(1086 S. K. m. 290, 293)
Taraflar arasındaki birleştirilen menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti.
Belli günde davacı vek. Av. Abdullah D.Çakmak ile davalı vek. Av. Fevzi Ö.'ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı vekili, icra takibine konu edilen 20.1.1993 vade tarihli 400.000.000.TL. bedelli olarak doldurulan bononun boş olarak hatıra binaen müvekkili tarafından yüklenici olan babasına verildiğini belirterek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini, bononun iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taşınmaz satışı nedeniyle bononun müvekkiline verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleştirilen dosya ile davacı iki adet bononun daha davalı elinde olduğunu belirterek borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Mahkemece dinlenilen tanık beyanlarına, ceza mahkemesi dosyasındaki ifadelere ve re'sen verilen yeminin davacı tarafından eda edilmesine göre, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı, tanzim tarihinde mali güçlük içinde bulunan babasına davaya konu senetleri hatır senedi olarak verdiğini ve yıllar sonra davalı annesi tarafından boş bırakılan kısımların doldurularak takibe konulduğu iddiası ile iş bu menfi tespit davasını açmıştır.
Hatır senedi iddiasının davacı tarafça yazılı delille kanıtlanması gerekir. Somut olayda yazılı delil ibraz edilmiş değildir. Taraflar arasındaki ilişki, yazılı belge bonoya bağlanmış olduğundan, ana-oğul aile bağı nedeniyle Usul Kanununun 293/1. maddesinden yararlanılarak, aynı yasanın 290. maddesindeki yasak karşısında tanık dinlenemez. Mahkemenin dinlediği tanık sözlerine itibar etmesi doğru değildir.
Diğer yönden, davalının savunmasının hayatın olağan akışına ters düşmesi, iyi niyet kuralları ile bağdaşmaması davalının kanıt yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ayrıca bu beyanlar kanıt yükünün yer değiştirmesini gerektirecek nitelikte değildir. Mahkemenin bu olgulara dayanarak davacı lehine davayı sonuçlandırması da doğru değildir.
Ayrıca Usul Kanununun 355 ve sonraki maddelerinde düzenlenmiş olan re'sen yemin takdiri, delille kanıtlanması mümkün olan konularda hakimin elde ettiği kanaatini kuvvetlendirmek için davanın taraflarından birisine teklif edilir.
Kesin delille kanıtlanması gereken hususlarda re'sen yeminle davanın sonuçlandırılmasında da isabet görülememiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 9.000.000.TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 02.06.1997 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy