5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’na aykırılık suçundan sanıklar ..., ve ...'ın, anılan Kanun'un 63/10. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 52. maddeleri gereğince 1.000,00 Türk Lirası adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, sanık ... hakkındaki hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına dair Bakırköy 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/09/2017 tarihli ve 2016/724 esas, 2017/395 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 08/11/2018 gün ve 94660652-105-34-8874-2018-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/11/2018 gün ve KYB 2018-91420 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre,
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” şeklindeki 193/2. maddesi karşısında, usulüne uygun şekilde sanık sıfatıyla sorgusu yapılmayan sanıklar, ..., ve ...'ın haklarında mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde savunma hakkının kısıtlanması suretiyle mahkûmiyetlerine karar verilmesinde,
2- Müştekilerden habersiz, bilgileri kullanılarak adlarına hat çıkartıldığı ve söz konusu hatların sanıklara ait iş yerlerinden çıkartıldığının tespit edildiğinden bahisle mahkûmiyetlerine karar verilmiş ise de; benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 05/06/2017 tarihli ve 2016/14662 esas, 2017/5322 karar sayılı ilâmında "...sanığın soruşturma aşamasında sözleşmenin kendi bayisinden yapıldığını kabul etmemesi karşısında; sanığın üzerine atılı suçun sabit olduğuna karar verilebilmesi için, suça konu abonelik sözleşmesi aslı dosyaya getirtilerek, belge üzerinde en azından müştekinin eli ürünü olup olmadığına dair bir imza incelemesi yapılması, sanığın usulüne uygun biçimde duruşmaya çağrılması ve delillerini sunma imkanı tanınması gerekirken,..." şeklinde belirtildiği üzere, mahkemede sorgusu yapılan sanık ...'ın kendisine gösterilen sözleşmedeki kaşe ve imzaların kendisine ait olmadığını savunması ve sanıklar ... ile ...'ın hazırlık aşamasında Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerinde suçlamaları reddetmeleri, sanıklar ..., ve ...'ın mahkemece dinlenilip delillerini sunma imkânının kendilerine tanınmaması karşısında, söz konusu hatlara ilişkin abonelik sözleşmesi asıllarının dosyaya temin edilerek tüm sanıkların imza ve yazı örnekleri temin edilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, gerekçeli kararda atılı suçu adı geçen sanıkların işlemiş olduğuna dair hiçbir delil ve gerekçeye yer verilmeden, yalnızca sanıklara ön ödeme teklif edilip ödeme yapılmaması üzerine sanıkların eylemlerinin sabit olduğundan bahisle yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Kanun yararına bozmaya konu dava dosyası incelendiğinde; Mahkemece suça konu abonelik sözleşmelerinin asıllarının ilgili operatörden istenmek suretiyle ceza dosyasına konulduğu, bilirkişi incelemesine tabi tutulduğu ancak dosyada suça konu sözleşmelerin aslının veya onaylı bir örneğinin veya denetime elverişli şekilde bir fotokopisinin dahi bulunmadığı, dolayısıyla sanıkların cezai sorumluluğunun değerlendirilmesi bakımından; bayi kaşesi, imza veya sair hususların incelemesinin yapılamadığı anlaşılmakla, suça konu abonelik sözleşmelerinin aslı, onaylı örneği veya denetime elverişli fotokopisinin bulunduğu yerden temin edilip dosyaya konulduktan sonra dairemize gönderilmek üzere, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.