(1086 S. K. m. 213)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali arasındaki davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan kimse gelmemiş olduğundan incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Mahkemece 7.3.2000 tarihli oturumda bilirkişi incelemesine, bilirkişi ücreti ile raporun tebliği giderlerinin davacı tarafça yatırılmasına ve rapor verildiğinde taraflara tebliğine karar verilmiştir.
Sözü edilen ara kararı uyarınca düzenlenen bilirkişi raporunun bir sonraki duruşma günü olan 29.5.2000 tarihinde ibraz edilmesi ve bu duruşma günü için davalılar vekilinin mazeret bildirmesi üzerine 29.5.2000 tarihli duruşmada, davacı vekilinin masraf verip bilirkişi raporunu davalı vekiline tebliğ ettirmesine, davalı vekilinin mazeretinin kabulüne, pul verdiğinden duruşma gününün kendisine tebliğine şeklinde ara kararı oluşturulmuştur.
Görüldüğü gibi anılan bu ara kararı uyarınca bilirkişi raporunun tebliğine ilişkin masrafların yatırılması yükümlülüğü davacı vekiline yüklenmiş ancak davacı vekili bu yükümlülüğe uymamıştır. Davalılar vekilinin böyle bir yükümlülüğü olmamasına rağmen raporun tebliği için gereken giderin de eklendiği 13.9.2000 tarihli mazeret dilekçesi ise mahkemece kabul edilmemiştir.
Bilirkişi raporunun ibraz edildiği 29.5.2000 tarihli duruşmada davalılar vekilinin mazereti geçerli sayılarak kabul edildiğine göre olayda HUMK. nun 213/3. maddesi hükmünün uygulanamayacağı ortadadır. Nitekim, HUMK. nun 213/3. maddesinin hükümet gerekçesinde Maddeye eklenen üçüncü fıkrada yargılamanın kötü niyetle uzatılmasını önlemek amacıyla daha sonraki oturumlara gelen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ilkesi benimsenmiş, ancak gelmediği oturumlar için mahkemece kabul edilebilecek geçerli bir özürü bulunduğu takdirde yokluğunda yapılan işlemlere itiraz hakkı saklı tutulmuştur denilmektedir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi mazereti kabul edilen davalı vekiline bilirkişi raporuna karşı diyeceklerini bildirme olanağı tanınmamıştır.
Hal böyle olunca, davalılar vekilinin savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak biçimde yapılan yargılama sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy