(818 S. K. m.256, 251, 250)
Dava: Taraflar arasındaki karşılıklı istirdat-menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kısmen kabulüne, karşılık davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı ve karşılık davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vek.Av.Murat .... gelmiş, davacı tarafından kimse gelmemiş olduğundan, onun yokluğunda duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, vermiş olduğu dava dilekçesiyle davalıdan işleticisi olduğu .... Aile Gazinosunu 3.3.1995 başlangıç tarihli kira sözleşmesiyle devir aldığını 900.000.000.TL. ücret ödenmesinin öngörüldüğünü, 600.000.000.TL.sını ödediğini bakiye kalan için de 30.7.1995 vade tarihli 300.000.000.TL. bedelli bir bono verildiğini, kira sözleşmesinden bir süre sonra işletmenin yakıldığını beyanla işletmeyi kullanım süresi göz önüne alınarak ve 600.000.000.TL. indirilerek 400.000.000.TL.nın davalıdan tahsiline ve 30.7.1995 vade tarihli 300.000.000.TL. bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Davalı taraf birleştirilen dava dosyası ile, 3.3.1995 tarihli kira sözleşmesiyle davalıya işyerinin kiralandığını, kiracının basiretli bir kişinin göstermesi gereken özeni göstermediğini işyerinin tamamen yandığını, 2.000.000.000.TL. tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece dinlenen tanık beyanlarına göre davalının mecuru kiralama ve koruma hususunda gerek kendisi gerekse elemanlarının bir kusuru görülmediğinden, B.K.nun 256. maddesinde yer alan objektif özeni gösterdiği kanaatine varılarak ve yangında yanan eşyalar davalıya ait olduğundan ancak davalı zararı talep edemeyeceğinden 240.000.000.TL.nın davalıdan tahsiline ve 300.000.000.TL.lık bonoyla borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkeme olayın oluşunda davacı kiracı ile davalı kiralayanın kusuru bulunmadığı ve olayın mücbir sebep olduğu yolundaki bilirkişi raporunun aynen benimseyerek yazılı şekilde karar vermiştir.
Borçlar Kanunumuzda kusurun tanımı yapılmamış ve mahiyetinin belirlenmesi doktrin ve Yargıtay kararlarına bırakılmıştır. Kusurun iki ayrı çeşiti vardır. Kast ve ihmal. Kastta hukuk kuralına bilerek aykırı hareket etme isteği mevcuttur. İhmalde ise, hukuka aykırı sonuç istenilmemekle beraber, hal ve durumun gerektirdiği tedbirlerin alınmaması yüzünden olayın meydana gelmesine sebebiyet verilmesi hali söz konusudur. İhmalin mevcut olup olmadığını tespit ederken gerekli özenin gösterilip gösterilmediğine bakmak gerekir.
Mücbir sebeb ise; Önceden görülemeyen sorumlu kişinin işletmesi veya faaliyeti dışında kalan ve karşı konulamayacak bir şiddetle kendisini gösteren olağanüstü bir olaydır. Mücbir sebebe konu olaylar tabiat olayları olabileceği gibi, insan tarafından meydana getirilen olaylarda olabilir. Tabiat olaylarının örneğin, olağanüstü bir sel felaketi; insan faktörüne bağlı olay ise, iç savaş veya isyandır. Mücbir sebeb teşkil eden olayın sonuçlarının tahmin edilmesi imkansızdır. Alınan bütün tedbirlere sahip olunan her türlü imkan ve araca rağmen, olayın sonuçlarının önlenmesi mümkün olmamalıdır. Teknik ve bilimin o anda mevcut bütün olanaklarının kullanılmasına ve hürtürlü tedbirin alınmasına ve özenin gösterilmesine rağmen olayın sonuçlarının meydana getirmesi önlememektedir.
Kusur ve mücbir sebeble ilgili bu kısa açıklamaların ışığı altında somut olaya bakacak olursak,
Hemen belirtmek gerekir ki yukarıda açıklamalardan anlaşılacağı gibi, olayın mücbir sebeb olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Kusura gelince, gerekli özenin gösterilmemesi; sonucun önceden tahmini mümkün iken tahmin edilememiş veya tahmin edilmemiş olmasıyla ortaya çıkar. Somut olayda yangının önceden tahmin edilmesinin mümkün olup olmadığının tespiti gerekir. İşyeri ticari işletme niteliğinde ise, davacı kiracının basiretli bir tacir gibi davranıp davranmadığı saptanmalıdır. Ticari işletme niteliğinde değil ise işletici kiracının genel hayat tecrübelerine göre o işteki normal seviyeli vasat bir insanın hareket tarzı gözönünde bulundurularak zararlı eylemin ortaya çıkmaması için alınması gerekli tedbirlerin neden ibaret olduğu işyerinin bulunduğu mahal ve meskun mahalle uzaklığı aynı mahiyetteki işyerlerinin aldığı ve alması gerektiği tedbirler ve özellikle gece bekçisi tutulması ve bekçi köpeğiyle işletmenin emniyetinin sağlanması ve hırsızlık ve yangına karşı bilim ve tekniğin olanaklarından yararlanılarak PTT telefon hattıyla irtibatlı hırsızlık ve yangın olayını anında cihazda bulunan bilgisayarın hafızasında mevcut telefon numaralarına bildirebilen alarm tesisinin işletmeye konulması ve benzeri tedbirlerle yangın olayının gerçekleşmesinin ve gerçekleşmiş ise en kısa zamanda büyümesinin önlenmesinin mümkün olup olmadığı gözönünde bulundurularak kusurun varlığı veya yokluğu saptanmalıdır.
Mahkemece dinlenen tanıklara bu yolda suhal tevci edilmemiştir. Bu açıklamaların ışığı altında tanıklardan ek bilgi alınarak mahallinde yapılacak keşifle kusur konusunda uzman bilirkişilerin düşüncelerine başvurulması gerekir.
Kira sözleşmesi süresince, eğer kira konusu kiracının kusuru olmaksızın sonradan kötüleşmiş ya da bozulmuş olursa, ancak bu durumda kiralayan bunladan sorumlu tutulabilir ve kiracı B.K.nun 250. maddesinden yararlanabilir. Diğer yönden kiracının kiralayananı kullanamaması kendi kusurundan kaynaklandığı taktirde kirayı ödemek zorunda olması B.K.nunun 251. maddesinin gereğidir. Ayrıca B.K.nun 256.maddesi gereğince kiracıya kiralananı özenle kullanma borcu yüklenmiştir. Kiracı davacı kusursuzluğunu ispat etmekle yükümlüdür.
Bu açıklamalar dairesinde tanıklardan ek bilgi alınarak ve mahallinde yapılacak keşifle konusunda uzman bilirkişilerin düşüncelerine başvurularak hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, dosya üzerinden talimatla bilgilerine başvurulan bilirkişilerin düşünceleri doğrultusunda yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının temyiz eden davalı ve birleştirilen davanın davacısı yararına BOZULMASINA, kendisini Yargıtay duruşmasında avukatla temsil ettiren davalı yararına takdir edilen 20.000.000.TL. duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine 25.11.1997 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy