MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. ... ve davalı vek. Av. ...'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Dava; faturalara dayalı alacağın tahsili için girişilen icra takibine yönelik itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Davalı vekili, davanın reddi ile % 40 tazminatın davacıdan tahsilini istemiş, bu talep kabul edilmediği takdirde takas ve mahsup def' inin dikkate alınmasını talep etmiştir.
Mahkemece tensip ara kararı ile davacı vekiline usulüne uygun vekaletname ibraz etmesi için kesin süre verilmiş, verilen kesin süre içinde vekaletname ibraz edilmediğinden davacının davasının HMK.'nun 77. ve 115. maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
HMK. nun 77. Maddesi, vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekaletnamesiz dava açılamayacağı ve yargılamaya dair hiçbir işlem yapılmayacağı hükmünü amirdir.
HMK 114/f maddesi ise; vekilin davaya vekalet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnamenin bulunmasını dava şartları arasında saymıştır.
Buna dair dava şartının eksikliği halinde mahkemenin nasıl bir tutum belirleyeceği ise; HMK 115 /2 maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre giderilmesi mümkün olan bu dava şartının ikmali için öncelikle kesin süre verilip sonucu beklenmeli, belirlenen bu süre zarfında noksanlığın giderilmemesi halinde davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmelidir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun bir çok maddesinde; kesin sürelerle ilgili düzenlemeler yapılırken; sürenin ne kadarlık bir zaman dilimine tekabül ettiği açık ve net ifadelerle belirlenmiştir. Ne var ki, HMK. 77 maddesinde verilecek sürenin (nitelik açısından) kesin olduğu belirtilmesine rağmen, öngörülen sürenin miktarıyla ilgili bir düzenleme yapılmadığı, dolayısıyla bu hususun hakimin takdirine bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda kural olarak, kesin sürenin miktarını hakim serbestçe tayin edebilecektir. Ancak bu halde dahi takdir yetkisini kullanırken, usul ekonomisi ilkesini de gözeterek; noksanlığın ne kadarlık bir zaman diliminde giderilebileceğine dair öngörüde bulunması; bir başka deyişle tarafların hak arama yollarını zedelemeyecek “makul” bir süreyi tespit etmesi gerekmektedir.
Somut olayda davacı vekili, mahkemenin verdiği kesin süre sona ermeden evvel, mahkemeye dilekçe vermek suretiyle müvekkilinin yabancı olduğunu ve ikametgahının da yurtdışında bulunması nedeniyle iki haftalık kesin süre zarfında noksanlığı gideremeyeceklerini bildirerek ek süre talebinde bulunmuş ve müteakiben de usulüne uygun vekaletnameyi dosyaya sunmuştur. Bu durumda davacının yabancı olması ve ikametgahının da yurtdışında bulunması sebebiyle; bahse konu eksikliğin giderilmesiyle orantılı (mütenasip) bir süre verilmesi gerekirken, yalnızca iki haftalık süre tanınarak, noksanlığın anılan süre zarfında giderilmediğinden bahisle davanın usulden reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 20.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy