5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununa muhalefet etmek suçundan sanık ...’in, anılan Kanun'un 63/10. maddesi uyarınca 1.000,60 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Çatalca Asliye Ceza Mahkemesinin 04/06/2015 tarihli ve 2014/666 esas, 2015/501 sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 15/01/2016 gün ve 14750 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08/02/2016 gün ve KYB. 2016 / 26407 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre,
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 195/1. maddesinde "Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır." şeklindeki düzenleme nazara alındığında sanığa gelmediği takdirde duruşmanın yapılacağına ilişkin davetiye gönderilmeden savunması alınmaksızın karar verilmesinde,
2- Sanığın eylemini müştekiler Murat Şele, Sezgin Şam, Mesut Karabulut, Becet Barut, Yunus Şahin ve Nevzat Çelepkolu'na karşı gerçekleştirdiği nazara alındığında, sanığın 6 ayrı müştekiye yönelik eylemleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasında,
3- Sanığa duruşma zaptı ve ön ödeme ihtarı 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmiş ise de, anılan maddenin uygulanabilmesi için gerekli ön koşul olan kendisine veya adresine aynı Kanun’un gösterdiği usullere göre, daha önce yapılmış bir tebliğ işleminin bulunması veya tebliğ yapılmamış ise söz konusu Kanun'un 35. maddesinin son fıkrasında gösterilen istisnaî durumlardan birinin oluşmasının gerekli olması karşısında; sanığın bilinen son adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi dışındaki maddeleri uyarınca çıkartılmış geçerli bir tebligat bulunmaması sebebiyle anılan Kanun maddesi uyarınca yapılan tebligatın geçerli sayılamayacağı gibi, mahkemece sanığa gönderilen tebligatta ön ödeme ihtarı yapıldığının belirtilmesine rağmen sanığa ön ödeme için verilen sürenin ve koşullarının belirtildiği bir ihtarın bulunmadığı, sanığa usulüne göre ön ödeme önerisi tebliğ edilerek sonucuna göre hukukî durumunun takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma ihbarnamesinin,
(3-) numaralı bendi yönünden yapılan incelemede;
5237 sayılı TCK'nın "ön ödeme" başlıklı 75. maddesi, "...(1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili;
a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını,...
Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz...
(2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hakim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer.
(3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır..." hükümlerinde soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ön ödeme hükümlerinin uygulanma usullerini göstermektedir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu "Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti" başlıklı 35. maddesi, "Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.
Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.
Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır.
Kanun yararına bozmaya konu edilen somut dosya incelendiğinde; sanığa soruşturma aşamasında çıkarılan tebligatın 14 ayrı sözleşme nedeniyle 14.011,44TL üzerinden çıkarıldığı, tebligatın TK 21/2. maddesine göre muhatabın adrese dayalı kayıt sisteminde görülen adresi olması nedeniyle muhtara yapıldığı, kapıya zorunlu bildirimin yapıştırıldığı, kovuşturma aşamasında ise muhatabın aynı adresine, bu sefer doğrudan TK 35. maddesi gereği kapıya yapıştırılmak suretiyle asıldığı ve geçerli kabul edildiği görülmektedir. Öncelikle, adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde kaydı olan bir kişi, adresini değiştirmediyse, bu adresin maddi anlamda yıkılması hali dışında ortadan kendiliğinden kaybolmayacağı, TK 35. maddesine göre, kişinin değiştirdiği adresini mutlaka kaza merciine bildirmek zorunda olduğu, bildirmez veya adres kayıt sisteminde kaydı olmazsa TK 35. maddesine göre önceden bir kez eski adrese tebligat yapmak şartıyla bu adrese tebligat yapılabileceği düzenlenmiştir. Dosya kapsamında yapılan işlemlere bakıldığında, Mahkeme kararıyla muhatabın adresten ayrıldığı gerekçesiyle, tutanak tutularak TK 35. maddeye göre tebligatın kapıya asılarak yapıldığı, dolayısıyla önceki tebligatla çelişkili ve yasaya göre geçersiz tebligat yapıldığı anlaşıldığından,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebi yerinde görüldüğünden, Çatalca Asliye Ceza Mahkemesinin 04/06/2015 tarihli ve 2014/666 esas, 2015/501 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nın 309/4-b maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma gereği kararı veren mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre, sanık hakkında önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olmamak koşuluyla gereken hükmün verilmesine,
(1-) ve (2-) numaralı bentler yönünden yapılan incelemede ise;
5271 sayılı CMK'nın "İddianamenin kabulü ve duruşma hazırlığı" başlıklı 175. maddesi, "..Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır..." ve "Sanığın yokluğunda duruşma" başlıklı 195. maddesi, "...Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır..." şeklinde sanığın üzerine atılı suçun cezasına göre, sanığın duruşmaya gelmemesi halinde de duruşmaya devam edilebileceği düzenlemiştir.
Kanun yararına bozmaya konu edilen somut dosya incelendiğinde; kovuşturma aşamasında tensiben sanığın ikametgahına iddianame ve duruşma gününün tebliğe çıkarıldığı, sanığın evde geçici olarak bulunmaması nedeniyle tebligatın muhtara TK 21/1 maddesi gereği tebliğ edilip imzadan imtina eden komşusuna haber verildiği, böylece sanığın duruşmadan haberdar edildiği, ancak tebligat mazbatasına şartları oluşan CMK 195. maddesi gereği, gelmediği takdirde duruşmaya devam edileceği şerhi düşülmediği halde sanığın yokluğunda duruşmaya devam edilerek hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
5237 sayılı TCK'nın "zincirleme suç başlıklı" 43/1 maddesi, "...Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır..." düzenlemesiyle, zincirleme suç hükümlerinin hangi durumlarda ve nasıl uygulanacağını belirtmiştir.
5271 sayılı CMK'nın "cezanın belirlenmesi" başlıklı 61/1. maddesi, "...Hakim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler..." şeklindeki düzenlemeyle, hakimin zincirleme suç oluşturmayan bir suçun alt sınırı ile üst sınırı arasında temel cezayı nasıl belirleyeceğine dair gerekli kriterleri anlatmıştır.
Kanun yararına bozmaya konu edilen somut dosya incelendiğinde; bir sanığın farklı tarihlerde 6 adet müştekiye karşı, izinsiz abonelik sözleşmesi düzenleme eyleminin kamu davasına konu edildiği, bu müştekilerin bazıları adına bir adet sözleşme yapıldığı gibi, bazıları adına değişik tarihlerde değişik numaralar için farklı abonelik sözleşmeleri veya numara taşıma işlemleri yapıldığı, müştekilerin bir kısmının davaya katılma istedikleri, bir kısmının istemedikleri, bir kısmının şikayetleri halen devam etmesine rağmen, mahkemece katılma hususunda karar alınmadığı, hangi müştekiye karşı hangi tarihte hangi eylem nedeniyle suçun oluştuğunun net bir şekilde ortaya konulamaması sebebiyle, sonuç cezanın belirlenmesinde, tüm müştekilerin davaları yönünden inceleme yapılarak, farklı tarihlerde meydana gelen suçlar bakımından, gerçek içtima hükümlerinin, aynı kişiye karşı değişik zamanlarda birden fazla gerçekleşen sözleşmeler bakımından TCK 43/1 maddesinin, aynı kişiye karşı aynı gün ve arada fasıla olduğu ispatlanamayan sözleşme ve işlemler bakımından ise tek suç kabul edilerek TCK'nın 61/1 maddesi gözetilerek uygulama yapılması gerekirken eksik kovuşturma ile sanığa tek bir ceza verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı anlaşılmıştır.
Ancak;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebi (3-) nolu bent nedeniyle de yerinde görülerek, adı geçen kesinleşmiş kararın Bozulmasına karar verildiğinden, yargılama işlemleri bakımından en önde yer alan ön ödeme kovuşturma şartının yerine getirilmesini müteakip diğer yönlerden yapılan işlemler tekrarlanacağından, bu sebepler yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 29/05/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy