3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'a aykırı davranmak suçundan sanık ...'nün, anılan Kanun'un 13/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1. maddeleri uyarınca 375,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl süre ile denetime tâbi tutulmasına dair Yozgat Sulh Ceza Mahkemesinin 29/01/2009 tarihli ve 2008/453 esas, 2009/90 sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde yeni bir suç işlemesi nedeniyle hükmün açıklanmasına, sanığın 3167 sayılı Kanun’un 13/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1. maddeleri uyarınca 375,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/05/2017 tarihli ve 2016/110 esas, 2017/259 sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 29.01.2018 gün ve 2017/10341 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/02/2018 gün ve KYB. 2018/8513 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
20/12/2009 tarihli ve 27438 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 9. maddesi ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanununun yürürlükten kaldırılmış olunması karşısında, 5941 sayılı Kanun ile dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunduğu nazara alınmadan, yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanığın şikayetçi bankanın kendisine teslim ettiği çeklerden olan 30.04.2008 keşide tarihinde keşide ettiği çekin karşılıksız çıkması sonucunda, bankanın sanığa 3167 sayılı (mülga) Kanun'un 7. maddesine göre elinde kalan çeklerin iadesi için gönderdiği ihtara rağmen 10 gün içinde geri kalan çekleri iade etmemesi eylemi nedeniyle yapılan suç duyurusu sonucu, Yozgat C.Başsavcılığınca ön ödeme ihtarına müteakiben düzenlenen 02.06.2008 tarihli iddianame ile 3617 sayılı (Mülga) Kanun'un 13/1. maddesine aykırılık suçundan açılan kamu davasında, sanığın neticeten 375 TL ağır para cezasıyla cezalandırıldığı, ancak CMK'nin 231. maddesi gereği Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına karar verildiği, sanığın denetim süresi içinde işlediği bir başka suçtan dolayı verilen mahkumiyet hükmü ve yapılan ihbar üzerine Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/05/2017 tarihli ve 2016/110 esas, 2017/259 sayılı kararıyla hükmün aynen açıklandığı görülmüştür.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 3167 sayılı (mülga) Kanun'un 4814 sayılı Kanunla değişik "ihtar" başlıklı 7. maddesi;
"Yeterli karşılığı bulunmadığı için çeki kısmen veya tamamen ödemeyen muhatap banka, hesap sahibine, kendisine ait bütün çek defterlerini aldığı bankalara geri vermesini, 8 inci maddede öngörülen sürenin bitiminden itibaren on gün içinde iadeli taahhütlü mektupla bildirir."
Yine suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanığın eylemine uyan 3167 sayılı (mülga) Kanun'un 4814 sayılı Kanunla değişik "ihtara ve yasaklamaya uymayanlar" başlıklı 13/1. maddesi;
"7 nci madde gereğince banka tarafından yapılan ihtarı aldığı veya almış sayıldığı tarihten itibaren on gün içinde geçerli bir sebebe dayanmaksızın çek defterlerini geri vermeyenlere, ilgili bankanın ihbarı üzerine üçyüzellimilyon liradan üçmilyar liraya kadar ağır para cezası verilir. İlgili banka bu ihbarı yapmakla yükümlüdür..."
Hükümlerini amirdir.
Buna göre sanık hakkında Yozgat Sulh Ceza Mahkemesinin 29.01.2009 tarihli, 2008/453 E. 2009/90 K. Sayılı "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına" dair kararın verildiği sırada kanuna aykırı herhangi bir uygulama bulunmamaktadır.
Ancak, denetim süresi içinde 3167 sayılı (mülga) Kanun, 20.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5941 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Sanık hakkında hükmün açıklandığı 04.05.2017 tarihinde, yürürlükte bulunan 5941 sayılı Kanun'un 5/6 ve 5/7. maddeleri;
"...(6) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, elindeki bütün çek yapraklarını ait olduğu bankalara iade etmekle yükümlüdür. Bu kişi adına yeni bir çek hesabı açılamaz.
(7) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde, düzenlemiş bulunduğu ve henüz karşılığı tahsil edilmemiş olan çekleri, düzenleme tarihlerini, miktarlarını ve varsa lehtarlarını da göstermek suretiyle, muhatap bankaya liste hâlinde vermekle yükümlüdür."
Hükümlerini amirdir.
Böylece çek hesabı sahiplerinin artık "bankanın ihtarı üzerine" değil, haklarında mahkemece "çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı" verilmiş olması halinde elindeki bütün çek yapraklarını ait olduğu bankalara iade etmekle yükümlü olacakları açıkça düzenlenmiştir.
5941 sayılı Kanun'un "Geçiş hükümleri" başlıklı geçici 1. maddesi;
"(1) Bankalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde, 2 nci maddeye göre yayımlanacak tebliğde belirlenen esaslara uygun olarak yeni çek defterleri bastırırlar.
(2) Bankalar, 1/7/2010 tarihine kadar müşterilerine yeni çek defterlerini verir ve ellerindeki eski çek defterlerini imha ederler.
(3) Bankaların müşterilerine verdikleri eski çek defterleriyle ilgili olarak, 3167 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 nci maddesi hükmü saklıdır..."
Hükümlerini amirdir.
Buna göre; 5941 sayılı Kanunla, sanığın suça konu edilen "ihtara rağmen elindeki çekleri iade etmemek" şeklindeki fiili suç olmaktan çıkartılmış, 3167 sayılı Kanun'da eski çek defterleriyle ilgili olarak 3167 sayılı (mülga) Kanun hükümlerinin uygulanacağı, şayet eski kanunda ceza içeren aleyhe bir hüküm varsa TCK'nin "lehe kanun" uygulamasının düzenlendiği 7. maddesi hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir.
5271 sayılı CMK'nin 231. maddesi;
"...(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir..." hükümlerini amirdir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar, sanık hakkında bir hukuki sonuç teşkil etmeyecektir. Ayrıca ilk mahkemece verilen hükmü açıklayan mahkemece uygulanan CMK 231/11. maddesinde, sanığın önceden açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükme esas olan suça konu eyleminin, hükümde yer alan uygulama maddelerine dair sonradan sanığın lehine yapılan değişikliklerle suç olmaktan çıkması veya eylemin karşılığında sonradan yürürlüğe giren kanunda daha az bir ceza öngörülmesi halinde, sanık hakkında TCK'nin 7. maddesinde, Anayasa'da ve Uluslararası Sözleşmelerde yer alan ve evrensel bir uygulama haline gelen "lehe kanun" ilkesinin uygulanmasına engel bir kural öngörülmemiştir.
Sonuç olarak, sanığın suça konu edilen eyleminin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 3167 sayılı (mülga) Kanun'un 13/1. maddesine göre ağır para cezası öngörülen ve 5252 sayılı Kanunla adli para cezasına dönüştürülen cezai bir müeyyide gerektirdiği, bu nedenle yapılan yargılama sonucu 375 TL adli para cezasına hükmedilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kanun yararına bozmaya konu edilen ve geri bırakılan hükmün açıklandığı sırada mevzuatta yapılacak basit bir araştırmayla sanığın eyleminin artık çek mevzuatında cezai bir karşılığı bulunmadığının tespitiyle eylemin suç olmaktan çıkması karşısında sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, mahkemece sanık hakkında 3167 sayılı Kanun'un 13/1. maddesinde yazılı suçtan dolayı mahkumiyet hükmünün aynen açıklanmasının hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/05/2017 tarihli ve 2016/110 esas, 2017/259 sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nin 309/4-d maddesi gereği BOZULMASINA, bozma gereği yeniden uygulama yapılarak, HÜKÜM kısmının ilk dört paragrafının tamamen hükümden çıkartılıp yerine;
"Daha önceden hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık hakkında, her ne kadar da eylemine uyan 3167 sayılı Kanun'un 13/1. maddesi gereği neticeten 375 TL adli para cezasına hükmedilmiş ise de, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5941 sayılı Kanun'da sanığın "bankanın ihtarına aykırı olarak çek yapraklarını teslim etmeme" şeklindeki eyleminin suç olarak düzenlenmediği, keza değişen kanunla artık sanığın elindeki çek yapraklarının hükmünü yitirdiği, 5941 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin 3. fıkrası göndermesiyle TCK'nin 7. maddesinde yazılı "lehe kanun" kuralının sanık hakkında uygulanması suretiyle, sanığın fiilinin hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5941 sayılı Kanun'da suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle, CMK'nin 223/2-a maddesi gereği BERAATİNE" ifadelerinin eklenmesine, hükmün yargılama giderlerine dair diğer kısımlarının aynen bırakılmasına, 23/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.