Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık ...'ın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Ordu İcra Ceza Mahkemesinin 19/07/2017 tarihli ve 2017/422 esas, 2017/579 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Ordu 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/08/2017 tarihli ve 2017/175 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 23/07/2019 gün ve 2019/ 7472 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/08/2019 gün ve KYB. 2019 / 80769 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre,
1- Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 09/06/2016 tarihli ve 2016/3298 esas, 2016/19382 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 583/1. maddesinde yer alan "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." şeklindeki hüküm dikkate alındığında, sanığın ... İcra Müdürlüğü'nün 2015/4929 esas sayılı takip dosyasındaki borcun tamamını üstlendiğine dair 21/12/2016 tarihli taahhütnamenin icra kefalet tutanağı olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede, sanığın "Okudum" ibaresi ve imzası haricinde borcu üstlendiğine ilişkin kefalet tutanağında kendi el yazısı ile yazılmış herhangi bir ibarenin bulunmadığı,
2- Yine benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 01/06/2017 tarihli ve 2017/3271 esas, 2017/5188 karar sayılı ilâmında yer alan, "... İcra kefili olan sanık tarafından ... tarihinde ödeme taahhüdünde bulunulduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 584/1. maddesinde yer alan “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.” şeklindeki düzenlemeye nazaran, dosya içerisinde mevcut nüfus kaydına göre taahhüt tarihinde evli olan sanığın eşinin kefalet işlemi öncesinde veya icra kefilliği sırasında rızasının alınıp alınmadığının belirtilmemesi nedeniyle geçerli bir kefalet işlemi dolayısıyla hukuken geçerli bir ödeme taahhüdü bulunmadığından, taahhüdün geçerli olmadığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği" şeklindeki açıklamalara nazaran, dosya içerisinde mevcut nüfus kaydına göre taahhüt tarihinde evli olan sanık ...'ın eşinin kefalet işlemi öncesinde veya icra kefilliği sırasında rızasının alınıp alınmadığının belirtilmemesi karşısında, sanığın icra kefilliğinin ve icra kefalet sözleşmesine dayanılarak verilen taahhüdün geçersiz olduğu,
Gözetilmeden, itirazın bu yönlerden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanık hakkında 2004 sayılı İİK'nin "Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza" başlıklı 340. maddesinde düzenlenen suçtan dolayı disiplin (tazyik) hapsi kararı verildiği anlaşılmakla,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına bozma istemine konu edilen karar, Yargıtay Kanunu'nun 14. maddesine ve Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 30/01/2019 ve 2019/1 sayılı iş bölümünde 12. Hukuk Dairesi başlığı altında 8. maddede belirtilen "2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nu 16. Babında 331 ila 354'üncü maddeleri arasında düzenlenen suçlar hakkında verilen hüküm veya kararlar"dan olmakla inceleme görevi Yargıtay Yüksek (12). Hukuk Dairesine ait bulunduğundan Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın anılan daireye GÖNDERİLMESİNE, 16/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.