmediği gerekçesiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın merciince kamu davası açılması gerektiğinden bahisle kaldırıldığı anlaşılmış ise de;
556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 61. maddesinde belirli fiillerin marka hakkına tecevüz teşkil edeceğinin belirtildiği, anılan maddenin “ c” bendinde “Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için gümrük bölgesine yerleştirmek, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutmak veya ticari amaçla elde bulundurmak.” şeklinde düzenleme yapıldığı, aynı Kanun’un 61/1-A maddesinde ise marka hakkına tecavüz fiileri yönünden adli nitelikte cezai müeyyideler öngörüldüğü, bahse konu maddenin ilk fıkrasında ise “Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal veya hizmet üreten, satışa arz eden veya satan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde hükme yer verildiği cihetle, ticari maksatla dahi olsa ithal edilerek yurda sokulan ve gümrük bölgesinde bulundurulan eşya yada ticari amaçla elde bulundurmak fiillerinin madde kapsamına alınmadığı gibi ceza hükümlerine yer veren 61.maddeye atıf da yapılmadığı, 5237 sayılı Kanun’un 2.maddesindeki Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” şeklindeki düzenleme ile belirtilen suç ve cezada kanunilik ilkesi gereğince şüphelilere atılı eylemin kanunda öngörülen suç tarifine uymadığı gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Marka hakkına tecavüz suçu, suç tarihinde yürürlükte olan ve 21/01/2009 tarihli 5833 sayılı Kanun'un 3. Maddesi ile yapılan değişiklikle kanunilik unsurunu gerçekleştiren 556 Sayılı KHK'nın 61/A maddesinde "ceza hükümleri" başlığı altında düzenlenmiştir. Haksız fiil, haksızlık içeren fiil ve suç kavramlarının, birbirinden farklı kavramlar olduğu, farklı tanımları olduğu ve bu fiillerin gerçekleşmesi halinde hepsinin ceza yaptırımı gerektirmeyeceği de izahtan varestedir.
Suç tarihinde (13.10.2014) yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK'nın 61/A maddesinde yazılı suçun maddi unsurları, başkasına ait marka hakkına, iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek, "mal veya hizmet üretmek","satışa arz etmek" veya "satmak" seçimlik fiilleridir.
5271 sayılı CMK'nın "Kamu davası açma görevi" başlıklı 170. Maddesi; "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." hükmünü amirdir. Dolayısıyla, adı geçen maddede kamu davasının açılması için kanunun açıkça aradığı şartlar; "şüphelinin eyleminin, suç tarihinde ceza kanunlarında var olan bir suçun unsurlarını oluşturduğunun değerlendirilmesi" ve "soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının şüpheliyle ilişkilendirerek topladığı delillerin, kanunlarda unsurları yer alan bir suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheyi oluşturması"dır.
5271 sayılı CMK'nın "Kamu davasının sona ermesi" başlıklı ikinci kısmında, mahkemelerce verilebilecek hüküm çeşitleri, suçun niteliğindeki değişiklik halleri ile karar ve hükümlerin hukuki çerçevesi ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Adı geçen kanunun 223/2-a maddesi, "yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması" durumunu nitelendirmekte ve Beraat kararı verilmesi gerektiğini göstermektedir.
Kanun yararına bozmaya konu soruşturma dosyası incelendiğinde; şüphelilerin kendi rızalarıyla Ankara Esenboğa havalimanı gümrük müdürlüğüne başvurarak, KKTC'ye yolculuk yapmak istedikleri, yanlarında çok sayıda cep telefonunu da ticari amaçla götürmek istediklerini beyan ettikleri, hatta faturalarını da ekleyerek bu hususta başvurdukları, Gümrük Müdürlüğü görevlilerinin gerekli işlemleri başlatmalarıyla birlikte şüphelenmeleri üzerine, marka vekiline haber verildiği, marka vekilinin yurt dışına çıkarılmak istenen telefonların üzerinde müvekkili firmanın markası olması nedeniyle araştırma yapılmasını istediği ve marka hakkına tecavüzün saptanması halinde şüpheliler hakkında dava açılması için şikayetçi olduğu, yapılan bilirkişi araştırmasında cep telefonlarının, telefon özellikleri göstermesine rağmen, legal şekilde raporda adı geçen marka cep telefonu üretim sürecinden geçmedikleri, yani sadece üzerinde illegal biçimde markanın amblemini taşıdıklarının (taklit ürün olduklarının) tespit edildiği görülmektedir. Ancak şüphelilerin eylemlerinin "556 sayılı KHK'nın 61/A-1 maddesinde yazılı mal veya hizmet üretmek, satışa arz etmek veya satmak" fiillerinden hiçbirisine uymadığı, şüpheliler bu ürünleri ticari amaçla taşısalar bile adı geçen ceza hükmü gereği cezalandırılmalarının imkansız olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, marka vekilleri tarafından Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliğine yapılan itirazın ise "şüpheliler haklarında kamu davası açmak için yeterli delil bulunmakla delillerin takdiri mahkemesince yapılmak üzere şüpheliler hakkında kamu davası açmak gerekirken takipsizlik kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu" gerekçesiyle kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Kanun yararına bozma yoluna konu edilen dosyada çözülmesi gereken sorun; Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan soruşturma işlemleri neticesinde, Gümrük Müdürlüğü görevlilerinin ihbarından da anlaşılacağı üzere, şüphelilerin, üzerinde taklit marka amblemi olduğu tespit edilen 550 adet cep telefonunu yurt dışına ticari amaçla çıkarmak istedikleri sırada yakalanmaları eylemlerinin, dosyada mevcut diğer delillerle, özellikle de şüphelilerin
beyanları ve suç yolunda ne kadar ilerledikleriyle birlikte yorumlanarak, 556 sayılı KHK'nın 61/A maddesinde yazılı suçun maddi unsurları arasında sayılan "üretme, satışa arz etme veya satma" seçimlik fiillerinden birisi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.
Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan soruşturma sonucunda, dosyada toplanan deliller hep birlikte göz önünde bulundurularak bir karar verilmesi gerekirken, maddi olayda sadece şüphelilerin üstünde çok sayıda telefon yakalanmış ve başkaca bir delil yokmuş gibi bir yorumla, "şüphelilerin çok sayıda cep telefonu yakalatmak eylemlerinin suçun kanunda yazılı unsurlarından her hangi birisine uymadığı" gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Zira şüphelilerin eyleminin, suçun kanunda yazılı unsurlarına girip girmediği, olay özelinde marka hakkına iltibas veya iktibas suretiyle tecavüz ederek, ürünlerin satışa arz edilip edilmediği hususunda delilleri takdir etme ve CMK'nın 223 v.d. maddeleri gereği bir karar verme yetkisi görevli mahkemeye aittir.
Bu nedenlerle, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verme gerekçesinin, suçun işlendiği tarihte şüphelilerin eylemlerinin, yasada yazılı maddi unsurlardan herhangi birisine uymadığı olmasına karşılık, mahkemece, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz sonucu, sanıklara isnat edilen suç nedeniyle "kamu davası açılması için yeterli delil bulunduğu" yönündeki değişik gerekçeyle itirazın kabulüne, dolayısıyla kamu davasının açılmasına karar verilmiş olsa da, şüphelilerin eylemlerinin 556 sayılı KHK'da yazılı suçun "satışa arz" veya diğer seçimlik hareketlerden birisine girip girmediği hususundaki değerlendirmenin kamu davasının açılacağı görevli ve yetkili mahkemece yapılmasının daha uygun olacağı, ayrıca kamu davasının açılması gerektiğine ilişkin kararlara karşı olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yoluna gidilmesinin yerleşik bir uygulama olmadığıda gözetilerek,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 08.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy