(6762 S. K. m. 689) (2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasındaki senet iptali ve menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmasız, davalılar vekilince de duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vek. Av. A. Kurt gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onların yokluklarında duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının müvekkillerinden İ. Kurt'un eniştesi, A. Kurt'un damadı olduğunu, 1988 yılında çalışmakta olduğu Fransa'ya kaynı İ. Kurt'u götürüp orada ortak iş yapmak için ikna ettiğini, bu iş için bankadan alınacak kredinin teminatı olarak da kaynı İ. Kurt ile kayınpederi A. Kurt'tan birer açık bono aldığını, davalının müvekkili İ. Kurt'u Fransa'ya götürüp bankadan 100.000 Frank her ikisinin imzasıyla kredi alınıp, yarı yarıya ortak sıva üzerine çalışmaya başladıklarını, ancak bir müddet sonra aralarında çıkan anlaşmazlık nedeniyle ortaklığın son bulduğunu, bundan sonra davalının eline bulunan açık senetlerden İ. Kurt'a ait olanını 230.000.000.-TL. olarak doldurup, Polatlı 1.İcra Müdürlüğü'nün 1991/1998 sayılı dosyası ile takibe geçtiğini, davalının Cumhuriyet Savcılığı'na verdiği ifadesinde boş senedi sonradan kendisinin yaptığı hesaba göre doldurduğunu beyan ettiğini ve senet üzerinde yazılı borç miktarını tahlil ettiğini, kanıt yükünün davalıya geçtiğini, ayrıca davalı elinde müvekkili A. Kurt tarafından verilen bir açık senet de bulunduğunu belirterek senetlerin karşılıksız olmaları nedeniyle takiple birlikte iptallerine, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bononun kayıtsız ve şartsız bir borç ikrarı olup, davacıların dava dilekçesi ile müvekkiline birer açık bono ile borçlu olduklarını ikrar ettiklerini, müvekkilinin davacılardan İ. Kurt'a 140.000, A. Kurt'a 46.500 Fransız Frangı borç verip karşılığında dava konusu bonoları aldığını, TTK. uyarınca boş bono düzenlenmesinin mümkün olup, bu bonoların anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının ispatının de keşidecisine ait olduğunu, bunun ve bedelsizlik iddialarının yazılı belge ile ispatı gerektiğini, müvekkilinin davacılardan alacağını istediğini, kötü niyetin söz konusu olmadığını davacı A. Kurt'tan alınan bono ile ilgili olarak herhangi bir işlem yapılmadığını bildirerek davanın reddine, %40 tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu senetlerin teminat senedi olduğu yolundaki iddialarının kanıtlanamadığı, davalının 5.1.1995 tarihli celsede davacı İ. Kurt'a 140.000 Frank borç verip bunun bononun tanzim tarihindeki TL. karşılığını hesaplayıp bonoya yazdığını beyan ettiğini buna göre senedin tanzim tarihindeki 140.000 Frank'ın değerine göre doldurulması gerektiği, bunun da 71.264.200.-TL. olduğu, diğer dava konusu borçlusu davacı A. Kurt olan senedin ise henüz doldurulmamış boş olup, miktarı da belli olmadığı gibi takibe de konulmamış olduğu gerekçeleri ile davacı A. Kurt tarafından açılan davanın reddine, diğer davacı İ. Kurt tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile 15.8.1990 tanzim ve 30.8.1991 vade tarihli 230.000.000.-TL.'lık senedin 71.764.200.-TL. üzerinden geçerli olduğunun, kalan miktar için geçerli olmadığının tespitine ve icra takibinin kalan kısım yönünden iptaline, davalının haksız olarak talep ettiği 158.735.800.-TL.'nın %40'ı icra inkar tazminatının davalıdan, davacının haksız olarak itiraz ettiği 71.264.200.-TL. üzerinden %40 icra inkar tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Mahkeme hükmü davalı vekiline 22.4.1996 tarihinde tebliğ edilmiş, temyiz dilekçesi ise, HUMK. nun 432. maddesinde öngörülen 15 günlük yasal süre geçirildikten sonra 10.5.1996 tarihinde verilmiştir. Süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi 1.6.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, Yargıtayca da bu yolda karar verilebileceğinden süresinden sonra yapılan davalı vekilinin temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
2- Davacılar vekilinin temyizine gelince; Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle davacılar vekili dava dilekçesinde müvekkillerinden İ. Kurt tarafından boş olarak verilen bononun davalı yanca 230.000.000.-TL. olarak doldurulup takip konusu yapıldığı, ayrıca diğer müvekkili A. Kurt tarafından verilmiş olan açık bir senedin de davacı elinde olduğunu belirterek sözü edilen senetlerle müvekkillerinin borçlu olmadıklarının tespiti ve senetlerin iptalini istemiştir.
Somut olayda davacı A. Kurt tarafından boş olarak verildiği iddia olunan senedin henüz doldurulmadığı ve tahsile verilmediği gibi, takip konusu da yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu bononun tahsile konu edilip edilmeyeceği şayet tahsile konu edilir ise anlaşmaya aykırı doldurulup doldurulmayacağı hususlarında bir açıklık olmamasına göre bu davacı yönünden davanın reddinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz isteminin reddine, ikinci bentte gösterilen nedenle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, davalının peşin harcı ile davacının fazla ödediği peşin harcın istek halinde iadesine, 27.11.1996 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı A. Kurt tarafından keşideci sıfatıyla imzalanıp, boş olarak davalıya verildiği iddia edilen bono ile davalı, davacıdan 46.500 Fransız Frangı alacaklı olduğunu savunmuş olup, boş bononun davalı tarafından her zaman doldurulabileceği gözetildiğinde, davacının bu bono ile borçlu bulunmadığının saptanması yönünden dava açmakta hukuki yararının bulunduğu kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, senedin henüz oldurulmadığı ve takibe de konmadığı gerekçesi ile davacı A. Kurt'un davasının reddi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekir. Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun ONAMA görüşüne bu yönden katılmıyorum.
KARŞI OY
Davacılar vekili, davalı tarafından her iki senedin de diğer bölümleri boş bırakılıp keşide yeri kendilerine imzalatılmak suretiyle ve davacı İ. Kurt'un çalışmak üzere Fransa'ya götürülüp kredi çekilmesi karşılığında teminat olarak alındığını; bunlardan davacı A. Kurt'un imzasını taşıyan senedin takibe konu edilmeksizin davalının elinde olduğunu, bu senetten dolayı da davacı A. Kurt'un davalıya hiçbir borcu olmadığını belirtmiş; bu iddiaya karşı davalı vekili cevap dilekçesinde: davacı A. Kurt'un davalıya 46.500 Fr. Frangı borcu olduğunu, bononun elde bulunduğunu, henüz bir işlem yapılmadığına, davalı da 5.1.1995 tarihli duruşmadaki isticvabında: kayınpederi olan davacı A. Kurt'a bir kısmını Haymana'da, bir kısmını da Polatlı'da olmak üzere verdiği borç paralar karşılığında kendisinden 46.500 Fr. Frangı alacaklı olduğunu, bu nedenle davalı A. Kurt'tan aldığı bononun 46.500 Fr. Frangı yazılı olduğu şekilde başkaca işleme tabi tutulmuş olmaksızın avukatında bulunduğunu beyan etmişlerdir.
Dosyaya mübrez fotokopisinde her ne kadar miktar hanesi boş görünmekte ise de bu beyanlar ve bono fotokopisinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda; dava konusu olup davalı vekilinin elinde bulunan bononun, miktar, ihdas sebebi, lehtar, borçlu hanelerinin dolu ve imzalı bulunduğu anlaşılmakta olup, eksik kalan hususlar vade ve tanzim tarihleridir. Davacının ise vade tarihine ilişkin bir iddiası mevcut bulunmamakla bunları doldurma yetkisinin lehtar veya cirantalarda olduğu açıktır. Bu durumda ise ortada vadesi belli olmayan bir borç mevcut bulunmaktadır. Vadesi belli olmayan bir borcun, BK.nun 74. maddesi hükmünce, alacaklı tarafından hemen ifasının talep edilebilmesi mümkün olduğu kadar, TTK. nun 689/2. maddesi hükmünce, vadesi gösterilmemiş olan bononun görüldüğünde ödenmesi şarttır. Öte yandan BK.nun 80. maddesi hükmünce de borçlunun borcunu, vadesinden önce ifa edebilmesi (ayrık durumlar dışında) imkan dahilindedir. Böyle oluncadır ki davacının talebinin sadece kambiyo senedi vasfını kazanmış bulunmayan bir senede yönelik olarak değil, senedin ihdasının nedeni olan temel ilişkiye yönelik olduğunun kabulü ile halen açık bulunan bölümlerinin her zaman davalı tarafından doldurularak bono haline getirilebilmesi mümkün olan senede yansıyan durumların temel ilişkiye uygun olarak yansımış olup olmadığının, değişik bir anlatımla; davalı iddiayı yani davacının kendisine borçlu bulunmadığını kabul etmeyerek niza çıkardığına göre davacının dava tarihi itibarı ile davalıya borcu bulunup bulunmadığının, eğer bulunuyor ise miktarı ile bu miktarın senede doğru yansımış olup olmadığının, doğru yansımamış ise davacının dava tarihi itibariyle borçlu olmadığı miktarın (ispat yüküne ilişkin kurallar da göz ardı edilmeyip, tahkikat aşamasında uygulanması suretiyle) belirlenmesi gerekir.
Bir an için davalının elinde bulunan senedin miktar hanesinin fotokopide olduğu gibi dava tarihinde boş olduğu varsayılırsa durum değişecek midir? Davacının borçsuz olduğu iddiasına davalı alacaklı olduğunu ileri sürerek karşı koymakla niza çıkarmıştır. Davacının davranışı, borçlu bulunduğu belirlendiğinde ifaya yönelik olup, yukarıda açıklanan yasa hükümlerinin buna imkan vermesi nedeniyle, böyle bir senedi iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacak şekilde bir tehdit vasıtası olarak davalının elinde bulundurmayı sürdürmesine olanak sağlanamaz.
Bu nedenlerledir ki, davalının elinde olan ve davalı tarafından her an boş yerleri doldurulup işleme konulması mümkün bulunan dava konusu senede ilişkin olarak davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunun kabulü ile senet davalıya ibraz ettirilip ibraz anındaki niteliği itibariyle tarafların iddia ve savunması doğrultusunda yapılacak tahkikat çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği şeklindeki gerekçe ile yerel mahkeme kararının, diğer yönleri hariç sadece davalı A. Kurt ile ilgili bölümünün bozulması gerekirken, sayın çoğunluğun bu yöne ilişkin ONAMA görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy