(818 S. K. m. 101, 105 , 106, 107) (1086 S. K. m. 74)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, yanlarca imzalanan boru satım sözleşmesi koşullarına uygun olarak partiler halinde davalıya teslim edilen mal bedelinin süresinde ödenmediğini, borcun sözleşme koşullarına aykırı ve gecikmeli olarak ödenmesi nedeniyle uğramış olduğu zararlar ve finansman giderleri tutarının davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı vekili, alınan mal bedelinin tamamı ödediğini, sözleşmenin kesin süreli olmadığını, vade geçtiği halde davacının süresinde gerekli ihtarda bulunmadığını, yapılan ilk ödemeleri kabul etmekle duruma rıza göstermiş sayıldığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, geç ödemeden kaynaklanan bedelin dava gününden başlayan faiziyle davalıdan alınmasına karar verilmiştir.
Hüküm, davacı ve davalı vekillerince temyiz edilmiştir.
I- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
II- Davalının temyiz itirazına gelince;
1-Yanlar arasında sözleşme imzalandığı ve sözleşmede tanınan 30 günlük süreden sonra geciktirilerek ödemelerin yapıldığı tartışmasızdır. Davacı ödemelerin geciktirilmesi nedeniyle BK.nun 105. maddesi uyarınca geçmiş günler faizini aşan ve bu sürede kullanmak zorunda kaldığı krediler için ödediği faiz tutarlarını oluşturan finansman giderini istemiştir. Mahkemece, yanlar arasındaki sözleşmenin 5. maddesinde belirtilen her malın tesliminden itibaren 30 günlük sürenin BK.nun 107. madde anlamında bir kesin mehil oluşturduğu, yanların temerrüt için ihtar çekme zorunluluğu, bulunmadığından finansman giderinin alınmasına karar verilmiştir.
Yanlar arasında uyuşmazlık konusu 14.2.1989 gün 203 sayılı sözleşmenin 5. maddesindeki, malzemenin şartnamesine uygun olarak teslim alınmasından sonra, düzenlenecek gerçekleştirme belgesinin ilgili muhasebeye verilmesinden sonra 30 gün içinde malzeme bedeli ödenir. hükmünün direnim (temerrüt) sonuçlarının uygulanması için yeterli olup olmadığı noktasındadır.
Borçlar Yasasının 107. maddesi, aynı yasanın 106. maddesinde düzenlenen karşılıklı borçları içeren sözleşmelerde, borçlunun direnimi halinde alacaklıya tanınmış seçimlik hakkını önel verilmeksizin derhal kullanmasına ilişkindir. Karşılıklı sözleşmelere özgü 106. maddede kabul edilen, aynen yerine getirme ve gecikmeden doğan zarar ya da borcun yerine getirilmesinden vazgeçip onun yerine ödence isteme yahut sözleşmeden dönme hakkının kullanılması için borçlunun direnime düşmüş olması yeterli değildir. Kural olarak, bunun yanında ayrıca borçluya borcun yerine getirilmesi için uygun bir önel verilmiş olması da gerekmektedir. Bunun ayrık ve özel durumu 107. maddede düzenlenmiştir. Yani önel verilmeksizin 106. maddede öngörülen seçimlik hakkı kullanmak olasıdır. Yasaca önel verilmesi gerekmeyen haller ya borçlunun tutum ve davranışından süre vermenin yararsız olacağı anlaşılmalı ya da borçlunun direnimi sonucu aynen yerine getirilmesi alacaklı yönünden yararsız duruma gelmeli yahut ta sözleşme hükümlerine göre borcun kesin olarak belirlenen ve saptanan süre içinde yerine getirilmesi gerekmeli dir.
Somut olaya özgü; BY. nın 106. maddesi koşulları bulunmadığı gibi bu maddenin ayrık ve özel durumunu belirleyen 107. maddesinin uygulanma alanı da bulunmamaktadır. Kaldı ki, davacı sözleşmeyi feshetmediğine göre 107. maddedeki hallerin gerçekleşip gerçekleşmediğinin de dava konusu olayda incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Olaya uygulanması gereken borçlunun borcunu ödemede gecikmiş olması nedeniyle BK.nun 101. maddesi hükümleridir. Kural olarak borçlunun direnimi için, borcun muaccel olması yeterli değildir. Borcun muaccel olmasına karşın sözleşmede borcun yerine getirileceği gün belli değilse ayrıca alacaklının ihtarı gerekir. Sözleşme hükümlerine göre borcun yerine getirileceği gün kesin olarak belirlenmiş ya da saptanan bir sürede yerine getirilmesi kararlaştırılmışsa ihtara gerek olmadan direnim durumu gerçekleşir. Sözleşmede sadece vadenin belirlenmiş olması yetmez. Bunun kesin, belirli bir vade olması gerekir. Uygulamada, kesin vade genellikle en geç örneğin en geç 5. ayın sonuna kadar mutlaka gibi sözcüklerle anlatılmaktadır. Olayda, 30 günlük ödeme süresine başlangıç sayılan malın tesliminden sonra düzenlenecek gerçekleştirme belgesinin ilgili muhasebeye verilme günü kesin, hemen belirlenebilir bir gün olarak kabul edilmez.
Sonuç olarak BK.nun 107/3. maddesi derhal fesih ile ilgili olup, 106. maddenin ayrık hükmü niteliğindedir. Borçlunun direnimi ise 101. maddede düzenlenmiştir. Olayda borcun yerine getirileceği gün kesin olarak belirlenmiş sayılamaz. Bu durumda direnim için ihtar gerekli bulunmakla bu yön gözetilmeden davanın kabulü bozma nedeni sayılmıştır.
2-Kabul biçimine göre;
a- Dava dilekçesinde hükmolunacak miktar yönünden bir faiz istemi yoktur. Buna karşın H.U.M.K. nun 74. maddesi hükmüne aykırı olarak istem olmaksızın hüküm altına alınan miktara da dava gününden başlayan reeskont faizi yürütülmesine karar verilmesi isabetsizdir.
b- Davacı, gecikmeden doğan faiz alacağına dayanak olarak 14.2.1989 gün ve 203 sayılı sözleşmeyi göstermiştir. Bu sözleşmede yazılı 74.834.914.- lira (KDV. li) tutarındaki 7 kalem boru için 28.2.1989 gün ve 868 nolu 60.305.031.- lira ve 23.3.1989 gün ve 1472 nolu 14.531.743.- liralık düzenlenen faturalar nedeniyle gecikmeden doğan faiz hesabı yapılmak gerekirken davacı şirket ile 3. bir tüzel kişi tacir olan dava dışı TÜLOMSAŞ arasında yapıldığı bildirilen 31.8.1989 gün 89178 nolu sözleşmeye dayalı faturalarında hesaba katılarak inceleme yapan bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru görülmemiştir.
c- Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, teslim edilen mal bedellerinin geç ödenmesi nedeniyle finansman gideri olarak kredi aldıkları bankaya ödenen faizlere yönelik istem BK.nun 105. maddesine uygun munzam zarar olarak nitelendirilmiştir. Kuşkusuz, alacaklının para borcunun süresinde ödenmemesi yüzünden uğradığı olumlu zararı, yasal gecikme faizinden daha fazla ise aradaki farkı isteyebilir. BK.nun 105. maddesinde belirlenen bu ek munzam zararın alacaklı yanca kanıtlanması gerekir. Borçlu kendisine hiç bir kusur yükletilemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı ödemekle sorumludur. Zarar hesabı içinde direnim faizi de vardır. Anılan maddede, alacaklının zararının faiziyle karşılanamaması durumunda faizden sonraki, onun üstündeki zararın ödetilmesi amaçlanmıştır. Olayda davacının zararı bilirkişi tarafından seçenekli olarak hesaplanmış olup mahkemece kabul edilen seçeneğe göre hüküm kurulmuştur. Oysa kabul edilen zarardan, davacının isteyebileceği direnim faiziyle karşılanabilir miktar düşülerek kalan miktar varsa ek zararı oluşturduğundan buna hükmedilmek gerekir. Ancak, davacının BK.nun 105. maddesinde düzenlenen munzam zararın ödetilmesini isteyebilmesi için borçlunun alacaklının ihtarıyla direnime düşürülmesi gerekir. Bu koşula uyulmaması karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekli iken davanın kabulü isabetsizdir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte yazılı nedenle davacının temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte gösterilen nedenle davalının temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, davalının peşin harcının istek halinde iadesine, 20.12.1993 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy