Dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından sanık ...’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157/1, 207/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis, 4 yıl hapis ve 80.000,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/12/2011 tarihli ve 2010/570 esas, 2011/708 sayılı kararını müteakip, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 63/10. maddesinde yapılan değişiklik doğrultusunda uyarlama yapılması üzerine anılan karardaki özel belgede sahtecilik suçuna ilişkin bölümün iptali ile 5809 sayılı Kanun'un 63/10 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.320,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin aynı Mahkemenin 12/12/2014 tarihli ve 2010/570 esas, 2011/708 sayılı ek kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 20/12/2016 gün ve 11045 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/01/2016 gün ve KYB. 2016 / 400887 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, sanığın katılanın bilgisi dışında dört adet avea abonelik sözleşmesi tanzim ederek adına icra takibi düzenlenmesine sebebiyet verdiği olayda, yargılamayı yapan İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesince, katılan adına dört ayrı abonelik sözleşmesi tanzim edildiği gerekçesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından hüküm kurulduğu, hükmün kesinleşmesini müteakip, 06/02/2014 tarih ve 6518 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile değişik 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 63/10. maddesinde yapılan değişiklik doğrultusunda eylemin bütün olarak değerlendirilerek sanık lehine uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden sadece özel belgede sahtecilik suçuna ilişkin bölümün iptali ile yetinilerek karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Kanun yararına bozmaya konu dosyanın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca öncelikle Yargıtay Yüksek 15. Dairesi Başkanlığına gönderildiği, inceleme üzerine 15. Ceza Dairesince 13.03.2017 tarihinde verilen 2017/14678 E. - 2017/7386 K. sayılı kararda özetle; kanun yararına bozulması talep edilen İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2014 tarihli ek kararının, 5809 sayılı Kanun'un 63/10 maddesi kapsamında verilen bir mahkumiyet hükmü içerdiği, kararda "dolandırıcılık" suçuna dair bir hükmün bulunmadığı anlaşıldığından inceleme görevinin Dairemize ait olduğu gerekçesiyle, "Görevsizlik" kararı verildiği görülmüştür.
Dosya incelendiğinde, aynı tarihte aynı mağdur adına, rızası dışında (4) ayrı faturalı abonelik sözleşmesi oluşturan ve kullanıcı borcunun icra takibine konu olmasıyla birlikte mağduriyete yol açan sanık hakkında 08.12.2011 tarihinde verilen kararla; özel evrakta sahtecilik suçundan TCK 207/1 gereği neticeten 2 yıl hapis, basit dolandırıcılık suçundan ise TCK 157/1 gereği neticeten 4 yıl hapis ve 80.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına dair hüküm kurulduğu görülmektedir. Sanık hakkında ayrı ayrı kurulan her iki hükmün de TK 21. maddesine göre akrabasına yapıldığı ve temyiz edilmeksizin, dolayısıyla Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Sanığın hükümlü bulunduğu cezaevinden müteaddit defalar kararı veren mahkemeye gönderdiği dilekçelerle, hakkında verilen cezaların haksız olduğundan yakındığı, nihayet kararı veren mahkemece 26.03.2014 tarihli "ek karar" ile "evrakta sahtecilik suçu" yönünden; kurulan hükmün infazının durdurulmasına, sanığın cezalandırılmasına sebep olan eyleminin 5809 sayılı Kanunda değişiklik yapan ve 19.02.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanunla değişik 63/10 maddesine göre alt sınırı 50 gün adli para cezası gerektirdiği, ancak bu ceza miktarının soruşturma ve kovuşturma şartı olan ön ödeme kapsamında kaldığından bahisle, sanığın 10 gün içinde ön ödeme miktarını ödemesi halinde düşme kararı verilebileceğinin, aksi halde yargılamaya devam edilerek yeni bir ceza verilebileceğinin ihtarına, sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün ise aynen infazına karar verildiği görülmektedir.
Sanığın ödemesi için düzenlenen ön ödeme miktarını ödememesi üzerine, aynı mahkemece bu sefer 12.12.2014 tarihli "ek karar" ile ön ödeme şartını yerine getirmediğinden sanığın eylemine uyan 5809 sayılı Kanun'un 63/10 maddesi gereği, suçun işleniş biçimi de göz önüne alınarak takdiren ve teşdiden 66 gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına, neticeten TCK 52/2. maddesi gereği bu cezanın günlüğü 20 TL'den hesap edilen 1320 TL adli para cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.
Sanık hakkında kanun yararına bozma yoluna gidilmeden önce, Yargıtay incelemesinden geçmeden kesinleşen iki ayrı hüküm bulunmaktadır, bunlar; 5809 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen 1320 TL adli para cezası ve dolandırıcılık suçundan verilen 4 yıl hapis ve 80.000 TL adli para cezasıdır.
Sanık hakkında "dolandırıcılık" suçundan verilen asıl hükümde, mahkemece hiçbir değişiklik veya düzenleme yapılmadığı gibi, sanığın dosyada mevcut ve 12.12.2014 tarihli ek karardan sonra dosyaya sunmuş olduğu "kanun yararına bozma" konulu dilekçesi incelendiğinde, sanığın cezaevinde haksız olarak yatmaya devam ettiğinden, hakkında verilen 80.000 TL adli para cezasının infazından ve bu konudaki mağduriyetinin bir an evvel giderilmesini talep etmesinden kastının, aslında "dolandırıcılık" suçundan almış olduğu 4 yıl hapis ve 80.000 TL adli para cezasına dair olduğu hususunda Dairemizde bir tereddüt bulunmamaktadır.
Keza, mahkemece "özel belgede sahtecilik suçundan" verilen asıl kararın, 6518 sayılı Kanunla değişik 5809 sayılı Kanun kapsamında yeniden yapılan değerlendirme sonucu verilen 12.12.2014 tarihli ek karar ile ortadan kaldırıldığı, kararda esasen Dairemizce kanun yararına bozma konusu edilebilecek veya incelenerek düzeltilecek bir husus da bulunmadığı görülmektedir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.01.2016 tarihli kanun yararına bozma konulu ihbarnamesinde, "eylemin bir bütün olarak değerlendirilerek, sanık lehine uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden sadece "özel belgede sahtecilik" suçuna ilişkin bölümün iptali ile yetinilerek karar verilmesinde isabet görülmediği" gerekçesiyle "anılan kararın bozulması lüzumu" şeklinde yazılan taleple, sanık hakkında verilen ve Yargıtay incelemesinden geçmeden kesinleşen "dolandırıcılık" suçundan bahsedildiği, bu nedenle dosyanın öncelikle ve doğrudan Yargıtay 15. Ceza Dairesine gönderildiği anlaşıldığından,
İhbarname içeriğine, iddianamedeki anlatıma ve mahkumiyet hükümlerinin konusuna, sanığın kanun yararına bozma dilekçesinin tarihine ve içeriğine, Adalet Bakanlığı'nın talep maksadına göre kanun yararına bozma talebini inceleme görevi; Yargıtay Yüksek 15. Ceza Dairesi'ne ait bulunduğundan, Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, daha önceden görevsizlik kararı veren Yargıtay Yüksek 15. Ceza Dairesi ile Dairemiz arasında çıkan görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 29/05/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy