Karşılıksız çek düzenleme suçundan sanık ...'in 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 52/2. maddeleri gereğince 58.640,00 Türk Lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Mersin 1. İcra Ceza Mahkemesinin 19/09/2017 tarihli ve 2017/514 esas, 2017/819 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, infaz savcılığı tarafından 5941 sayılı Kanun'un 5/1. fıkra 2. cümlesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine oluşan tereddüdün giderilmesi talebi üzerine, cezanın infazının devamına ilişkin Mersin 1. İcra Ceza Mahkemesinin 27/02/2018 tarihli ve 2017/514 esas, 2017/819 sayılı ek kararı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 18.04.2018 gün ve 2019/2599 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/05/2019 gün ve KYB. 2019/43321 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 19/11/2018 tarihli ve 2018/6839 esas, 2018/11964 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 10/10/2017 tarihli ve 30206 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 26/07/2017 tarihli ve 2016/191 esas 2017/131 sayılı kararı ile 5941 sayılı Kanun'un 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan, “...çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından...” şeklindeki ibarenin iptal edilmiş olması karşısında, somut olayda, Mersin 1. İcra Ceza Mahkemesince 19/09/2017 tarihli kararında takdiren gün adli para cezasına hükmedildiği ve kararın gerekçesinde iptal edilen düzenlemeye yer verilerek karşılıksız kalan çek bedeline ticari temerrüt faizi, takip ve yargılama giderleri toplamları da eklenmek suretiyle fazladan adli para cezasına tayin edildiği anlaşılmış olup, sanık lehine bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesi;
"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.",
5271 sayılı CMK'nin "Eski hâle getirme" başlıklı 40. maddesi;
"(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir.
(2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır."
5271 sayılı CMK'nin "Kanun yolunun belirlenmesinde yanılma" başlıklı 264. maddesi;
"(1) Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.
(2) Bu hâlde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhâl görevli ve yetkili olan mercie gönderir." hükmünü amirdir.
TBMM'ye sunulan Ceza Muhakemesi Kanunu tasarısının, (yasalaşmadan önceki halinde) 42/2. maddesinin gerekçesinde;
"Maddenin ikinci fıkrasında yasal olarak beklenmeyen ve sakınılması olanağı bulunmayan iki hal gösterilmiştir. Bunlar, bir tebliğden kusuru olmaksızın bilgi edinilememesi veya kanun yoluna başvurma hakkının bildirilmemesidir."
Tasarı metninin 294. maddesinin gerekçesinde ise;
"Tasarı, hakim veya mahkeme kararlarında hukuka aykırılık veya yanlışlık olabileceğini, kabul ve bunlara karşı kanun yollarını açık tutarken, Cumhuriyet savcısı dahil, başvuru hakkı olanların mercide veya kanun yolunun belirlenmesinde yanılgıya düşebileceklerini öngörmüş ve bunu karşılamak üzere bu maddeyi getirmiştir.
Madde uyarınca Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanığın, avukatın, davaya katılanın, yasal temsilcinin veya eşin kabulü gerekli bir kanun yolu istemi, salt merciin veya kanun yolunun belirlenmesinde yanılgı nedeniyle, başvuranın hukukunu ihlal etmeyecek, dilekçe veya tutanağın verildiği merci bunu zaman yitirmeden, yetkili ve görevli mercie gönderecektir." şeklindeki ifadelerle sanığın veya müdafiinin, hatta Cumhuriyet savcılarının bile kanun yolunda yanılabilecekleri belirtilmiş, bunun sanığın aleyhine yorumlanmaması gerektiğinin üzerinde durulmuştur.(.../d22/1/1-0535.pdf)
Uyuşmazlığa konu Mersin 1. İcra Ceza Mahkemesinin 19/09/2017 tarihli ve 2017/514 esas, 2017/819 karar sayılı kararı mahkumiyet hükmünün son paragrafında, hüküm sanık müdafiinin yüzüne karşı tefhim edilmesine rağmen, başvurulacak kanun yolunun "sanığa tebliğinden itibaren 7 gün içinde Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere" şeklinde yazılı olduğu görülmüştür. Öte yandan İcra Mahkemeleri, sadece ceza muhakemesi usulüne göre yargılama yapan merciler olmayıp, hukuk uyuşmazlıklarına da bakmakta hatta bu uyuşmazlıklara dair verilen kararların çoğuna karşı gidilecek kanun yolları da gerekçeli kararın tebliği üzerine başlamaktadır. Dolayısıyla karıştırılmaya ve yanlış anlaşılmaya müsait bir hüküm verildiği görülmektedir.
Sanık müdafii tarafından gerekçeli kararın tebliği üzerine süresinde istinaf yoluna gidilmiş olmakla kararın Adana Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesi tarafından incelenmesi gerekirken, istinaf isteminin süre yönünden (usulden) reddine karar verilmesinin yukarıda yazılı mevzuata aykırı olduğu, dolayısıyla kanun yararına bozmaya konu edilen mahkumiyet hükmünün usulüne uygun şekilde kesinleştirilmediği değerlendirilmektedir.
Sanığın ve müdafiinin, başvurulacak kanun yolunda açıkça yanıltılmış olması nedeniyle karara karşı istinaf incelemesinin yapılması gerektiği, Adana Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesinin "sanık müdafiinin hukukçu ve avukat olması nedeniyle istinaf süresinin tefhimler başlayacağını bildiği ve mahkemenin hatasından dolayı yanıltılmasının söz konusu olmayacağı" gerekçesiyle vermiş olduğu "istinaf başvurusunun süre yönünden reddi" kararına karşı ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca, itiraz edilmesinin mümkün olduğu anlaşılmakla,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteminin yukarıda yazılı gerekçelerle REDDİNE, 23/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.