MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek.Av.... ve davalı vek.Av....'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 25.06.2008 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca gayrimenkulün 1, 2, 3, 4 ve 10 numaralı dükkanlarının sözleşme ekindeki teknik şartnameye uygun olarak inşa edilerek 01.02.2009 tarihinde müvekkiline teslim edileceğini, teslimin nasıl yapılacağının sözleşmenin 8.maddesinde gösterildiğini, sözleşmenin 7.maddesinde ise taşınmazların 01.02.2009 tarihinde sözleşmede öngörüldüğü şekilde müvekkiline teslim edilmediği takdirde davalı şirketin her ay için 15.000 TL.cezai şart ödeyeceğinin düzenlendiğini, davalının taşınmazları (6) aylık gecikmeyle 2009 yılının Ağustos ayında teslim ettiğini, söz konusu cezai şart alacağının tahsili için başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı sonucu durduğunu belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Körfez İcra Daireleri ve Mahkemeleri’nin yetkili olduğunu, davacının icra takibindeki beyanları ile dava dilekçesindeki beyanlarının birbiriyle çeliştiğini, ödeme emrinin 4.bendinde borcun sebebi olarak kira alacağı gösterildiğini, oysa taraflar arasında kira akdi bulunmadığını, müvekkilinin davacıdan halen alacaklı olduğunu, kabul etmemekle birlikte davacının varsa alacağının takas mahsup edilmesi gerektiğini, davacının talep ettiği cezai şartın ifaya eklenen cezai şart niteliğinde olup, ifayı kabul ederken ihtirazi kayıt koymadığından artık cezai şart isteyemeyeceğini, öte yandan davacının borçlarını tam olarak ödemediği için de cezai şart isteyemeyeceğini, davacının bitip tükenmek bilmeyen istekleri nedeniyle sık sık proje değişikliğine gidildiğini, taşınmazları tek tek mi yoksa bir bütün olarak mı yapılması konusunda tutarsız istekleri nedeniyle müvekkilince defalarca telefonla davalıya ulaşılmaya çalışılmış ise de sonuç alamadıklarını, davacının taşınmazları belirlenen süre zarfında almadığı gibi, müvekkilince taşınmazların teslim alınması konusunda çekilen noter ihtarlarına rağmen teslim almak istemediğini, daha sonra ise zorunlu olarak teslim alıp ve daha sonra aradan uzun zaman geçtikten sonra bu davayı açmasının kötüniyetli olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, sözleşmenin 7.maddesindeki düzenlemenin cezai şart niteliğinde olmayıp, geç teslimden doğan kira alacağı niteliğinde olduğu, davacının dava dilekçesinde alacağını cezai şart olarak nitelemesinin bağlayıcı bulunmadığı, davalının mahsup talebinin yerinde olmadığı, sözleşmede gecikilen her ay için davalının 15.000 TL.kira tazminatı ödeyeceğinin kararlaştırıldığı ve teslim tarihine göre gecikme süresinin (6) aydan fazla olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, davalının itirazının iptaline, takibin devamına ve davalının % 40 oranında icra inkar tazminatıyla sorumluluğuna karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen 25.06.2008 tarihli sözleşmenin 7.maddesi; “Satıcı dükkanın kullanımını sağlayacak alt yapısını tamamlayarak dükkan sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren 1 Şubat 2009 tarihinde alıcıya teknik şartname uyarınca teslim etmeyi taahhüt ederiz. Teslim edilmediği takdirde 15.000 YTL.aylık kira bedeli cezai müeyyide olarak her ay satıcı tarafından nakden ve defaten müşteriye ödenecektir. Bu bedel rücuen tahsil edileceği gibi müşteri isterse ödeyeceği bedelden mahsup da edebilir” hükmünü içermektedir.
Söz konusu maddedeki düzenleme cezai şarta ilişkindir. Zaten davacı yan da gerek dava dilekçesinde, gerekse davadan önce davalıya gönderdiği 24.03.2009 tarihli ihtarnamede cezai şart alacağı olduğunu belirtmiştir. Bu durumda davacı isteminin cezai şart alacağına ilişkin olduğu gözetilerek bir değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 990.00.TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy