Astının suçu hakkında kasten takibatta bulunmama suçundan sanık ...'nın, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 145 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Kara Kuvvetleri Komutanlığı 6'ncı Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Adana Askeri Mahkemesinin 23/05/2014 tarihli ve 2013/566 esas, 2014/320 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Kara Kuvvetleri Komutanlığı 5'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı Gaziantep Askeri Mahkemesinin 24/10/2014 tarihli ve 2014/1331 esas, 2014/556 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 08/05/2018 gün ve 94660652-105-33-3102-2018-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15/05/2018 gün ve KYB 2018/3339 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Kara Kuvvetleri Komutanlığı 6'ncı Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Adana Askeri Mahkemesinin 23/05/2014 tarihli kararına karşı yapılan itiraz üzerine, esasa yönelik itirazların mercii tarafından incelenemeyeceğinden bahisle itirazın reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/01/2013 tarihli ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararı ile itiraz merciinin sadece şeklî olarak değil, hem maddî olay, hem de hukukî yönden inceleme yapabileceği yönündeki kararı nazara alındığında, itiraz mercii Kara Kuvvetleri Komutanlığı 5'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı Gaziantep Askeri Mahkemesi tarafından sanığın esasa yönelik itirazları konusunda da inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşulların var olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılarak itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7/4/2009 tarihli, 2009/3-64 Esas ve 2009/83 Karar sayılı ilâmında belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur.
İlk karar, teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan, bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. Bu hüküm hükmün açıklanması, düşme kararı verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilecek, temyiz kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi hâlinde ise, koşulları bulunduğu takdirde kanun yararına bozma yolu ile incelenebilecek ve denetlenebilecektir. Görüldüğü üzere, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak, hükmün hukuken varlık kazanması hâlinde olağan ve olağanüstü kanun yolları denetimine konu olabilecektir. Bu itibarla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dâhil bulunan hukuka aykırılıkların, kanun yararına bozma kanun yoluyla denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır.
İkinci karar ise; bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar ve bunların incelenmesi usulüne ilişkin olarak, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 03/02/2009 tarihli, 2009/13-12 sayılı karar ile “... İtiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, CMK’nın 231’inci maddesinin 6’ncı fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği” kabul edilmiş ve bu uygulama Özel Dairelerce istikrarlı olarak sürdürülegelmiştir. Nitekim, As.Yrg.Drl.Krl.nun 14/05/2009 tarihli ve 2009/1-64 sayılı ilamında, “... HAGB kararına karşı başvuru yolu itiraz olduğundan, suçun sübuta erip ermediğine, vasfa ve diğer hukuki meselelere ilişkin olarak askerî mahkeme ile Askerî Yargıtay arasında ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıklar, ancak CMK’nın 231’inci maddesinin 10’uncu ve 11’inci fıkralarında belirtilen beş yıllık sürenin geçmesinden sonra tesis edilecek karara bağlı olarak incelenip değerlendirilebilecektir. İtiraz mercii olan en yakın askeri mahkemenin, itiraz konusu karar yönünden yapacağı incelemenin ise, CMK’nın 231/6’ncı fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin uygulama koşullarının bulunup bulunmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerekmektedir. ...” denilmek suretiyle, aynı görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar kanun yararına bozma isteminde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/01/2013 tarihli, 2012/10-534 Esas ve 2013/15 Karar sayılı ilamı ile, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar da dâhil olmak üzere itiraz merciinin incelenmesini sadece şekli yönden değil, maddi olay ve hukuki yönden de yapması gerektiği yönünde karar verildiği ileri sürülmekte ise de; söz konusu karar incelendiğinde, karara konu uyuşmazlığın, Türk Ceza Kanunu’nun 191’inci maddesi uyarınca verilen denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yapılan itiraza ilişkin olup açıklamaların da bu kapsamda yapıldığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili sadece itiraza dair genel açıklamalar yapılırken, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında itiraz merciinin inceleme kapsamı ile ilgili daha önce verdiği karara doktrinde yapılan eleştirilere yer verildiğinin görüldüğü, anılan kararda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından itiraz merciinin esasa dair inceleme yapabileceği hususunun açıkça belirtilmediği gibi, bu kararın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından da geçerli olduğuna dair herhangi bir ibarenin bulunmadığı görülmüştür.
İtiraz merciinin, suçun sübutu ve nitelendirilmesi konusunda da değerlendirme yapmaya yetkili olduğu kabul edilirse, itiraz mercii istinaf veya temyiz merciinin yetkilerini kullanmış olacaktır. İtiraz üzerine kararı kaldırılan mahkemenin direnme yetkisi de olmadığından adeta itiraz mercii istinaf ve temyiz merciinden daha etkili hale gelmiş olacaktır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu gerekçelerle yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 24/10/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy