MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı şirket yetkili temsilcisi ... ile vekilleri Av. ..., Av. ... ile davalı vek.Av....'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan şirket yetkili temsilcisi ve taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, müvekkili şirketin davalının yetkili satıcısı ve yetkili servisi olduğunu, 2004 yılında filo indirimi uygulanmadığını, 45 adet aracın hurda indirimi bedelini ödemediğini, satışı kolay araçları müvekkiline göndermeyerek pazar payını daralttığını, kâr mahrumiyetine neden olduğunu, bayilerine eşit davranmadığını, filo satışına ilişkin müşterisinin ... Otomotiv’e kaydırıldığını, CSI araştırmalarında davalıya ait kusurların müvekkiline yüklendiğini, müvekkilinin savunması dahi alınmadan primlerin kesildiğini, iskonto yapılmadığını, Polis Derneği’ne yapılan satışlarda sadece ... Otomotiv’e çok yüksek oranda indirim yapılarak diğer bayilerin satış yapmasının engellendiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşme içi ihlallerden dolayı 100.000 TL.maddi ve 100.000 TL.manevi zarara hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ek indirim ve prim ödemelerinin müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğü olmadığını, tüm bayilere POPAŞ’ın takdir ettiği standart ve şartlarda uygulandığını, hurda indiriminin ... Otomotiv’in (davacının) tek taraflı ticari davranışı olup, müvekkilinin bir sorumluluğunun bulunmadığını, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin hiçbir ihtirazi kayıt ileri sürülmeden 01.01.2007’de yenilendiğini, davacıya tedarik edilen araç sayısının ... Otomotiv ve ... Otomotiv’e tahsis edilenden fazla olduğunu, hiçbir bayiye ayrıcalık tanınmadığını, filo satışlarının belli bir bayiye kaydırılmasında müvekkilinin bir menfaati bulunmadığını, ... Otomotiv’e verilen desteğin bayiler arasında ayrımcılık olarak nitelendirilemeyeceğine benzer uygulamaların istisnai de olsa gerek duyulduğunda diğer bayilere de yapıldığını, davacının servis hizmetinde müşteri memnuniyetini sağlamakta yetersiz kaldığını, bu nedenle primlerin daha az ödendiğini, ... Otomotiv’in POLSAN’a yaptığı satışta müvekkilinin bir tercihte bulunmadığını, benzer bir toplu alım olması durumunda aynı koşulları diğer bayilere de sağlayabileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının yetkili satıcı ve servis olarak çalıştığı dönemde diğer bayilere oranla yüksek satış yaptığı, davacıya tanınan vadelerin diğer bayilere tanınandan daha kısa olduğu, 50 araç alımına ilişkin taahhüt edilen indirimin davacıya uygulanmadığı, davalının taahhüt ettiği hurda indiriminden davacıyı yararlandırmadığı, kâr eden araçları davacıya diğer bayilere nazaran daha az tedarik ettiği, filo iskontosunda davacı aleyhine davrandığı, 1-2 gün içinde cevap vermesi gerekirken davalının ilk talebi 8 gün sonra, ikinci talebe 24 gün sonra, üçüncü talebe 63 gün sonra cevap verdiği, 4.teklife cevap vermeyerek doğrudan teklif verdiği ve diğer bayilerden araçların tedarik edilebileceğini belirterek sonuçta davacının filo satışının engellendiği, ... Otomotiv’e muhtelif adlar altında 2.279.403 TL.kaynak sağlandığı, Polis Sandığı’na yapılan satışların ilgili Sandığın teklifiyle gerçekleşmesi nedeniyle davalının kusuru bulunmadığı, aynı şekilde müşteri memnuniyeti piriminin bağımsız denetim kuruluşu tarafından yapılan değerlendirmeye dayalı olması nedeniyle davalının sorumluluğunun bulunmadığını davacının şahsına yönelik manevi zararın doğduğunun ispatlanamadığı gerekçeleriyle manevi tazminat isteminin reddine, talep sonucunun ıslahla arttırıldığı dikkate alınarak maddi tazminat isteminin kısmen kabulüyle 5.991.802 TL.nin dava tarihinden işleyerek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı vekili dava dilekçesinde 100.000. Tl maddi tazminat talebinde bulunmuş, yargılama aşamasında ise maddi zarara ilişkin talep sonucunu artırarak toplam 6.091.802,34 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece dava açılırken talep edilen alacağa dava tarihinden, ıslah ile talep edilen alacağa ise ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, dava tarihi itibarıyla davalının tüm tazminat miktarı açısından temerrüde düştüğü gerekçesi ile kabul edilen maddi tazminat karşılığı 5.991.802,34 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
3-Davalı vekilinin hükme esas alınan bilirkişi kök raporuna ilişkin olarak yaptığı itirazda, davacının talep ettiği hurda indiriminin hiçbir bayiye yapılmadığı; satışı kolay olup alıcı bulan ve kâr ettiren 307 HDI araçlarının tedarikinin tüm bayilere aynı şekilde yapıldığı, bayilerin ön siparişlerinin göz önüne alındığı ve bayilere en az satış hedeflerini gerçekleştirmeye yetecek miktarda araç sağlandığı; ... Otomotiv’e vade ve satış desteği adı altında sağlanan kolaylıkların bu bayinin özel durumundan kaynaklanması nedeniyle ayırımcılık sayılamayacağı gibi bilirkişi kurulunun bu konuda yapmış olduğu tespitlerin maddi hataya dayalı olduğu ve hesaplama tarzlarının da isabetli olmadığı; müvekkilinin pazarlama politikalarında ve filo iskontolu satış uygulamalarında haksız ve eşitlik ilkesine aykırı davranmadığı belirtilmiştir. Mahkemece davalı vekilinin kök rapora yönelik itirazları üzerine aynı bilirkişi heyetinden ek rapor alınmışsa da söz konusu ek rapor davalı vekilinin itirazlarını karşılamadığı gibi Yargıtay denetimine elverişli yeterli ayrıntıları da içermemektedir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, içlerinde otomotiv sektöründen uzman bir bilirkişinin de bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesinden ibarettir. Bu yönler gözetilmeden eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte gösterilen sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 990 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 01.10.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
HMK.nun 33.(HUMK.md.76) maddesi uyarınca; “Hakim, Türk Hukuku’nu resen uygular”. Aynı yasanın 119/e maddesinde ise; “Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri” dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar arasında sayılmıştır.
Buna göre bir davada olayların açıklanması taraflara, hukuki nitelendirmesi hakime ait bir görevdir. Böylece hakim, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde uyuşmazlığı ve bu uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarını belirleyecektir.
Somut olayda davacının iddiasının dayanağı olan vakıalar 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4 ve 6.maddeleri kapsamında olup, belirtilen yasa hükümlerine aykırılık sebebiyle uğranılan zararın tazmini davasının dayanağı aynı Kanun'un 58.maddesi hükmüdür. 4054 Sayılı Kanun’un 9.maddesinde, 4 ve 6.maddelerin ihlal edildiğinin tespiti yetkisi Rekabet Kurulu’na verilmiştir.
Hal böyle olunca, 4054 Sayılı Kanun’un 58.maddesine dayalı tazminat davasının açılabilmesi için öncelikle aynı Kanun’un 4 ve 6.maddelerinin ihlal edildiğinin tespiti yönünden Rekabet Kurulu’ndan karar alınması gerekmektedir. Bu bir dava koşuludur.
O halde somut olayda, dava ve usul ekonomisi de gözetilerek davacı vekiline “Rekabet Kurulu’na başvuruda bulunması ve 4054 Sayılı Kanun’un 4 ve 6.maddelerinin ihlal edildiğinin tespitine dair karar alınması” konusunda süre verilerek dava koşulunun gerçekleşmesi beklendikten sonra işin esasına girilmesi gerekirken bu yön üzerinde durulmadan yargılama yapılıp yazılı şekilde hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun farklı yönde oluşan görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy