(2575 S. K. m. 24)
Dava: Taraflar arasındaki muarazanın men'i davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekl. Av. Orhan Gemicioğlu, Av. Serdar Özersin ve Av. Ümit Akın ile davalı vekl. Av. Nuket İlhan ve Av. Gülay Yağcı'nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan Şebekelerarası İşbirliği ve İrtibat Sözleşmesinin Ek: D-Çizelge 1, ilave 1A.1 bölümünün İdare Mahkemesince iptaline karar verildiğini, iptal kararı gerekçe gösterilerek müvekkili şirkete yapılması gereken ödemelerin yapılmadığını, Şebekelerarası İşbirliği ve İrtibat Sözleşmesinin bir özel hukuk sözleşmesi olması nedeniyle İdare Mahkemesince iptal edilemeyeceğini, iptal kararı olsa bile geriye etkili sonuç doğuramayacağını, davada taraf olmayan üçüncü kişiler yönünden hüküm ifade etmeyeceğini ileri sürerek davalının 21.2.2001 tarihli bildiriminde belirttiği kadar davacının borçlu olmadığının tespitine, muarazanın önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacı ile dava dışı Ulaştırma Bakanlığı arasında akdedilen imtiyaz sözleşmesinin 27.maddesi uyarınca düzenlenen sözleşmenin gelirlerin paylaşımı ile ilgili hükümlerinin Elektrik Mühendisleri Odası tarafından açılan dava sonucunda iptal edildiğini, iptal gerekçesinde belirtilen simetrik hesaplamaya göre paylaşımın düzenlendiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin idari sözleşme olduğunu, her türlü telekomünikasyon hizmetlerini yürütmeye davalının yetkili olduğunu, kamu hizmeti niteliği taşıyan telekomünikasyon hizmeti ile ilgili sözleşmenin özel hukuk sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre taraflar arasındaki sözleşmenin özel hukuk sözleşmesi olduğu, iptal edilen hükmün müşterek iradeyle yeniden düzenleneceği, yeni düzenleme yapılıncaya kadar taraflar arasındaki muarazanın iptal edilen hükmün uygulanması suretiyle giderileceği gerekçesiyle iptal edilen hükümde öngörülen uygulamanın aynen devamı suretiyle muarazanın giderilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş ile davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş arasında imzalanan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesinin Ek D çizelge 1, ilave 1A.1 bölümü Ankara 9. İdare Mahkemesinin 4.10.2000 gün ve 577/831 Sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş iptal kararından sonra sözleşmede öngörülen gelirin paylaşımında değişiklik yapmış ve 21.2.2001 tarihli yazıda öngörülen meblağın ödenmesi gerektiğini davacıya bildirmiştir. Bunun üzerine davacı 21.2.2001 tarihli bildirim uyarınca hesaplanacak miktarda borçlu olmadığının tespitini ve taraflar arasındaki muarazanın önlenmesini istemiştir. Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin özel hukuk sözleşmesi olduğu kabul edilerek iptal edilen hükmün yeni bir anlaşma yapılıncaya kadar aynen uygulanmak suretiyle muarazanın önlenmesine karar verilmiştir.
Görüldüğü gibi uyuşmazlığın çözümünde taraflar arasındaki sözleşmenin özel hukuk sözleşmesi mi yoksa idare sözleşmesi mi olduğunun tespiti önemlidir.
Davacı Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş ile Ulaştırma Bakanlığı arasında GSM-PAN Avrupa Mobil Telefon Sisteminin Kurulması ve İşletilmesi ile ilgili lisans verilmesine ilişkin bir imtiyaz sözleşmesi imzalanmıştır. İmtiyaz Sözleşmesinin 27.maddesinde Türk Telekom A.Ş. ile işletmeci (davacı Turkcell) arasındaki ilişkiler Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi ile düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca taraflar arasında 24.4.1998 tarihli dava konusu Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi imzalanmıştır. İdari Sözleşme, taraflardan birinin kamu idaresinin teşkil ettiği, konusunun kamu hizmeti olduğu ve kamu idaresine birtakım hak ve yetkiler tanıyan sözleşme olarak tanımlanabilir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte Türk Telekom 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi bir Kamu İktisadi teşekkülüdür. Bu nedenle sözleşmenin imzalandığı tarihte taraflardan birisi kamu idaresidir. Telekomünikasyon hizmetinin niteliği gözetildiğinde ve konu ile ilgili yasal düzenlemeler dikkate alındığında bu hizmetin bir kamu hizmeti olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan dava konusu sözleşme bir kamu imtiyaz sözleşmesinin hükmü gereğince düzenlendiğinden özel hukuk sözleşmelerinin en önemli unsuru olan irade serbestisi bu sözleşmenin kurulmasında rol oynamamaktadır. Ayrıca dava konusu İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesinin 26. maddesi ile Bakanlığa tanınan fesih yetkisi de bu sözleşmenin bir idari sözleşme olduğunu ortaya koymaktadır.
Nitekim dava konusu sözleşmenin iptali için dava önce Danıştay'da açılmış ve Yüksek 10. Daire 11.3.1999 tarih ve 6754/830 Sayılı kararında lisans verilmesine ilişkin imtiyaz sözleşmesinden sonra bu sözleşmenin uygulanmasına yönelik ve verdiği yetkiye dayalı olarak imzalanan dava konusu Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesinin İmtiyaz Sözleşmesi niteliğinde olmayan idari sözleşme olduğu, bu nedenle uyuşmazlıkta 2575 Sayılı Yasanın 24. maddesi uyarınca genel görevli idare mahkemesinde görülüp çözümleneceğini belirtmiştir.
Açıklanan nedenlerle Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi bir idari sözleşme olup, bu sözleşmenin paylaşıma ilişkin maddesinin idare mahkemesinde kamu yararı nedeniyle iptalinden sonra iptal edilen hükümde öngörülen düzenleme ile ilgili uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğu düşünülmeden işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulanan davalı yararına takdir edilen 250.000.000.TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.12.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, taraflar arasında imzalanan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesinin Ek-D çizelge 1 ilave 1A-1 bölümünün İdare Mahkemesince iptal edildiği gerekçesiyle davalı tarafça yaratıldığı iddia edilen muarazanın önlenmesi ve davalının 21.2.2001 tarihli yazısında bildirilen miktarda borçlu bulunulmadığının tesbiti talebine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümünde, davanın hangi yargı yoluna tabi olduğunun öncelikle belirlenmesi gerekmektedir. Zira, yargı yolunun caiz olması dava şartı olup kamu düzenine ilişkin bulunduğundan res'en gözetilecek hususlardandır.
İdari dava türleri 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde sayılmıştır. Bunlardan biri de anılan maddenin 1/c fıkrası ile 2576 Sayılı Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemeleri Kanunu'nun 5/1-c maddesinde hükme bağlanan "Genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar"dır. Başka bir ifadeyle sözleşmeden doğan bir uyuşmazlığın idari davaya konu olabilmesi için sözleşmenin idari sözleşme olması gerekmektedir. Çünkü, özel hukuk sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların çözüm yeri Adli yargıdır.
O halde, sorunun çözümü, davaya konu sözleşmenin idari sözleşme olup olmadığının belirlenmesinde yatmaktadır. Bu itibarla idari sözleşmelerin neler olduğuna kısaca değinmekte fayda ve zorunluluk vardır.
İdare Hukuku Doktrin ve İçtihatlarına göre bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi, taraflarından birinin kamu idaresi, kurumu ya da kuruluşu olması, sözleşmenin kamu hizmetinin yürütülmesi ile ilgili bulunması ve idareye özel hukuk yetkilerini aşan yetkiler tanınması koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır.
Görüldüğü gibi, bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi için, taraflarından en az birinin kamu tüzel kişisi olması icabeder. Özel kişiler arasındaki sözleşmeler, idarenin sözleşmesi olmadıkları için, idari sözleşme olarak kabul edilemezler. Bu koşul nedeniyle kamu hizmeti gören imtiyazlı ortakların, kamu hizmetiyle ilgili sözleşmeleri idari sözleşme olmadığı gibi idarenin tam bir taraf durumunda olmadığı ve ancak sadece tarafların sözleşmeyi yapmalarını kolaylaştırıcı müdahalede bulunduğu ya da fiyat saptadığı sözleşmeler de idari sözleşme sayılamazlar.(Prof. Dr. İsmet Giritli-Prof. Dr. Pertev Bilgen-Prof. Dr. Tayfun Akgüner, İdare Hukuku sh.832; Prof Dr. Metin Günday, İdare Hukuku, yenilenmiş 5.Baskı sh.167; Prof. Dr. A.Şeref Gözübüyük-Güven Dinçer, İdarî Yargılama Usulü 2.Bas.sh.249; Dr. Pertev Bilgen İdari Sözleşmelerin kriterleri (Doktora tezi)İstanbul 1970 sh.25; İlhan Özay, Günışığında Yönetim sh.478.)
Bir Sözleşmenin İdari Sözleşme sayılabilmesi için taraflarından birinin idare olması şartı, olmazsa olmaz nitelikte bir şarttır. Taraflarından en az biri idare olmayan sözleşmeler kamu hizmeti ile ilgili olsalar bile idarî sözleşme sayılamazlar. Bu konuda hem öğretide, hem de Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi kararları arasında birlik mevcuttur.
Diğer kıstas olan kamu hizmeti kıstasına gelince; bir sözleşmenin idari olabilmesi için, bir kamu hizmetinin işlemesini sağlamak amacıyla yapılmış olması gerekir. Ancak Danıştay kararlarında da açıklandığı gibi kamu hizmeti kavramı her zaman, bir sözleşmenin idari olması için yeterli koşul değildir. İdare, kamu hizmetinin yürütülmesi bakımından özel hukuk sözleşmesi ya da idari sözleşme yapmak konusunda bir seçimlik hakka sahiptir. Bunlardan hangi tür sözleşmeyi seçtiğini ve amaçladığını saptayabilmek için de sözleşmenin özüne, içeriğine ve biçimine bakmak gerekir. Eğer bir sözleşme özel hukuku aşan koşullar içeriyorsa idaridir.
Özetle, bir sözleşmenin idari olması için sözleşme konusunun kamu hizmetine ilişkin bulunması yeterli olmayıp aynı zamanda idareye ayrıcalık ve üstünlük tanınması gerekmektedir. (Prof. Dr. İ.Giritli, Prof. Dr. Pertev Bilgen, Prof. Dr. Tayfun Akgüner, age sh.834-835)
Değinilen iki kıstas, sözleşmenin idari niteliğini belirlemek için her zaman yeterli olmayabilir. Onun için bir sözleşmenin idari olabilmesi için bir diğer kıstasa ihtiyaç duyulur. Bu da, idareye özel hukuk sözleşmelerindekini aşan bazı üstünlük ve ayrıcalıkların tanınmış olmasıdır. Özel Hukuk Sözleşmelerinde taraflar eşit olduklarından, taraflardan birinin tek yanlı iradesi ile sözleşmeden doğan ilişkiyi etkilemesi ve değiştirmesi düşünülemez. Oysa, idarî sözleşmeler, idareye özgü bir düzenlenişe gereksinim gösteren bir konuyu düzenlediklerinden, idare, kamu yararı ve kamu hizmetlerinin gerekleri dolayısıyla, tek yanlı iradesi ile sözleşme ilişkisini etkileyebilir ve karşı taraf hakkında işlemler yapabilir. Bu nedenle, idarenin Özel Hukuk Sözleşmesinde görülmeyen bir takım üstünlük ve ayrıcalıklarla donatılmış olması, örneğin, tek yanlı değiştirme, tek yanlı fesih, denetleme, ceza verme, işletmeye el koyma ve satın alma gibi yetkilerle donatılması, idari sözleşmelerle düzenlenen konuların niteliği gereğidir. (Prof. Dr. Metin Günday, age-sh.169-170)
Yukarıdaki genel açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; dava konusu sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı ile Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. arasında akdedilen GSM-PAN Avrupa Mobil Telefon sistemleri kurulması ve işletilmesi ile ilgili lisans verilmesine ilişkin 25 yıl süreli İmtiyaz Sözleşmesinin 27. maddesine dayanılarak taraflar arasında imzalanmış olan 24.4.1998 tarihli Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesidir. İdari sözleşmenin tüm kriterlerini taşıması bakımından Lisans verilmesine ilişkin imtiyaz sözleşmesinin idari sözleşme olduğu konusunda en ufak bir tereddüt ve kuşku bulunmamaktadır. Esasen bu yön tartışma konusu da değildir. Uyuşmazlık, davaya konu edilen Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesinin idari sözleşme olup olmadığı yönündedir.
Dava konusu sözleşme, idari sözleşme değildir. Çünkü, taraflarından en az birinin idare olması şartı olayımızda gerçekleşmemiştir. Her dava, açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir. Yargıtay HGK'nun 26.6.2002 tarih ve 2002/19-559 Esas, 2002/551 Karar Sayılı kararında da belirtildiği üzere, 406 Sayılı Yasanın 4673/1 Sayılı yasayla değişik 1/10. maddesinde, Türk Telekom'un, özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket olduğu, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuatın Türk Telekom'a uygulanamayacağı açıklanmıştır. Bu durumda Türk Telekomünikasyon A.Ş'nin tüzel kişiliği haiz, hususi hukuk hükümlerine tabi ve sermayesinin tamamı devlete ait olmayan bir anonim şirket statüsünde bulunduğu açıktır. 29.1.2000 tarih ve 4502 Sayılı Yasanın geçici 3. maddesiyle Türk Telekomünikasyon A.Şnin, 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ekindeki B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarıldığı da anlaşılmaktadır. Öte yandan, 4502 Sayılı Yasanın 1. maddesi ile Telekomünikasyon Hizmetleri Yönetmeliğinin 4. maddesinde İşletmecinin tanımı yapılırken Türk Telekom'un bir sermaye şirketi olduğu açıkça vurgulanmıştır. Hal böyle olunca, dava tarihi itibariyle özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişi tacirler arasında düzenlenen sözleşmenin tarafları arasında idare bulunmadığından dava konusu sözleşme idari sözleşme olarak kabul edilemez.
Sözleşmenin düzenlendiği tarihte davalının Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu gerekçesiyle sözleşmeye idari nitelik tanınması da mümkün değildir. Zira, az önce de belirtildiği gibi her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir. Davalı, sözleşmenin imzalandığı tarihte Kamu İktisadi Kuruluşu olsa bile, dava tarihi itibariyle bu niteliği ortadan kalkmış, tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir Anonim Şirket statüsüne kavuşmuştur.
Bir an için, davalının sözleşme tarihinde Kamu İktisadi Kuruluşu olması nedeniyle Kamu İdaresi olduğu ve böylece "sözleşmenin taraflarından birinin idare olması" şartının gerçekleştiği kabul edilecek olsa bile, idari sözleşmelerde aranan diğer kıstasların olayımızda gerçekleşmediği anlaşıldığından yine de dava konusu sözleşmenin idari sözleşme olarak kabulü mümkün görülmemektedir.
Çünkü, dava konusu sözleşme, bir kamu hizmetinin yürütülmesi için değil, Türk Telekom'un Şebekesiyle GSM Şebekelerinin karşılıklı yarattığı trafik ile ilgili işletme ve hesaplaşma usul ve esaslarının belirlenmesi için yapılmıştır.
Bunun yanında, az önce açıklandığı üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal içtihatlarda belirtildiği gibi, bir sözleşmenin idari sözleşme olarak nitelendirilebilmesi için o sözleşmede idareye, özel hukuk sözleşmelerinde görülmeyen türden üstün yetki ve ayrıcalıkların tanınmış olması gerekmektedir. Oysa, dava konusu sözleşmede davalıya üstün hak ve yetkiler tanınmamıştır.
Şöyle ki; sözleşmenin 16. maddesi Sözleşmenin gözden geçirilmesi başlığını taşımaktadır. Buna göre taraflar aşağıdaki hallerde, birbirlerinden (gözden geçirme talebinde bulunarak) sözleşme değişikliği isteyebilirler. Tarafların, gözden geçirme talebinde bulunmaları, sözleşmenin değiştirildiği anlamına gelmez ve değişiklik yapılana kadar sözleşme bütünüyle yürürlükte kalır. (Söz. Md. 16/1 ve 16/5)
Yine sözleşmenin Anlaşmazlıklar başlıklı 23.maddesinde, taraflar arasındaki anlaşmazlıkların iyiniyet ile çözümlenmesine çalışılacağı hükme bağlanmıştır.
25. maddede ise Sözleşmenin yürütülmesinde çıkabilecek sorunları tesbit ile taraflar arasında uyuşmazlığa dönüşmesini önlemek amacıyla bu konularda önlemler ve çözümler önermek ve istişari nitelikte görüş bildirmek üzere Sözleşme Koordinasyon Kurulu kurulması öngörülmüştür. Tüm uğraşlara rağmen anlaşmazlıkların halledilememesi durumunda Ankara Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğu da sözleşmenin 27. maddesinde hükme bağlanmıştır. Her şeyden önemlisi de Sözleşmenin 30. maddesinde işbu sözleşmede ve eklerinde yapılan hiçbir değişikliğin yazılı olarak taraflarca imzalanmadıkça geçerli olamayacağı kararlaştırılmıştır.
Tüm bu düzenlemeler her iki tarafın eşit konumda olduğu özel hukuk sözleşmelerine özgü düzenlemelerdir. Bu sayılanlar ve bunun dışındaki diğer sözleşme hükümlerinden hiçbirinde davalıya üstün hak ve yetkiler ve ayrıcalıklar tanınmamıştır.
Sözleşmenin 26. maddesi uyarınca idareye fesih hakkı da tanınmış değildir. Sözleşmenin Feshi başlığını taşıyan anıla madde hükmü, İşbu Sözleşme Lisans Süresinin hitamında veya Bakanlık'ça Lisans Sözleşmesinin hitam tarihinden önce feshi veya herhangi bir nedenle sona ermesi halinde herhangi bir işleme gerek kalmaksızın feshedilmiş sayılır şeklindedir. Görüldüğü gibi burada dava konusu sözleşmenin feshi konusunda idareye her hangi bir yetki tanınmış değildir. İdareye (Ulaştırma Bakanlığı) tanınan fesih yetkisi lisans verilmesine ilişkin imtiyaz sözleşmesiyle ilgilidir. Dava konusu sözleşme, imtiyaz sözleşmesinin 27. maddesine dayanılarak düzenlendiğine göre, imtiyaz sözleşmesinin Bakanlık'ça feshedilmesi halinde dava konusu sözleşmenin de dayanağı kalmayacağı için feshedilmiş sayılacağı 26. maddede hükme bağlanmıştır. Bu bakımdan anılan sözleşme hükmünün değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek sözleşmeye idari nitelik tanınması doğru görülemez.
Diğer yandan, davacının taraf olmadığı, 3. kişi durumundaki Elektrik Mühendisleri Odası tarafından Türk Telekom A.Ş aleyhine açılmış olan bir davada Danıştay 10. Dairesinin anılan sözleşmeyi idari sözleşme olarak nitelemesi, davacının o davada taraf olmaması sebebiyle önümüzdeki dava açısından bağlayıcı olamaz. Bu yüzden dava konusu sözleşmenin az önce yapılan genel açıklamalar ışığında nitelendirilmesi ve yargı yolunun buna göre Dairemizce belirlenmesi gerekmektedir. Açıklanan kıstaslar ve dava konusu sözleşme hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında düzenlenen 24.4.1998 tarihli Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesinin idari sözleşme olmadığı, tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir özel hukuk sözleşmesi olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Esasen, aynı Sözleşmenin 12. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak taraflar arasında çıkan uyuşmazlık yönünden verilen Dairemizin 11.5.2001 tarih ve 2000/8538 Esas, 2001/3634 Karar Sayılı kararı ile Telsim A.Ş ve davalı şirket arasında çıkan uyuşmazlık yönünden verilen Dairemizin 7.12.2001 tarih, 2001/4189 Esas, 2001/8166 Karar Sayılı kararında dava konusu sözleşmenin özel hukuk sözleşmesi olarak kabulü ile işin esasının incelenmiş olması da bu yöndeki kanaatimizi doğrulmaktadır. Bir sözleşmenin daha önceki uyuşmazlıklar yönünden özel hukuk sözleşmesi olduğu kabul edildiği halde sonradan idari sözleşme olarak nitelendirilmesi doğru olmadığı gibi, aynı sözleşmenin bir maddesinden kaynaklanan uyuşmazlığın adli yargı, diğer maddesinden kaynaklanan uyuşmazlığın ise idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğini söylemek de hukuk mantığına uygun düşmez. Zira, sözleşme bir bütündür. Ya idaridir, ya da değildir. Aynı sözleşmeye bir kısım hükümleri yönünden idari, diğer bir kısım hükümleri yönünden ise idari olmayan nitelik tanınamaz.
Bu nedenlerle, dava konusu sözleşme, idari sözleşme olmayıp özel hukuk sözleşmesi niteliğinde bulunduğundan bu sözleşmeden doğan uyuşmazlığın çözüm yeri Adli Yargıdır. O halde, yargı yolu itirazının reddi ile hükmün esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi gerektiği kanısında olduğumuzdan Sayın çoğunluğun İdari Yargının görevli olduğu yolundaki görüşüne katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy