Askeri Ceza Kanununa muhalefet suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/01/2018 tarihli ve 2017/6238 soruşturma, 2018/8 esas, 2018/8 sayılı iddianamenin iadesine dair Cizre Asliye Ceza Mahkemesinin 15/01/2018 tarihli ve 2018/1 iddianame değerlendirme sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Cizre 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 01/02/2018 tarihli ve 2018/30 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 30/05/2018 gün ve 94660652-105-73-2999-2018-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/06/2018 gün ve 2018/48844 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, şüpheli hakkında 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunun 66/1-b "Kıt'asından veya görevini yapmakta olduğu yerden izin, istirahat veya hava değişimi alarak ayrılanlardan, dönmeye mecbur bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde özürsüz olarak gelmeyenler," hükmüne istinaden iddianame düzenlendiği, şüphelinin 20/05/2017 ayrılış tarihi, 23/05/2017 katılış tarihi olmak üzere izin alıp birliğinden ayrıldığı, şüphelinin birliğe katılış tarihi olan 23/05/2017 tarihinden itibaren 6 gün içinde birliğine özürsüz olarak dönmemesi nedeniyle şüpheli hakkında 02/06/2017 tarihinde tutanak tanzim edildiği, bu haliyle şüphelinin eyleminin Askeri Ceza Kanununun 66/1-b maddesine göre tamamlanmış olduğu ve temadiden söz edilemeyeceği, ayrıca Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 24/09/2007 tarihli 2007/4889 esas, 2009/5218 karar sayılı ilâmında, "Görev ve yetki konusunda iddianamede açık bir yanlışlık veya çelişki olması halinde iddianamenin iadesinin mümkün olduğu, suç yeri konusunda Cumhuriyet savcılığı ile mahkemenin hukuki görüşlerinin farklı olduğu durumlarda ise iddianamenin kabulünden sonra kovuşturma evresinde görevsizlik veya yetkisizlik kararları ile sorunun hallinin mümkün bulunduğu cihetle, Cumhuriyet Savcılığınca suç yeri ile ilgili olarak yapılan tesbit kabul edilmeyerek yetki hususunun iade sebebi yapılamayacağı gözetilmeden..." şeklinde tespit edilen hususlar gözetilmeksizin merciince itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Türk Ceza Hukuku sisteminde düzenlenen suçların yasa metinlerinde yer alan tanımlarında, dış alemde işlenen fiilin model veya tipi tarif edilmektedir. Bir suçun söz konusu olması için, işlenen fiilin kanunî tarife uygun olması gerekmektedir. Suçun maddî unsurlarını ise, “hareket (fiil)” ve “netice” oluşturur. Bazen Kanun, suçları tarif ederken, sadece neticeyi gösterir ve bu neticenin gerçekleştirilmesini yasaklar veya emreder. Bazen de kanunî tipte, neticeden başka hareket de tarif edilir ve bu takdirde neticenin, tarif edilen hareketle meydana getirilmesi hâlinde, tarife uygun bir fiil işlenmiş olur. Yasa maddelerinde tarif edilen ve suç teşkil ettiği öngörülen fiilin; niteliği, anlamı, yapısı ve mahiyeti itibarıyla, süreli veya süresiz devamlılık arz eden bir özelliğinin bulunması hâlinde, “devamlı suçun” varlığından söz etmek gerekecektir. Doktrinde çoğunluk görüşü olarak benimsendiği ve uygulamada da kabul edildiği üzere; Hareketten doğan netice, bazen belirli bir süre devam eder; işte neticenin devam etmeyip derhâl sona erdiği suçlara “ani” suçlar, neticenin devam ettiği suçlara ise “mütemadi, kesintisiz suçlar” denir. Bununla beraber, mütemadî bir suçun varlığı için suçtan doğan hukuka aykırı durumun, yani suçun eserinin bir süre devam etmesi yeterli değildir. Gerçekten, suçtan doğan hukuka aykırı durumun devam edip etmemesi, bu durumun ilk olarak çıktığı anda tamamlanmış, bitmiş olan suça yeni bir şey eklemez ve anî bir suçun mütemadî sayılmasını gerektirmez; mütemadi suçta devam eden, derhâl sona ermeyen şey neticenin kendisidir ve bu netice devam ettikçe suç da işlenmektedir. Bu esastan çıkan sonuç şu olmalıdır ki mütemadi suçlar ne neticenin ilk gerçekleştiği anda, ne de temadinin sona erdiği anda değil, belki temadinin başlaması ile bitmesi arasında geçen süre içinde, yani mütemadî suçun hukukî konusunu teşkil eden hak ve menfaatin ihlâline devam edildiği sürece icra edilmiş olurlar. (As.Yrg.D.K.K, 08/02/2007, E.2007/4, K.2007/4)
Bu açıklamalar ışığında; 18/12/2017 tarihinde Yavuz Selim Polis Merkezi Amirliği’nce ifadesi alınan şüphelinin birliğine katılmadığı göz önüne alındığında dehalet kastının bulunmadığı, yapılan ifade alma işleminin de temadiyi sona erdirmekten ziyade adli sonuç elde etmeye yönelik bir işlem olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla şüpheliye yüklenen suç açısından temadinin sona erdiği tarihin belirlenebilmesi için yakalama veya teslim olma tarihini gösteren belgenin aslının veya onaylı örneğinin soruşturma dosyasında bulunmasının gerektiği, kesintinin sona erdiği tarihin tespiti ve buna dair delillerin toplanması gibi hususların firar ve izin tecavüzü gibi mütemadi suçlarda sübut ve uygulamaya doğrudan etkili olmaları ve mevcut soruşturma dosyasında bu hususlara ilişkin herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığının anlaşılması karşısında;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu gerekçeyle yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 12/09/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy