(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 110)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Dava, kredi kartı üyelik sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Davalı vekilinin temyizi, dava kısmen reddedildiği halde müvekkili lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmemiş olmasının doğru olmadığı hususuna yöneliktir. Somut olayın özelliği itibariyle davalı banka takibinde kötüniyetli kabul edilemeyeceğinden davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dava konusu uyuşmazlık garanti sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Davalı vekili de, temyiz dilekçesinde, müvekkillinin sözleşmeyi garanti eden sıfatıyla imzalandığını kabul ettiği gibi yerel mahkeme hükmünü bu nedenle gerekçeden temyiz etmemiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın garanti hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekir.
Somut olayda uyuşmazlık, garantinin kapsamında toplanmaktadır.
Bilindiği gibi, BK.nun 110. maddesinde düzenlenen üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğindeki garanti sözleşmelerinde kefalette olduğu gibi belirli bir limit gösterme koşulu bulunmamaktadır. Ancak, belirsizliğin garantisi olamayacağından sözleşme düzenlendiği anda neyin garanti edildiğinin belli olması ya da garanti edilen riskin boyutlarının belirlenebilir nitelikte bulunması gerekir. Sözleşmenin düzenlendiği tarihte asıl borçluya açılan kredi miktarının belli olduğu yada asıl borçlu yönünden kredi limitinin belirlenmiş bulunduğu kredi sözleşmelerinde garanti edenin asıl borçluya verilen kredi miktarı ile fer'ilerinden sorumlu olduğu, başka bir deyimle bunların garanti kapsamında kaldığı açıktır.
Garanti edenin limit artışlarından sorumlu tutulabilmesi için sözleşme koşullarındaki değişikliklerin garanti verene bildirilmesi, onun da bu değişikliklere karşı çıkmamak suretiyle muvafakat etmesi gerekir. Garanti verenin muvafakati olmadan akdi ilişkideki koşulların borçlu aleyhine ağırlaştırılması veya borçlunun yeni bir takım yükümlülükler üstlenmesi garanti kapsamı dışında kalır. Öte yandan banka, kendi kusurlu davranışıyla borcun artmasına sebebiyet vermiş ise böyle bir durumda garanti edenin artan borçtan sorumlu tutulması düşünülemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; sözleşmenin düzenlendiği tarihte kredi limitinin 250.000.000.TL olduğu tarafların kabulünde olduğuna göre, garanti eden davalının sorumluluğunun asıl borçluya başlangıçta açılan bu miktar kredi borcu ve asıl borçlunun temerrüdü sebebiyle oluşan fer'ileri toplamından ibaret olduğu gözetilerek az önceki açıklamalar çerçevesinde yapılacak inceleme sonucunda oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken, garanti sözleşmesinin kapsamını tayinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte yazılı nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.05.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy