(1086 S. K. m. 76) (818 S. K. m. 18, 110)
Dava: Davacı vekili, dava dışı üçüncü kişi bir müteahhit tarafından inşa edilmekte olan Antalya, D.... mevkii, 4253 ada, 1 parselde kain D bloktaki 21,22,27,28 numaralı 4 adet dairenin kendilerine satışının davalı Banka tarafından garanti edildiğini; bitmiş hali ile dairelerin toplam satım değeri olan 370.200.000-TL.'nın davalı Bankaya ödendiğini; dairelerin teslim edilmesi istendiği halde, müteahhidin alacaklılarınca dairelere hacizler koydurulması sebebiyle teslim edilemiyeceklerinin anlaşıldığını; bu kez davalı Bankadan bu dairelere emsal nitelikte, yine Antalya'dan 4 adet dairenin kendilerine verilmesinin istendiğini; bu isteğin de kabul edilmediğini; bu durumda davalı bankadan, taahhüdünün gereği olarak bu 4 dairenin delil tespiti yolu ile belirlenen rayiç bedelleri toplamı 1.600.000.000-TL.'nı, verilen süre içinde ödemesi, davalıya keşide edilen ihtarname ile istendiği halde ödenmediğini belirterek; sözkonusu 4 dairenin 17.9.1993 tarihindeki rayiç değerleri toplamı 1.600.000.000-TL.'nın ticari faiz ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu dairelerin de içinde bulunduğu 111 dairelik siteyi inşa eden üçüncü kişi müteahhit ile davalı banka arasında, müteahhit tarafından tapuları verilebilir şekilde inşaatlarının 1.11.1990 tarihine kadar bitirilmesi, banka tarafından ise bu dairelerin komisyon karşılığı satılmaları ve müteahhite banka hizmetleri verilmesi hususlarında bir sözleşme yapıldığını; bu sözleşmede ayrıca, müteahhit tarafından konutların süresinde teslim edilmemesi nedeniyle alıcıların sözleşmeleri feshetmeleri halinde satış bedelinin % 5 gecikme faizi ile geri verilmesinin kararlaştırıldığını ve alıcıların ödedikleri satış bedellerinin, bankaca kabul edilmesini takiben, stüasyonlar şeklinde müteahhide ödenmesinin öngörüldüğünü; sözkonusu bu pazarlama ve garanti sözleşmesi uyarınca vekil sıfatıyla, inşaası sürmekte olan dairelerin satışlarının, davalı bankanın şubelerince yapıldığını; ancak işlemlerin hiç bir zaman satıcı gibi davranmak suretiyle ve satıcı sıfatı ile yapılmadığını, aksine alıcılara, malikin ve teslim yükümlüsü olanın burayı inşa etmekte olan müteahhit olduğunun her aşamada bildirildiğini; bu nedenle arada bir satış sözleşmesi bulunduğu gerekçesine dayanılamıyacağını; eğer arada bir garantörlük bulunduğuna dayanılmak isteniyor ise, bu konudaki garantinin de sınırsız olmadığını; nitekim garantörlüğün icabı olarak dairelerin müteahhidince teslim edilemeyeceğinin anlaşılması ile satış bedellerinin iade edileceğinin alıcılara bildirildiğini belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin satış sözleşmesi olduğu; resmi şekilde yapılmamış olması nedeniyle geçersiz bulunduğu; bu durumda sözleşmenin taraflarının aldıklarını iade etmelerinin icap ettiği gerekçesi ile satış bedeli 370.200.000.-TL.'nın 3.11.1993 tarihinden itibaren % 30 yasal faizi ile tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Karar: Bir davada ileri sürülen maddi olayların hukuki nitelendirmesini yapmak ve uygulanacak hukuk kurallarını belirlemek Hakimin doğrudan görevidir (H.U.M.K.'nun m.76). Öncelikle taraflar arasında oluşan sözleşmenin hukuki yorum ve tanımını yapmak gerekmektedir. Yukarıda ifade edildiği şekilde bu akdi ilişkinin nitelendirmesini davacı Şirket (garantörlükle satış), davalı banka ise (garantörlükle komisyoncu-vekil sıfatı ile pazarlama) ibareleri ile yapmakta iseler de, aradaki ilişkinin oluşması sırasında sözleşmedeki gerçek maksatların gizlenmesi amacı ile veya sehven kullanılan sözlerin veya nitelendirmeye ilişkin beyanların görünür anlamları ile yetinilmeyip, tarafların gerçek ve ortak amaçlarının objektif iyiniyet kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi suretiyle hakiki istek ve iradelerinin belirlenmesi gerekir (B.K. m.18). Somut olayda, davalı Bankanın verdiği gazete ilanlarında, banka güvencesiyle, içinde dava konusu dairelerin de bulunduğu Antalya evlerinin satışa çıkarıldığı ve tahsis işlemlerinin banka şubelerinde yapılacağı açıklanmış ve davacı Şirketin vaki talebi üzerine, dava konusu 4 adet dairenin kendilerine satışının uygun görüldüğü ve satın alınmasının şartları davalı Banka tarafından davacı şirkete bildirilmiştir. Davacı Şirket, ilanla açıklanan ve kendisine de bildirilmiş olan satış bedellerini davalı bankaya yatırmıştır. Teslimi geciken dairelerin hangi tarihte teslim edileceği, tekrar 25.6.1993 ve 20.7.1993 tarihli yazılarla sorulmuş, davalı bankaca 26.8.1993 tarihli cevabi yazıda, sözkonusu dairelerin tesliminin mümkün olamıyacağı belirtilmiştir. Davacı Şirket bu kez 16.9.1993 tarihli yazı ile bu daireler yerine emsali değerde ve nitelikte, Antalya'da başka dairelerin teminini davalı bankadan istemiştir. Davalı banka 14.10.1993 tarihli yazı ile aradaki sözleşme ile garanti edilen dairelerin yatırılmış olan bedellerinin iade edileceğini bildirmiştir. Davacı Şirket, 20.10.1993 tarihli ihtarname ile 4 dairenin rayiç bedelinin 1.600.000.000.-TL. olarak tespit edildiğini belirterek, bu bedelin 10 takvim günü içinde ödenmesini ihtar etmiştir. Bu ihtarname davalı bankaya 20.10.1993 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu oluş içinde mülkiyetin, davalı bankada değil, inşaatı yapmakta olan üçüncü kişide olduğu ve bedeli banka tarafından tahsil edilen dairelerin mülkiyetinin üçüncü kişeden temellük edileceğinin davacı tarafından bilinmekte olduğu anlaşılmaktadır.
Bankaya ait olmayan taşınmazlarla ilgili ve mülkiyetin doğrudan devrine yönelik bulunan bir sözleşmenin, aralarında gayrı resmi bir şekilde akdedilebilmesinin mümkün olmadığını, birer devlet teşekkülü olan her iki tarafın da bilmelerinin tabii bulunmasına göre, tarafların aralarındaki sözleşmeyi taşınmaz satış sözleşmesini amaçlayarak akdettiklerinin kabulü mümkün değildir. Yukarıda açıklanan belgeler ve sözleşmenin oluşum aşaması birlikte değerlendirildiğinde, davalı bankanın davacıya karşı, sökonusu taşınmazların mülkiyetinin, üçüncü kişi tarafından davacıya geçirilmesini temin etmeyi yükümlendiği ve stüasyonlar şeklinde üçüncü kişiye aktarılmak üzere satış bedellerini davacıdan tahsil ettiği açıktır. 13.12.1967 tarihli, 966/16 Esas, 967/7 karar ve yine 11.6.1969 tarihli, 969/4 esas, 969/6 karar sayılı İctihad-ı Birleştirme Kararları uygulama ve bilimsel görüşlerin ışığında üçüncü kişinin edimini taahhüt sözleşmesinin, garanti sözleşmesinin bir türü olduğu, taahhüde konu olan edime ilişkin sözleşme şekle tabi olsa dahi, kendisinin şekle tabi bulunmadığı, taahhütte bulunmanın kendi fiilini değil, üçüncü kişinin verme, yapma veya yapmama gibi bir fiilini taahhüt etmekte bulunduğu, bu taahhüdün, üçüncü kişinin yerine gecilerek yapılmasına yönelik değil, üçüncü kişinin edimini yerine getirmemesi halinde lehine taahhütte bulunulanın zararının, eğer kararlaştırılmış değil ise, müsbet zarar olarak tazminine yönelik olduğu, üçüncü kişi ile lehine taahhütte bulunulan arasında oluşacak hukuki ilişkiden tamamen bağımsız nitelik taşıdığı, buna bağlı olarak üçüncü kişinin borcunun hükümsüz olmasının, bu fiilin taahhüt edilmesini kural olarak hükümsüz kılmayacağı gibi, özellikleri gözetildiğinde, davalı bankanın üçüncü kişiye ait olan apartman dairelerinin süre sonunda üçüncü kişi tarafından mülkiyetlerinin davacıya intikalini sağlamayı başlangıçta taahhüt ettiğinin kabulü gerekmekle, taraflar arasında oluşan sözleşmenin, koşulları B.K.'nun 110. maddesinde düzenlenen (başkasının fiilini taahhüt) sözleşmesi niteliğinde olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu olan dairelerin mülkiyetinin üçüncü kişi tarafından, davacıya geçirilmemesiyle gerçekleşen riziko (tehlike) sonucu oluşan ve muaccel hale gelen, davacı şirketin müspet zararının davalı banka tarafından karşılık mahiyette zarar ziyan olarak tazmin edilmesi gerekir. O halde, mahkemece tarafların bu konudaki delilleri toplanıp değerlendirilerek ve gerektiğinde bilirkişi incelemesine de başvurularak, uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek gerekirken, sözleşmenin nitelendirilmesinde yanılgıya düşülüp yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle mahkeme kararının davacı Şirket yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir olunan 750.000.-TL. avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 13.6.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy