MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, dava dışı asıl borçlu ... Mobilya Elek. Ltd. Şti. ile imzalanan 14.04.2003 ve 27.04.2007 tarihli Genel Kredi Sözleşmelerinden 14.04.2003 tarihli 10.000,00 TL. limitli Genel Kredi Sözleşmesini davalının müşterek ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, bakiye alacağın tahsili için girişilen icra takibine davalının itirazının yerinde olmadığını, sözleşme hükmü gereği Kastamonu Mahkemeleri ile İcra Dairelerinin yetkili olduğunu, diğer kefil dava dışı ...'ün yaptığı ödemenin davalının borcu yönünden bir anlam ifade etmediğini ileri sürerek davalının yetki itirazının iptaline, borca yönelik itirazının ise 10.000,00 TL. ana para ve ferileri yönünden iptaline davalının tazminatla sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin ikametgahının Ankara, sözleşmenin düzenlendiği yerin ise Kdz. Ereğli olduğunu, ticari iş olduğu için Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu, müvekkilinin yalnızca 14.04.2003 tarihli 10.000,00 TL. limitli sözleşmede imzasının bulunduğunu aynı sözleşmede imzası bulunan diğer kefil ...'ün borcu ferilerini de kapsayacak şekilde fazlası ile ödediğini, ilk sözleşmeye konu borç tahsil edildiği için davacı banka tarafından 27.04.2007 tarihinde 110.000,00 TL. limitli yeni bir kredi açıldığını, bu sözleşmede müvekkilinin imzasının bulunmadığını belirterek davanın reddi ile %40 kötü niyet tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında yetki sözleşmesi bulunduğundan yetki itirazı yerinde görülmemiş yapılan yargılama, toplanan deliller, yaptırılan bilirkişi incelemeleri neticesinde davalı ile dava dışı ...'ün 14.04.2003 tarihli 10.000,00 TL. limitli Genel Kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatı ile birlikte imzaladığı, bunların aynı şirketin ortağı olduğu, hal böyle olunca aralarındaki ilişkinin gerçek birlikte kefalet olduğu, ...'ün kefalet limitinin üzerinde 17.335,00 TL. ödeme yaptığı, kefalet limitinin tümü kefillerden biri tarafından ödendiği taktirde diğeri için de alacaklıya karşı sorumluluğun ortadan kalktığı, çünkü limitin tümünü ödeyen kefilin diğer kefile payı nispetinde rücu edeceği gerekçeleri ile davanın reddine, alacaklının takipte haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle talep edilen 10.000,00 TL. asıl alacağın %40'ı olan 4.000,00 TL. kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Hükmüne uyulan Dairemiz bozma ilamında; “Davanın temelini oluşturan icra takibinde iki ayrı Genel Kredi Sözleşmelerine dayanılmıştır. Bu sözleşmelerden birinde davalının müteselsil kefil sıfatı ile imzası bulunmakta ise de diğerinde kefaleti mevcut değildir. Kefil olarak imzaladığı sözleşmede ise davalının birlikte müteselsil kefil olduğu sözleşme içeriğinden anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece bilirkişi raporları alınmış ise de bu raporlarda davalının kefaleti bulunan 14.04.2003 tarihli Genel Kredi Sözleşmesine göre kullandırılan kredi borcunun kapanıp kapanmadığı ve takibe konu edilen borcun daha sonra düzenlenen 27.04.2007 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarında açıklama bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması yönünden ek rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” denmektedir.
Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak hukukçu bilirkişiden alınan ek rapor doğrultusunda; somut olayda ... ile davalının, davacı bankanın ... Ltd. Şti'ne açtığı 10.000,00 TL limitli kredinin kefilleri oldukları, her iki kefilin de aynı sözleşmeye imza koydukları, sözleşmenin 20. maddesi ışığı altında kefillerin sorumluluğunun müteselsil niteliği taşıdığı, imzalarının aynı sözleşmede yan yana alt alta yer aldığı, bunların aynı şirketin ortakları olduğu, bu nedenle aralarındaki ilişkinin gerçek birlikte kefalet olarak mahkemece kabul olunduğu, bu ilişkinin gerçek birlikte kefalet olmadığını iddia edenin bunu ispatlaması gerektiği, dosyada aksinin ispat edilemediği, 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/49 Esas sayılı dosyasında 15/02/2010 tarihli cevap dilekçesinde banka vekillerinin ...'ün toplam ödeme miktarını 17.335,00 TL olarak bildirdikleri, bu beyanın mahkeme içi ikrar olduğu, davalı ile kefil ...'ün birlikte imzaladıkları limitin 10.000,00 TL olduğu, ...'ün bu miktarın üzerinde ödediğine dair ihtilaf bulunmadığı, bu suretle davalının borçtan ve sorumluluktan kurtulduğu sadece ...'e karşı rücudan kaynaklanan sorumluluğunun bulunduğu, davacının takibinde haksız olduğu anlaşılmakla davanın reddine, icra takibinin dava konusu her iki sözleşmeye dayalı olarak oluşan borç miktarlarını kısmen kapsamına aldığı, davacının kötü niyetinin ispatlanamadığı anlaşıldığından Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda; davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, davalının birlikte müteselsil kefil olarak imzaladığı genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. Somut olayda uyuşmazlık davalının kefaleti bulunan 14.04.2003 tarihli Genel Kredi Sözleşmesine göre kullandırılan kredi borcunun kapanıp kapanmadığı noktasında toplanmaktadır. Hükme dayanak teşkil eden bilirkişi raporuna davacı gerekçelerini göstererek itiraz etmiştir. Nitekim bilirkişi de kanaat oluşturma safhasında tahmine dayalı görüş sunduğunu beyan etmiştir. Bu durumda Mahkemece bankacılık alanında uzman bir bilirkişi tayin edilerek banka kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların itirazlarını karşılayacak ve önceki bozma ilamında bahsedilen eksiklikleri giderecek denetime elverişli bir rapor alınarak deliller hep birlikte değerlendirilip varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Dairemizin önceki kararına göre kesinleşen bir yön bulunmadığı halde Mahkemece “yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına” şeklinde karar verilmesi de isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraf vekilleri yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 15.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy